HAYATI

Divan şairi. Edirne’de dünyaya geldiği bilinen Neşati’nin doğum tarihi hakkında herhangi bir bilgi yok. 1674’te Edirne’de vefat etmiş, Muradiye Mevlevihanesi türbesinde toprağa verilmiştir. Asıl adı Ahmet Dede. Gençliği ve yetişmesi üzerine bilgi yok. Gelibolu Mevlevihanesi şeyhi Ağazade Mehmet Dede’ye bağlandı. 1652’de şeyhinin ölümü üzerine bir geziye çıktı ve Konya’ya gitti. 1670’te Edirne Muradiye Mevlevihanesi şeyhliğine getirildi. “Neşati gitmeğile eyledi mahzun ahbabı” (Fasih Dede) dizesi Neşati’nin ölüm tarihini gösterir. Melamiliği de bağlandığı, bir ara reisülküttap Sarı Abdullah kesedarlığını yaptığı bilinmektedir. Önce Semendi mahlası ile şiirler yazan Neşati, yaşadığı dönemin usta şairlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Pazarcıbaşı Nazım, “Beğendirdim Neşati gibi bir üstada eş’arım” diye öğünürken sonraki yüzyılda Nedim:

“Gittin amma ki kodun hasret ile canı bile

İstemem sensiz olan sohbet-i yaran bile”

beyti ile başlayan gazelini tahmis etmiştir. Bir kuyumcu özeniyle işlediği gazellerinde yaşayan dilin olanaklarından yararlanmış, mazmunlarla gelişen egemen estetik anlayışını zorlamış ve uyuma önem vermiştir:

“Olsa yaraşır bülbül pür-şevk Neşati

Olmakta yine gül gibi dildar küşade

*

Zehi safa diyecek alemin nesin gördük

Sitemden özge dahi hemdemin nesin gördük

*

Bi-safa-yı aşk olup bi-derd-i yar olmak da güç

Bir sitemger afetin cevriyle zar olmak da güç”

ESERLERİ

Neşati’nin Divan’ının bilimsel basımı yapılmadı. 1933’te Sadettin Nüzhet Ergun bir inceleme ile birlikte şiirlerinin bir bölümü yayımladı. Urfi’nin kasidelerin şerh eden şairin manzum Hılye-ı Enbiya adlı yapıtı 1894’te basıldı. Kavaid-i Deriyye adlı eseri ile Farsça dilbilgisi kuralları ile ilgilidir. Şehrengiz ise 144 beyitten oluşan, devrin geleneğine uyularak yazılmış bir yapıttır. Neşati’nin bir diğer eseri olan Şerh-i Müşkilat-ı Urfi ise 20 sahifeden ibaret olan küçük bir yapıttır. Fasih Dede mecmuasında kayıtlıdır.

ESER ÖRNEKLERİ
DİVAN’DAN
GAZELLER

GAZEL I

Zihi safa diyecek alemin nesin gördük

Sitemden özge dahı hem-demin nesin gördük

 

Human derd-i ser ü neşvesi bana engiz

Bu bezm-gahda cam-ı Cemin nesin gördük

 

Nişan-ı tir-i sitem olduğundan özge meğer

Derun-i sinede dağ-ı gamın nesin gördük

 

Hemişe hal-i ruhin dameniyle setr eyler

Biz ol dü-zülf-i ham-ender-hamın nesin gördük

 

Neşatiya keder-i keşf-i razdan gayri

Akan bu dide-i terden demin nesin gördük

GAZEL II

Gitdin amma ki kodun hasret ile canı bile

İstemem sensiz olan sohbet-i yaranı bile

 

Devr-i meclis bana girdab-ı beladır sensiz

Mey-i zehrab-ı sitem sagar-ı gerdanı bile

 

Bağa sensiz bakamam çeşmime ateş görünür

Gül-i handanı değil serv-i hıramını bile

 

Sineden derd ile bir ah ideyin kim dönsün

Aksine çarh-ı felek mihr-i dırahşanı bile

 

Har-ı firkatle Neşati-i hazinin va-hayf

Damen-i üffeti çak oldu giribanı bile

DER MENKÂBE-İ GÜL-İ GÜLZÂR-I RİSÂLET MÂHBÛB-I RÂBB-İ ‘İZZET

MUHAMMEDÜ’L-MUSTAFÂ SALLA’LLÂHU ʿALEYHİ VE SELLEM

Gel iy bihîn-güher-i kâr-hâne-i tekvîn

Akıt firâk ile gözden cevâhir-i rengîn

 

Hücûm-ı hasret ile kan taşup derûnuñdan

Kenâr-ı çeşmüñi laht-ı cigerle kıl tezyin

 

Reh-i mecâzda tâ key bu lagziş-i dâʾim

Dahı açılmadı mı dîde-i ĥâkîkat-bîn

 

Düşer mi meşreb-i ‘irfâna sen de insâf it

Bu dil-harâbî-i gaflet bu hîçkârî-i dîn

 

Ne tâʿatuñda safâ var ne haşyet-i yek-dem

Ne hevl-i şûriş-i mahşer ne fikr-i rûz-ı pesîn

 

Misâl-i lâle siyeh-dilsin olmaduñ hergiz

Benefşe gibi hacâletle ser-be-rûy-ı zemîn

 

Ne bûd-ı dehr ile şâd ol ne dil-harâb-ı ne-bûd

Bunuñla oldı olan rütbe-i rızâya kârîn

 

Olursa hûn ile serşâr gonçe-i kalbüñ

Yine safâyile ol gül gibi güşâde-cebîn

 

Tamâm nakş-ber-âb oldıgın bilen dehrüñ

Olur mı lutf u sitemle güşâde vü gamgîn

 

Yine zevâli mukârrer degül mi fikr eyle

Cihânı mühr gibi eyleseñ de zîr-i nigîn

 

Bürehne-ser mi degülsin sabâh-ı mahşerde

Serüñde şem‘ gibi olsa efser-i zerrîn

 

Firâz-ı evce de çıksañ misâl-i tîr eger

Yine ider seni bir gün zamâne hâk-nişîn

 

Sütûn-ı hayme gibi râstdur o kim olmış

Bu hâkdân-ı fenâdan çü hayme dâmen-çîn

 

Sakın safâyile işrâk-ı dilden ayrılma

Ne lâzım ‘ârif iseñ güft-gûy-ı Meşşâʾin

 

Dirîg o ‘ömre ki zâtuñ tefekkür eylemeyüp

Geçe hayâl-i heyûlâyile şühûr u sinîn

 

Yeter bu ʿâlem-i hâkîde üstühân-çînî

Humâ-yı fikrüñi kıl rû-be-râh-ı ‘illiyyîn

 

Gubârını göze çek bir der-i felek-kadrüñ

Ki pestdür aña nisbet firâz-ı ʿarş-ı berîn

 

Der-i saʿâdet-i Şâh-ı rüsül ki olmadadur

Hemîşe nâsiye-sâ hüsrevân-ı rûy-ı zemîn

 

Penâh-ıʿâlem ü âdem Peyem-ber-i zî-şân

Hudâygân-ı felek -bârgâh-ı ‘arş-ı mekîn

 

Şefî‘-i küll-i ümem melce-i heme ʿâlem

Şeh-i sütûde-şiyem fahr-ı enbiyâ-yı güzîn

 

Cenâb-ı Ahmed-i mürsel ki eylemiş Hâllâk

Fürûg-ı neyyir-i zâtın ziyâ-yı çeşm-i yakîn

 

O nâzenîn-i dü ‘âlem ki töhmet-i şirket

Hizâne-i ‘ademe sâyesinde kıldı rehîn

 

Şeh-i melâ’ike-‘asker ki tahtıdur eflâk

Sezâdur olsa güneş aña bâliş-i zerrîn

 

Yegâne şâri ‘-i vâlâ-güher ki zâtından

O deñli düşdi cihâna hirâs-ı şer‘-i mübîn

 

Ki Zühre dâ’ire-i mâhı eyleyüp pür-tâb

Tagıldı rûy-ı sipihre celâcil-i Pervîn

 

Gubâr-ı reh-güzeri tûtiyâ gibi mergûb

Kelâm-ı feyz-eseri tende cân gibi şîrîn

 

‘Uluvv-i kadrini gör kehkeşân degül olmış

Derinde çarh kemer-beste bende-i dîrîn

 

Hilâl ü bedr degül hasm-ı şer‘ine gerdûn

Çeker gehi teber-i hışm gehi hançer-i kîn

 

Hudâygâna sensin ki şem‘-i zâtuñla

Harem-sarây-ı dil ü cânı eyledüñ tezyîn

 

Nihâl-i kâmet-i mevzûnuñ olmasa dehrüñ

Ne bâgı zâhir olurdı ne lâle vü nesrîn

 

Cihân-penâh şehâ âb-ı şer‘-i pâküñdür

Fesâd-ı şu‘le-i âşûbı eyleyen teskîn

 

Medâr-ı her dü serâsın ‘aceb mi dergâhuñ

Gezend-i fitneden olsa cihâna hısn-ı haşin

 

Sa‘âdet ol sere kim baht-yâb-ı devlet olup

Hemîşe dergeh-i vâlâñı eyleye bâlîn

 

O katre kim dökilür dîdeden firâkuñla

Olur mı aña bahâ sad hezâr genc-i defîn

 

O seng-rîze ki pâ-mâl-i reh-güzâruñdur

Bulursa kadr ile lâyık bahâ-yı dürr-i semîn

 

Kerem-şi‘âr şehâ mevkıf-i tahayyürde

O dem ki lutfuñ ola ‘âcizân-ı haşre kârîn

 

Kuluñ Neşâtî-i güstâhı da meded şâhum

Koma hücûm-ı hacâletle şermsâr u gamîn

 

Hamûş vakt-i edebdür sakın sakın iy dil

Kef-i du‘âyı açup kıl hulûs ile âmîn

 

Hemîşe tâ ki sühân-perverân-ı ‘âlem ide

Nevâ-yı na‘t ile eflâki pür-sadâ vü tanîn

 

Çerâg-ı şerʿi olup tâ ebed ziyâ-güster

‘Aduvv-i dînine sad bâr laʻnet ü nefrîn

DER-MENKÂBE-İ RİSÂLET-PENÂH SALLA’LLÂHU

‘ALEYHİ VE SELLEM

Mihr ü meh ser-germ-i sevdâ kim gezer her rûz u şeb

Sîm ü zer îsâr iderler dehre yek-ser rûz u şeb

 

Mihr ü meh kim iki sûdâger seyâhat-pîşedür

‘Arz iderler ‘âleme kâfûr u ‘anber rûz u şeb

Mihr ü meh sanma be-sad nukl-ı kevâkib ber-tâbak

Devr ider bezm-i felekde iki sâgar rûz u şeb

 

Mihr ü meh biri gül-i zerd ü biri nergis midür

Kim virürler gülşen-i eflâke zîver rûz u şeb

 

Mühre-i mihr ü mehüñ gerdûn derûn-ı hokkadan

Birini izhâr idüp birini gizler rûz u şeb

 

Şem‘-i mihr ü mâha bîm-i gird-bâd-ı âhdan

Şîşeden ser-pûş ider çarh-ı sitemger rûz u şeb

 

Mihr ü mehden havf ile iki kedû bend eyleyüp

Bahr-ı hayretde felek olmış şinâver rûz u şeb

 

Mihr ü meh mîzân-ı dehre olmış iki keffe kim

Vezn-i isfidâc ider geh müşg-i ezfer rûz u şeb

 

Mihr ü mâh-ı nev ki hem çün gûy u çevgândur felek

Gösterür bâzîgeh-i dehr oldugın her rûz u şeb

 

Girde-i mihr ü mehe bu tâbe-i pür-tâbda

Nârdur gûyâ şafak encümdür ahker rûz u şeb

 

Mihre dâgın gösterür meh zerdî-i rûyın görüp

Bir birine derd-i ‘ışkın ‘arz iderler rûz u şeb

 

Gör safâ-yı ‘ışkı mihr ü meh bu sûz-ı dâg ile

‘Âleme olmakda yine şevk-güster rûz u şeb

 

Mihr ü meh olmazdı böyle pertev-endâz-ı safâ

Olmasa ger mazhar-ı nûr-ı Peyember rûz u şeb

 

Ol şeh-i yektâ ki mihr ü meh be-sad üftâdegî

Tâ ezelden emrine olmış musahhar rûz u şeb

 

 

Ahmed-i mürsel ki mihr ü mâha tâb-endâz olur

Her kim eyler cân u dilden na‘tin ezber rûz u şeb

 

Mihr ü meh gibi hüveydâ cebhesinde nûr-ı Hak

Sırr-ı gaybî her ser-i mûyında muzmer rûz ü şeb

 

Mihr-i şer‘-i ‘âlem-efrûz ile mâh-ı ‘adlidür

Eyleyen dünyâyı ser-tâ-ser münevver rûz u şeb

 

Mihr ü meh sanma melâ’ik nûrdan revzen açup

Ravza-i cennet-nâzîrin seyr iderler rûz u şeb

 

Mihr ü meh gibi o vâlâ ravzada rahşân olup

Zîb-bahş olmış kanâdil-i mücevher rûz u şeb

 

Mihr-tâb‘a meh-zamîrâ şer‘-i pâküñdur senüñ

Bâ‘is-i âsûdegî-i hâlk yek-ser rûz u şeb

 

Sensin ol çeşm ü çerâg-ı dehr kim sad mihr ü mâh

Lem‘a-i feyzüñ yanında şem‘-i bî-fer rûz u şeb

 

Mihr ü mehden Çarh iki mir’ât-ı sâf ‘arz eyleyüp

Tâbiş-i ‘aks-i ruh-ı pür-tâbuñ ister rûz u şeb

 

Mihri yakmış iştiyâkuñ mâhı itmiş dâgdâr

Ebrüñ ahvâli perîşân u mükedder rûz u şeb

 

Mihr ü meh pervâne-i şem‘-i cemâlüñdür senüñ

Devr iderler sûz ber-dil dâg ber-ser rûz u şeb

 

Mihr ü meh-eyzâ cenâbuñdan recâ-yı feyz ider

Yazmaga na‘tuñ Neşâtî-i senâger rûz u şeb

 

Mihr ü meh gibi alur dünyâyı zîr-i pâyine

Nûr-ı feyzüñ kim ola bir fikre rehber rûz u şeb

 

Çarh-ı nazma mihr ise ol ben meh-i tâbendeyem

Peyrev-i kilk-i Fehîm olsam n’ola ger rûz u şeb

 

Habbezâ tâb‘-ı Fehim-i hoş-sühân kim mihr ü meh

Nazmına itmektedür isâr-ı gevher rûz u şeb

 

Merhâbâ hâmem benüm kim mihr ü meh bâ-fart-ı şevk

Çihre -sâdur pây-ı müşgîn-nakşına her rûz u şeb

 

Levh-i mihr ü mâha yazmakdur bu na‘ti niyyetüm

Eyleyüp elde şu‘a‘ın hâme-i zer rûz u şeb

 

Rûşenî-i nazmumı çün mihr ü meh seyr eyleyüp

Enverî olsa ‘aceb mi hâk ber-ser rûz u şeb

 

Mihr ü meh pertev-nisâr-ı dehr olup tâ kim ola

Bir birinden geh ziyâde geh berâber rûz u şeb

 

Mihr ü mâh-ı nev gibi tâ rûz-ı mahşer ümmetüñ

Düşmen-i dîne çeke şemşîr ü hançer rûz u şeb

KALEMİYYE DER NA‘T-I HAZRET-I RESÛL

‘ÂLEYHİ’S-SELÂM

İy kilk-i sühân-tırâz-ı ma‘nî

Gencîne-güşâ-yı râz-ı ma‘nî

 

İy bülbül-i şûh-ı nagme-perdâz

V’ey tûtî-yi nükte-senc-i i‘câz

 

Pâkîze-beyân-ı mütercim-i gayb

İcrâ-kün-ı sad zebân bilâ-reyb

 

Sad şevk ile ol sarîr bî-bâk

Raks-âver-i kudsiyân-ı eflâk

 

İtsem ne zamân sarîre âgâz

Âheng tutar füsûn u i‘câz

El-hak nedür ol sarîr-i dil-keş

Urmaz mı derûn-ı nâye âteş

 

Hayret-dih-i ‘akl-ı dâniş-âsâr

Zencîr-i sütûr ile o reftâr

 

Nakş-ı kademüñ ki reşk-i Çîndür

Pîrâye-i zülf-i hûr-ı ‘îndür

 

Her gevher-i nazm-ı tâbnâküñ

Cümle ‘arak-ı cebîn-i pâküñ

 

İy murg-ı hümâ-şikâr-ı zî-fer

Ol hatt-ı siyehle bâl-güster

 

İy zîb-dih-i cemâl-i sâde

Ma‘nâ kademüñ seyr-nihâde

 

Gel çâh-ı devâta eyle efsûn

Kıl Yûsuf-ı mısr-ı nâzmı bîrûn

 

Sad sihr ile ol yine füsûnkâr

Gencîne-i gaybı eyle izhâr

 

Râmişger-i bezmgâh-ı cân ol

Mestî-dih-i ‘akl-ı nükte-dân ol

 

Ezhâr-ı hayâlı âşikâr it

Bâg-ı süheni benefşezâr it

 

Destân-zen-i na‘t-i pür-safâ ol

Mâdih-i Resûl-i Kibriyâ ol

 

Mâhbûb-ı Hudâ şeh-i dü ‘âlem

Ser-defter-i enbiyâ-yı ekrem

 

Yektâ dür-i lücce-i hakîkat

Vâlâ-güher-i muhît-i kurbet

 

Keyhusrev-i dîn-penâh-ı kevneyn

Şâhenşeh-i taht-ı kâbe-kavseyn

 

Sultân-ı rüsül şeh-i mü’eyyed

Tâc-ı ser-i enbiyâ Muhammed

Ol pâdişeh-i serîr-i levlâk

Kim pâye-i pestidür nüh eflâk

 

Cevlângeh-i pâki cây-ı bî-câ

Ya‘nî ki bisât-ı kurb-ı Mevlâ

 

Meh şevk-i ruhıyla dâgdârı

Hurşîd-i sipihr hâksârı

 

Hem hâtem-i enbiyâ-yı ekrem

Hem sırr ile cümleden mukaddem

 

Üftâde-i hâki müşg-i ezfer

Âvâre-i hüsni mihr-i enver

 

İy bâ‘is-i hestî-i dü ‘âlem

V’ey râtıbe-bahş-ı kadr-i Âdem

 

Sen olmış idüñ nebiyy-i yektâ

Âdem dahı olmadın hüveydâ

 

Sensin bu kadar zuhûra bâ‘is

Dillerde olan bu şûra bâ‘is

 

Sen olmasañ iy cihân-ı bîniş

Gelmezdi vücûda âferîniş

 

Zâtuñ ki tılısm-ı bî-bahâdur

Gencîne-i sırr-ı Kibriyâdur

 

Hâk-i kademüñ ki kuhl-ı dîndür

Pîrâye-i çeşm-i hûr-ı ‘îndür

 

Cibrîl-i emîn rikâbdâruñ

Gülzâr-ı bihişt reh-güzâruñ

 

La‘luñ ki hayât-ı câvidândur

Şerbet-dih-i cân-ı ‘âşıkândur

 

Sad Hızr u Mesîh haste-hâlüñ

Leb-teşne-i şerbet-i zülâlüñ

 

Yûsuf-menişân-ı mısr-ı i‘câz

Mûsî-revişân-ı vâdi-i râz

 

Dil-beste-i zülf-i müşg-bûyuñ

Der-bân-ı ‘asâ-be-dest-i kûyuñ

 

Sen şem‘ -i münîr-i bezm-i tafsîl

Pervâne o bezme rûh-ı Cibrîl

 

Hurşîd ile meh ki çâkerüñdür

Hasret-keş-i rûy-ı enverüñdür

 

Hicrân-zede ol iki cîger-sûz

Cûyendeñ olup gezer şeb ü rûz

 

Göklerde sehâb bî-kârâruñ

Olmak diler ol da sâyedâruñ

 

Olsa ne kadar edâ-yı medhüñ

Mümkin mi yine sezâ-yı medhüñ

 

Besdür saña medh iy şeh-i pâk

Lev-lâke lemâ halaktü’l-eflâk

 

Lutfuñdan olursa ger icâzet

Hâlüm ideyüm biraz hikâyet

 

Pâ-beste-i nefs-i şûm-kârem

Âşüfte-dimâg-ı rûzgârem

 

Derd oldur aña nefs-i ser-keş

Urmakda metâ‘ -ı câna âteş

 

Kaldum reh-i gamda zâr pâmâl

Ben haste göñül şikeste-ahvâ

 

Sûdâger dil ki pür-ziyândur

Bâ‘is gam-ı ‘ışk-ı dilberândur

 

Birinden olursa dâmen-efşân

Elbetde bulur bir âfet-i cân

 

Her biri bir birinden âfet

Âteş-zen-i hırmen-i selâmet

 

Bir tîr atar mı kim zamâne

Evvel beni eylemez nişâne

 

Kendüm bileli bu gamla zârem

Çün gerdiş-i çarh bî-kârârem

 

İy hüsrev-i din-penâh ki sad dâd

V’ey şâh-ı felek-cenâb feryâd

 

Feryâd ki zâr-ı dil-harâbem

Üftâde-i çâh-ı ıztırâbem

 

Kalursam eger bu gamla me’yûs

Hayfâ hayfâ hezâr efsûs

 

Demdür bu Neşâtî-i hazînüñ

Lutfuñdan olursa hûşe-çînüñ

 

Kıl bend-i belâdan anı âzâd

Olsun ko gamuñla da biraz şâd

 

Göster aña rûy-ı bî-misâlüñ

Görsün ko cemâl-i bâ-kemâlüñ

 

Sad derd ile bî-karâruñ olsun

Dil-haste vü cân-figâruñ olsun

 

Dûr itme meded mahabbetüñden

Ayrılmaya tâ ki kurbetüñden

MERSİYE Lİ-HAZRET-İ İMÂM HÜSEYN

I

Akıt hûn-âbe-i çeşmüñ gelen mâh-ı muharremdür

Yine mâh-ı muharrem bâ‘is-i endûh-ı ‘âlemdür

 

Ciger-hûn olmamak mümkin mi ‘âlem derd ile şimdi

Zamân-ı mâtem-i şeh-zâde-i zi-şân-ı Ekremdür

 

Vücûdın pâre pâre eyleyüp meh derd-i mâtemle

Tagıtmış ebr kendin seb‘a-i seyyâre derhemdür

 

Güsiste rişte-i ‘işret perîşân hâne-i şâdî

Şikeste çeng-i Zühre hâl-i gerdûn cümle pür-gamdur

 

Atar bir gün vücûdın hâke seyr it çün şihâb ol da

Niçe demdür felek gamla dimâg-âşüfte sersemdür

 

Meger bülbül çemende mersiye-hân oldı ezhâre

Perîşân hâl-i sünbül gonçeler mebhût u ebkemdür

 

‘Aceb mi şâh-ı gül pür-dâg iderse şimdi bâzûsın

N’ola hûnîn ‘âlem kaldursa lâle vakt-i mâtemdür

 

Gezer gülşende zencîrin sürür mecnûn olup cûlar

Benefşe ser-fikende bâr-ı sad endûh ile hamdur

 

Bu bir mâtemdür el-hâk kim buña mümkin degül tâkat

N’ola olsa derûn-ı gonçe pür-hûnâbe-i hasret

II

Çeker çâk eyleyüp gül dest-i mâtemle girîbânı

Cîgerler hûn ider bülbüllerüñ feryâd u efgânı

 

Olur pür-nem çemende çeşm-i nergis eşk-i şebnemle

Görüp her subh-dem hûnîn-şafak hurşîd-i rahşânı

 

Hayâl-i Kerbelâ eyler ki galtân itdiler hâke

Dem-âlûde ser-i şeh-zâde-i yektâ-yı zî-şânı

 

Dirîg ol dem şihâb âsâ niçün mâhv olmadı bilsem

Düşüp hâke sipihrüñ âftâbı mâh-ı tâbânı

 

Dirîg ol dem niçün gerdûn girüp sad perde-i şerme

Yirin milk-i ‘ademde itmeye bir künc-i pinhânî

 

Dirîg ol dem niçün tolâb-ı çarhuñ akmayup âbı

Felek soldurdı ol nev-res nihâl-i gülşen-i cânı

 

Dirîg ol dem niçün kan aglayup ebr-i siyeh gamla

Cihânuñ olmaya her sengi bir yâkût-ı rummânî

 

Dirîg ol dem niçün sad lücce-i mâtem gelüp cûşa

Tecâvüz itmeye tufân-ı girye hadd-i imkânı

 

‘Aceb hâl-i musîbet bü’l-‘aceb hayret-fezâ mâtem

Revâdur tâ kıyâmet olsa ‘âlem derd ile pür-gam

III

Cigerler âteş-i hasretle yansun şu‘le-hâr olsun

Göñüller derd ile pür dîdeler hem eşk-bâr olsun

 

Yine bir mertebe tutsun cihânı nevha-i mâtem

Melâ’ik dîde-giryân ehl-i ‘âlem cümle zâr olsun

 

Çıkup dûd-ı derûn-ı ehl-i mâtem evc-i gerdûna

Siyehler geysün ‘âlem şâm-ı hasret âşikâr olsun

 

Kesüp geh na‘l-i tâze geh yakup bir dâg-ı pür-hasret

Felek mâtemgeh-i ‘âlemde dâ’im dil-figâr olsun

 

Akıtsun dîdeden feryâd ile ebr-i siyeh eşkin

Derûnı derd ile mâhuñ da yansun dâgdâr olsun

 

Yıkılsun sakfı gerdûnuñ dökülsün dâne-i encüm

Dil-i ‘uşşâk-ı şeydâ gibi ol da târümâr olsun

 

Atılsun mihr-i ‘âlem-tabhâke bâm-ı gerdûndan

Düşüp rûy-ı zemîne hem çü sâye hâksâr olsun

 

Görüp bu mâtemi cûlar da dögsün seng ile cismin

Cihânı geşt idüp hasretle dâ’im bî-kârâr olsun

 

Figân sad âh ile çarh-ı denî-i sifle-perverden

Ki ayırdı cihânı böyle bir pâkîze gevherden

IV

Nedür bâ‘is bu deñlü kîne bilsem çarh-ı hod-râye

Şikest olmak neden ol gevher-i pâk-i girân-mâye

 

Neden ol gevher-i yektâyı devrân eylemek zâyi‘

Ne gevher kim fürûgı ta‘ne eylerdi Süreyyâya

 

Sehâb ol gevher-i yektâyı turmaz cüst ü cû eyler

Kemâl-i iştiyâkından iner geh rûy-ı deryâya

 

‘Alevzâr oldı her bir dil tutuşdı ser-be-ser ‘âlem

‘Aceb âteş bırakdı çarh-ı zâlim cân-ı dünyâya

 

N’ola hûn-ı şafak dâmânını eylerse âlûde

Tokındı seng-i fitne ‘aks idüp nüh çarh-ı mînâya

 

Ne dâmânı kala gör çarh-ı dûnuñ ne girîbânı

Hele gör sen de seyr it pençe-i pür-zûr-ı da‘vâya

 

Ne da‘vâ kim ola erbâb-ı mahşer cümle pür-hasret

Ne da‘vâ kim düşe dehşetle lerze ‘arş-ı a‘lâya

 

Ne da‘vâ kim kopa nev bir kıyâmet dahı ol demde

Gele bir mertebe meydân-ı mahşer şûr u gavgâya

 

Dönüp hûnîn kefenle lâlezâre ‘arsa-i mahşer

Akar her dîdeden sad derd ile cûy-ı belâ yek-ser

V

Neşâtî gel yeter feryâdı ko dehri harâb itdüñ

Eritdüñ zehre-i hurşîdi mâhı dil-kebâb itdüñ

 

Neşâtî gel yeter âteş bırakduñ hırmen-i sâbra

Hırâş-ı cevr ile cân u dili pür-ıztırâb itdüñ

 

Neşâtî gel yeter virdüñ sipihre havf ile lerze

Ciger-hûn eyledüñ geh mihre geh mâha ‘itâb itdüñ

 

Neşâtî gel yeter koyduñ sipihri perde-i şerme

Nikâb-ı ebr ile mihri giriftâr-ı hicâb itdüñ

 

Nedür bu nazm-ı pür-sûzuñda âteş-pâre mazmûnlar

Dil-i sükkân-ı çarhı cümle hep pür-sûz u tâb itdüñ

 

Nedür bu dîde-i terden akan hûnâbe-i hasret

Çemenzâr-ı gamuñ seng-i siyâhın la‘l-ı nâb itdüñ

 

Nedür bu cûş-ı tufân-hîz-i hasret cism-i zâruñda

Akıtduñ lücce-i çeşmüñ cihânı gârk-ı âb itdüñ

 

Nedür bu derd ile şîven yeter zâbt eyle feryâduñ

Ki ‘aklı rû be-râh-ı hasret u sâbrı harâb itdüñ

 

Yeter virdüñ yeter ruhsat beyân-ı hecre hâmûş ol

Çeküp sahbâ-yı ‘ışkı gel biraz ser-mest ü medhûş ol

KAYNAKÇA: Ergun, Sadeddin Nuzhet (1936-45). “Behcetî (Hüseyin)”. Türk Şairleri. İstanbul, İlhan Berk (1982). “Neşâtî Bugün de Bir Saklı Sudur”. Gösteri 17: 77.

Paylaş