HAYATI

Hoca Dehhani, Horasanlı divan edebiyatı şairi ve bilim insanı. Elde bulunan tek kasidesinde Horasan’dan Anadolu’ya geldiğini ve tekrar oraya dönmek istediğini söyleyen Dehhânî’nin hayatı hakkında bilinenler kendisinin bu ifadesinden ibarettir.

Hoca Dehhani, Anadolu Selçuklu Devleti’nin 1298-1301 yılları arasında hükümdarlık yapmış III. Alaeddin Keykubat döneminde Konya’ya geldi ve saraya girdi. Hükümdara sunduğu Türkçe bir kasidesinde yeniden Horasan’a dönmek için izin isteyen şairin Horasan Türkmenlerinden olduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda Sultan Alaeddin ‘in buyruğu üzerine Farsça yirmi bin beyitlik bir Selçuk Şehnamesi yazdığı kayıtlıdır. Henüz bulunamamış olan bu yapıtta gerek kendi yaşamı gerekse çağının olayları üstüne değerli bilgiler olabileceği sanılmaktadır. Nitekim Hikmet İlaydın, Dehhani’nin günümüze kalan şiirlerine dayanarak Dehhani’nin I. Alaeddin Keykubat döneminde Anadolu’ya gelmiş olabileceği ileri sürülmektedir. Gösterilen tarihsel kanıtlar bu görüşün doğruluğunu kanıtlamaktadır.

Hoca Dehhani, Anadolu’da gelişen klasik Türk şiirinin, diğer adı ile Divan Şiirinin ilk büyük ustası sayılmaktadır. XIII. Yüzyılın Anadolusu, yaşanılan tarihsel dönem göz önünde bulundurulduğunda toplumsal kargaşanın alabildiğine yayıldığı, kaynayan bir kazan görünümdedir. Anadolu’ya egemen olan düşünüş biçimi ise dinsel ve tasavvufi bir özellik taşımakta, edebiyat da bu düşünüşün etkisiyle biçimlenmektedir. Şiir ve düzyazı bir araç olarak kullanılmakta, sanatta öğreticilik başlıca amaç olarak benimsenmektedir. Bu yüzyıllarda sanatçıların Türkçeye yönelmesi de aynı amaca bağlanmalıdır. İşte Dehhani, İran etkisindeki din dışı şiirin ilk temsilcisi olarak karşımıza çıkar. Şairane benzetmeler, hayal gücüne dayalı bu tür şiir anlayışı öğretici olandan çok estetik olana yönelir. Dehhani, kendine özgü bir şiir dili yaratır. Dehhani’nin şiirlerinde bu özelliklerin hepsini bulmak mümkündür. Şiirleri arasında 14. ve 15. Yüzyıl Divan Şiirini müjdeleyen beyitler vardır. Klasik İran şiirinde klişe haline gelmiş ve sonradan bizim Divan edebiyatımızda da aynı şekilde kökleşmiş olan temsili kelime ve manzumları Türk şiirine ilk sokanlar arasında en geniş çapta yerlermiş olarak onu görüyoruz.

Şairin adının sözlük anlamı “nakkaş” demektir. Belki de Hoca Dehhani, mesleği nakkaşlık olduğu için bu adı almıştır. Bunu bilemiyoruz. Ama şiirlerinde minyatür izlenimi verecek bir dil kullandığı, somut görüntüler yaratacak sözcükler seçtiği görülmektedir. Dehhani’nin ele geçen şiirleri, ilk kez Mecdut Mansuroğlu tarafından Anadolu Türkçesi Dehhani ve Manzumeleri başlıklı bir kitapta topluca yayımlandı. Daha bilimsel bir çalışma ise 1978’de Hikmet Dilaydın tarafından gerçekleştirildi.

ESERLERİ
  • Şâh-nâme
ESER ÖRNEKLERİ

GAZEL

Aceb bu derdümün dermanı yok mı

Ya bu sabır itmegün oranı yok mı

Yanaram mumlayın başdan ayağa

Nedür bu yanmagun payanı yok mı

Güler düşmen benüm algaduguma

Aceb şol kafirün imanı yok mı

Delüptür cigerümi gamzen okı

Ara yürekte gör peykanı yok mı

Su gibi kanumı toprağa kardun

Ne sanursun garibün kanu yok mı

Cemal-i hüsrüne mağrur olursın

Kemal-i hüsnünün noksanı yok mı

Begüm Dehhani’ye ölmezden öndin

Topuna irmegün imkanı yok mı

GAZEL

Bahar erişti vü kıldı cihanı nurani

Gelin, teferrüç edelim gülü gülistanı

*

Acap ne sihr okuyuben seher yeli erdi

Ki cennet etti gül-i terle bağ ü bostani

*

Eğer gül urmadise bülbülün yüreğine ok

Niçün bulaştı kızıl kane şöyle peykani

*

Geçirme fırsatı boynun eğip benefşe bigi

Ki gül bigi geçer üş tüz ömr devrani

*

Nice nice “nedim ü dost” dedi kumru bigi

Yarından ayrı düşelden bu resme Dehhani

KAYNAKÇA: Ömer b. Mezîd, Mecmûatü’n-nezâir (nşr. Mustafa Canpolat), Ankara 1982, s. 26, 32, 42, 54, 133, Köprülü, Türk Edebiyatı Tarihi, s. 317-320; a.e., İstanbul 1981, s. 270-272, 337-338, a.mlf., Eski Şairlerimiz, Divan Edebiyatı Antolojisi, İstanbul 1934, s. 6-7, 21-23, ehhânî ve Manzumeleri (İstanbul 1947); Hikmet İlaydın, “Anadolu’da Klasik Türk Şiirinin Başlangıcı” Türk Dili, (Ankara, 1974) Sayı 277, 766-69; Aynı yazar, “Dehhanî’nin Şiirleri”, Ömer Asım Aksoy Armağanı (Ankara, 1978), s. 137-176

 

 

Paylaş