HAYATI

Divan şair. Bağdat’ta dünyaya geldiği bilinen Ruhi’nin doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. 1605’te Şam’da yaşama veda etmiştir. Yaşamı üzerine bilinenler sınırlıdır. Bağdat valisi Ayas Paşa’nın adamlarından olup Bağdat’a yerleşerek evlenen Mehmet adından birinin oğludur. Ayas Paşa 1545’te Bağdat valisi olduğuna göre Ruhi’nin bu yıldan sonra doğmuş olması gerekir.

Bağdatlı Ruhi’nin Esrar Tezkiresi’ne dayanarak serserice bir hayat sürdüğü, diyar diyar gezdiği söylenirse de, derviş tabiatlı ve babası gibi asker olmasının buna yol açtığı ileri sürülmüştür (Gölpınarlı). Ruhi, sipahi tayfasındandır. III. Murat döneminde yapılan İran savaşları sırasında Bağdat valiliği ile görevlendirilen Cigalazade Sinan Paşa’nın maivetinde bulundu, Nihavend fethine katıldı. Yine şiirlerinden, kendisinin Sirvan eyaletinde bulunan Çalı dirliğinin verildiği, ama bu dirliği beğenmediği öğrenilmektedir. Son olarak Şam’da bulunuşu ise, kasidelerinde övdüğü Osman Paşa’nın Şam valisi oluşu ile ilgilidir. 1602-1604 yılları arasında Şam kadısı olan Azmizade Haleti ile görüştüğü de bilinmektedir.

Bağdatlı Ruhi’nin Mevlevi olduğu ileri sürülmüşse de (Esrar Tezkiresi) bu yargı çürütülmüştür. Şiirlerinden Hurufi olduğu anlaşılmaktadır. Ama onu Hurufi şairler arasında sokmak yanlıştır. Çünkü Bağdatlı Ruhi, Hurufiliği benimsemiş olsa bile, şiirlerini bu yola adamamıştır. Hz. Ali’yi ve on iki imamı övse de Sünnilik mezhebinden ayrılmamıştır. Aslında yaşadığı dönem, egemen olan inançlar göz önüne alınır. Fuzuli’nin etkisi ve şairin Necef, Kerbela gibi Hasan ve Hüseyin anısı ile yaşayan çevrelerde bulunduğu da düşünülürse bu eğilim doğaldır. Nitekim onda, genel olarak tasavvuf bile ikinci plandadır. Bir dünya görüşü olarak şiirine yansır, ama onu yaşadığı dünyadan koparamaz. Ahlaki açıdan etkiler ve dervişane bir rintlik kazandırır. Herkesten oldukça uzak, paşaların yönetimine bırakılmış, karışıklar ve savaşlar ile altüst olmuş bir eyalette yaşaması ile eleştirici bir tavrı benimsemesine yol açar. Başkaldırı değildir bu. Gördüğü bozuklukların dile getirilmesi, yalnızca eleştirilmesidir. Yazıldığı günden beri şairin ün sağlayan, Şeyh Galip, Sami, Ziya Paşa, Muallim Naci gibi şairlerce nazireler yazılan Terkib-i Bend’i, bu yanını çok iyi yansıtır. Bağdatlı Ruhi, sadece Terkib-i Bend’inde değil yer yer gazellerinde de ham sofuları, ahlaksızlıkları, ikiyüzlülükleri eleştirir. Dili yalın ve konuşma diline yakındır. Sanat kaygısı gütmemiş, gerektiğinde atasözü ve deyimlerden de yararlanmıştır. Ömrünün büyük bir bölümünü Bağdat’ta geçtiği halde, Türkiye Türkçesinin özelliklerini koruyabilmiştir.

Bağdatlı Ruhi’nin gazellerinde yer yer samimi bir din ve dervişlik heyecanı da görülmekte ve bu ruh duygularına az çok zenginlik vermektedir. Hele bu ruh, hayati ve felsefi heyecanlarla karıştığı zaman daha kesif bir hal almaktadır. Bu durum Ruhi şiirini derinlere götürmektedir. Gazellerinin pek çoğu aşıkanedir. Bu alanda da coşkun değil, fakat saflığı içinde derin ve zarif bir lirizm vardır. Hayatı hakim gözü ile gören mısraları da pek çoktur. Bu yolda da Nabi’den iki asır önce Nabi ruhu yaşatmaktadır. Ara sıra şiirleri arasında yüksel bir bedbinlik felsefesi yayan mısralarına da rastlanmaktadır.

ESERLERİ

Bağdalı Ruhi’nin Divan’ı basılmıştır. Yazma nüshalarına göre eksikleri vardır. Divan’ında bulunan manzum mektuplarında ise o dönemde Bağdat’ta yaşamış önemli kişilerle ilgili önemli bildiler yer almaktadır.

ESER ÖRNEKLERİ

Şikayet ettiğimiz kendi bahtımızdadır

Sana ey afet-i devr-i zamane kim söyler

*

Yüzüne medh edeni sanma dost bir ben isem

Yolunda medhini gör gaibane kim söyler

*

Yolunda öldüğüm ol yar-i cane kim söyler

Garib halini şah-i cihane kim söyler

*

Bela-yı aşkına dil vermedik meğer var mı?

Senin için ey gönül ol dilsitane kim söyler

*

Reva mı Ruhi’yi katledesin gel insaf et

Ol ölicek gazeli aşıkane kim söyler

***

Verdik dil ü can ile rıza hükm-i kazaya

Gam çekmemiz uğrarsak eğer derd ü belaya

Devreylemedik yer komadık bir niçe yıldır

Uyduk dil-i divaneye dil uydu hevaya

***

Aya nice bir devr ede bu çar anasır

Kim ana ne evvel ola ma’lum ne ahir

*

Naçar çeker halk bu mihnetleri yoksa

Adem kara dağ olsa getirmez buna takat

Beyhüde yeter döndü n’eyler ola başımız üzre

Halkın bu felek dediği dolab-ı meşakkat

*

Beyhüde yeter döndü hemen terkini kılsa

Kim aksine devr eylemeden yeğdi yıkılda

***

Girmiş kemer-i vahdate almış ele teşbih

Her birisinin vird-i zebanı çil u pencah

Dedim be sayarsız ne alırız ne satarsız

K’asla dilinizde be Nebi var ne hod Allah

Dedi birisi şehrimizin hakim-i vakti

Hayr etmek için halka gelir mescide her gah

İhsanı ya pencah ya çildir fukaraya

Sabreyle kim demdir gele ol mir-i felek-cah

KAYNAKÇA: Abdülbâki Gölpınarlı / Ruhî-i Bağdadî (Aylık Ansiklopedisi, c. 4, s. 1371, 1948), Ahmet Kabaklı / Türk Edebiyatı (c. 2, 1978), Nihad Sami Banarlı / Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (c. 1, 1979), İhsan Işık / Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006).

 

 

Paylaş