HAYATI

Saz şairi. 1860’da Erzurum’un Narman kazasına bağlı İd nahiyesi, Samikale köyünde dünyaya geldi. 1915’te doğduğu köyde yaşama veda etti ve burada toprağa verildi. Asıl adı Hüseyin olan Sümman, Hasan Ağa adlı bir köylünün oğludur. Yaşamını çobanlık yaparak geçirdi. Erzurum’da aşıklardan saz çalmayı öğrendi. Rivayete göre, Ablak Taşı ya da Aylak Taşı denilen yerde hayvan otlatırken uyuya kalır ve rüyasında gördüğü Bedehşan Emiri’nin kızı Gülperi’ye aşık olur. Daha sonra Gülperi’yi aramak için Kafkasya, İran, Afganistan, Hindistan ve Turan ülkesini dolaştı. Ama Gülperi’yi bulamadığında köyüne geri döndü. Gezici aşıkların geleneğini sürdüren Sümmani, Kars ve dolaylarını dolaştığı ve Kırım’a dek gittiği biliniyor.

Sümmani’nin şiirleri din dışı halk şiirinin tüm özelliklerini taşır. Esinini doğadan alan koşmaları, onu, Karacaoğlan ve Emrah çizgisinin en başarını şairlerinden biri yapar. Hayatın felsefesini açık bir halk anlayışı içinde derin bir düşünce ile yoğurarak ve pek çok şiirinde bu dünyaya gelişi ve bu dünyadan gidiş konusunu sokup:

“İki yüz yetmiş altı gelmişim nöbete ben

Onun için haris olmam rütbeye ziynete ben

Devri teslim edeceğim bakarım müddete ben

Der Sümmani nihayet hiçte karar eyledi”

diyen Sümmani kuvvetli bir halk şairi olarak çıkar okuyucu karşısına.

ESERLERİ
  • Sümmani’nin şiirleri Aşık Sümmani Hayatı ve Şiirleri adlı bir kitapta toplanmıştır. (1934, 1975)
ESER ÖRNEKLERİ
SÜMMANİ ŞİİRLERİ

I

Bir nur doğdu alem oldu urüşan
Dostlar benim halim perişan
Oldu güzellere günlümüz nişan
Vurdular beni de hep böyle tek tek

Okudum sevdayı zihnim bulandı
Baktım çar köşede kadeh dolandı
O yârin aşkı ile gönlümüz yandı
İçerken badeyi kadehle tek tek

Aslımız yapılmış ab-ü türabdan
Gönül yap ey güzel kaçma sevaptır
Yandık ateşinde uyandık habdan
Vurulduk gönülden hep böyle tek tek

Düşemedim dostlar ben bu elfazı
Yüreğimi yaktı ol peri kızı
Kara gördüm artık kış ile yazı
Felek bizi attı bu yola tek tek

Yıllardır düşmüşüm ben bu mihnete
Yetmedim dünyada asla hikmete
Mecnunu da atmışlardı gurbete
Kalmıştı gurbette hep böyle tek tek

İçtim aşkı kadehin gördüm rengini
Tamam on sekiz yıl sürdüm cengini
Yar yüzünden gördüm siyah bengini
Düştüm en sonunda bu hale tek tek

Dediler Sümmani gel çekme elem
Ademi çürütür dert ile verem
Senin için kavuşmak dünyada haram
Felek kalem çalmış hep böyle tek tek

II

Gurbet ilde bir hal geldi başıma
Kaadır Mevlam nasip eyle sılayı
Koymaz felek, koymaz gidem eşime
Kaadir Mevlam nasip eyle sılayı

Kağıdım yol yazam yâre gönderem
Yanık arzuhalim kime bildirem
Hançer olup kendi kendim öldürem
Kaadir Mevlam nasip eyle sılayı

Huma kuşu yere düşüp ölmedi
Dünya Sultan Süleyman’a kalmadı
Dönem gidem dedim nasip olmadı
Kaadir Mevlam nasip eyle sılayı

Sümmani bu, bunu böyle buyurdu
Ayrılık donunu alup giydirdi
Ayrılamam dedin felek ayırdı
Kaadir Mevlam nasip eyle sılayı

III

Bahar gelir yine karşı dağlara
Mor menekşe lale bitmek içindir
Bülbül figan eder iner bağlara
Bir gül koncası ile yatmak içindir

Ezelden bu dünya fanidir fani
Bugün vardık yahu ya yarın hani
Hak bize çok verdi akl-ü iz’anı
Hakka daim şükür etmek içindir

Hey Sümmani gönül alsa tek olmaz
Konargöçer hiç kimseye yük olmaz
Can emanet bir kimseye mülk olmaz
Bu dünyada gelen gitmek içindir

IV

Kalkın verin şu aşıkın sazını
Nasihat eylerse tutun sözünü
Ejderha misali açmış ağzını
Korkarım yutacak yer beni beni

Şimdi menzilimiz yüceden yüce
Çok mesarif edüp girmeyin borca
Varından ziyade bir altın harca
Sarıp gül kefene koy beni beni

Yaktı yüreğimi şu hasret abı
Akıttım gözümden kan ile habı
Avuçlayıp yerden alın türabı
Savurun başıma vay beni beni

Sümmani dünyadan uçmuş gidiyor
Ecel şerbetinden içmiş gidiyor
Cümle yarenlerim kalmış gidiyor
Mahşerde görürsünüz siz beni beni

V

Dünyalıktan halim sorar kimisi
Bizde sim yerine emraz bulunur
Böyle imiş alnımızın yazısı
Elimizde bir kırk saz bulunur

Aşıklar beyhude gurbeti gezer
El oğlu ariftir ne olsa sezer
Güzellerde vefa bizde sim ü zer
Ne kışın bulunur ne yaz bulunur

Sümmani kıssadan hisse bu pendin
Bu aşkın narına yandıkça yandın
Sakın bir kimseye kendin
Doğru arar isen pek az bulunur

VI

Bir vefasız dilber ağlattı beni
Serimi sevdaya sardı eyvah ey
Gene tazelendi eski yaralar
Düşmanlar peşime güldü eyvah ey

Ben sana ne dedim ey kaşı keman
Şadettin cihanı dillere destan
Koynun içi cennet bağı gülistan
Turunç memelerin soldu eyvah ey

Sümmani biçare kadrin bilen yar
Çok mu çekeceğim derdin yalan yar
Evvel benim ile söyleyip gülen yar
Şimdi ırak yerde kaldı eyvah ey

VII

Deli gönül ile düştük bir cenge
Hikmeti sorulmaz iştir bu gönül
Günden güne girer her türlü renge
Bazı solar bazı kumaştır bu gönül

Bazı seyre çıkar hub seyranlanır
Bazı nefse uyar pek bühtanlanır
Bazı yoksul düşer perişanlanır
Her derde ey geda baştır bu gönül

Bazı yelkenini derin yürütür
Bazı ah vah ile ömrün çürütür
Bazı lale sümbül çiçek bürütür
Bazı pus dumandır kıştır bu gönül

Sümmani dünyada sen çekme yası
Allah de silinsin o kalbin pası
Göğsüne dayanır ecel pençesi
O zaman yoklarsın boştur bu gönül

VIII

Bir menzile başa kadar varmazsan
Sen o yola kervan olsan fayda ne
Bir dilberin sinesine konmazsan
Hayal ile mihman olsan fayda ne

Çekme şu dünyanın endişesini
Temiz eyle kalbin her köşesini
Kem söz ile kırma gam şişesini
Kırıp sonra pişman fayda ne

Deli gönül her isyandan beridir
Bir ah çekse dağı taşı eritir
Her bir güzel yiğidin yâridir
Elin güzeline baksan ne fayda

Bir yazı ki kara olur kalemde
Sözü hor görünür her tür kelamda
Biz güzel ki seni sevmez alemde
Ya sen ona hayran olsan fayda ne

Arabi Farisi dilin olmazsa
Bülbüle münasip gülün olmazsa
Asla bir meslekte elin olmazsa
Dava ile sultan olsan fayda ne

Sefil Sümmani gel Hakk’ı zikreyle
Verdiği nimete daim şükreyle
Yaman iş ta ezelden fikreyle
Başa geçip pişman olsan ne fayda

IX

Uyandım gafletten oldum perişan
Bir nur doğdu alem oldu ürüşan
Selam verdi bana üç hüb devrişan
Lisanları bihoş sedasın tek tek

Aldılar abdesti uyandım habdan
Okuttular üç harf yeşil yapraktan
Dersimi verdiler ilm ü kudretten
Okudum harfini noktasın tek tek

İçtim aşk badesin gördüm rengini
Tam o sekiz saat sürdüm cengini
Yar yüzünde gördüm üç beş bengini
Halhalın altında noktasın tek tek

Yıllardır düşmüşüm ben bu mihnete
Yetmedim dünyada asla mihnete
Mecnun’u da atmışlardı gurbete
Kalmıştı gurbette sılasın tek tek

Lisanları bihoş eder niyazı
Onlar da okurlar harf ile sarfı
Dediler vakittir kılak namazı
Cemolup aldılar abdestin tek tek

Okudum harfini zihnim bulandı
Baktı çar etrafa kadeh dolandı
O yârin aşkıyla gönlümüz yandı
Nuş ettim pirlerin badesin tek tek

Düzemedim dostlar ben bu eflazı
Yüreğimi yaktı ol peri kızı
Kara gördüm artık kış ile yazı
Felek attı bize sillesin tek tek

Dediler Sümmani gel çekme elem
Adam çürütür dert ile verem
Seninçün kavuşmak dünyada haram
Böyle yazmış kalem Hüda’sın tek tek

KAYNAKÇA: Okay, H. Nezihi (1934). Âşık Sümmânî. Sinop: Sinop Halkevi Neşriyatı, Gündoğdu, Cengiz (2007). “Erzurumlu Âşık Sümmânî’nin Şiirlerinde Tasavvufî Neş’e”, Atatürk Üni. İlahiyat Fakültesi Türk-İslam Düşünce Tarihinde Erzurum Sempozyumu, Erzurum, s. 15-32.

 

Paylaş