HAYATI

XIX. yüzyıl şairlerinden. 1813’te İstanbul’da dünyaya geldi. 1893’te İstanbul’da yaşama veda etti. Gençliğinde Nakşıbendi, Halveti ve Üveysi tarikatları şeyhlerine intisab ederek resmi görevler almadı. Bu yüzyılın en tanınmış mutasavvıf şairlerinden olan Osman Şems Efendi, Encümen-i Şu’ara’ya da katıldı. Büyük bir cilt oluşturacak sayıdaki şiirleri müritlerine kalmış ve yayımlanmamıştır. Ziyâ Paşa, şair hakkında: “Osman Efendi’nin kerametine kani olmam lazım gelse kendinin Arapca okuduğunu bilen olmadığı hâlde hepimizden iyi Arapça bilmesinden dolayı kani olurum.” demiştir.

ESERLERİ

Şiirleri bir divan halinde yayımlanmadı.

ESER ÖRNEKLERİ

GAZEL I

Görünür tâbiş-i didâr gönülden gönüle
Berk urur pertev-i envâr gönülden gönüle

Mütekabil iki mir’ât-ı musaffâya adil
Aks eder hâlet-i ahyâr gönülden gönüle

Zâkiri vâsıl eder hazret-i mezkûre temâm
Nûr-ı bâlâ rev-i ezkâr gönülden gönüle

Devr-i sahâbe vü surahi vü piyâle gibidir
Dökülür neş’e-i esrâr gönülden gönüle

Dem-i âheng-i ney-i şah ile mansûre dönüp
Rabt olur sohbet-i ebrâr gönülden gönüle

Tarz u etvâr-ı hâmuşânede bî-savt u hurûf
Vahyolur ma’nî-i güftâr gönülden gönüle

Yeter ey Şems yeter laf ile keşf-i esrâr
Keşf odur kim gire esrâr gönülden gönüle

GAZEL II 

Gözü, dünyâ mı görür âşık-ı dîdâr olanın
Dilberi, sen gibi bir mâh-ı dil-âzâr olanın

Gayre meyli olamaz, aşkın ile yâr olanın
Yücedir rütbesi mihrinle hevâ-dâr olanın

Ayağı yer mi basar zülfüne berdar olanın
Aşk u şevk ile verir cân ü serî döne döne

Nâr-ı aşkınla yanan, şem’a-i kâfûr gibi
Sâf eder sînesin âyîne-i billûr gibi

Cûş eder mevc-i dili, mevc-i yem-i nûr gibi
Görünür bâng-i “Ene’llâh!” ile Mansûr gibi

Tutuşur meş’al-i âhı şecer-i Tûr gibi
Savrulur göklere her bir şereri döne döne

Sana dil-beste olan, zülf-i perîşânın ile
Mest olur gerçi mey-i la’l-i gül-efşânın ile

Hûna âğâşte olur hancer-i müjgânın ile
Âkıbet yârelenür pençe-i hicrânın ile

Saplanıp sîh-i gama âteş-i sûzânın ile
Laht-ı biryâna döner tâ ciğeri döne döne

Her tecelli kim eder aşk-ı dil-efrûz-i niğâr
İnleyip bâd açar, la’lini gül-bâğ-ı bahar

Cûylar girye edip, na’re urur murg-ı hezâr
Raks eder pîr-i felek vecd ile bî-sabr ü karâr

Kimi bî-savt ü hurûf ü kimi pür-nâle vü zâr
Zikr eder Hakk’ı cihân zir ü beri döne döne

Cezbe-i aşk ile bir âleme kıldın ki hirâm
Düşdü sermest gönül, bezmine bî-bâde vü câm

Çeşmime oldu hüveydâ nice merdân-ı kirâm
Kimi Veys ü kimi Bedr ü kimisi Şems-i be-nâm

Mevlevî gibi şebistân-ı mahabbetde müdâm
Şem’inin yanmada pervâneleri döne döne

Âh kim gerdiş-i dûlâb-ı cihân gibi, nisâb
Aksine devr ile îdüp yine cüllâbı serab

Etdi bu bâğda bir serv-i revânım kem-yâb
Kıldı üftâde-i çâh-ı çemenistân-ı türâb

Nevh-i nâlemden olup devrine zencir-i tınâb
Dil ü çeşmin dökülür eşk-i teri döne döne

Kıldı hasret beni sergeşte vü mestâne-revân
Nâr-ı firkat dilime açdı nice dâğ-ı nihân

Başdan başa olup zâr tenim dîde-i cân
Görmeğe zülfü içinde ruh-i cânânı ayân

Şems olup, hem-reviş-i mihr ü meh-i nûr-efşan
Seyr eder çarh ile şâm ü seherî döne döne

KAYNAKÇA: Celepoplu, Ayşegül (hzl.) (2013). İbnü’l-Emin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri. C. V. Ankara: AKM Yay, Çiftci, Ömer (hzl.) (yty.) Fatîn Dâvud, Hâtimetü’l-Eş’âr. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10736,metinpdf.pdf?0. [Erişim Tarihi: 21.01.2015]. 421-22.

 

Paylaş