HAYATI

Şair. 25 Ekim 1958 günü Erzurum’da dünyaya geldi. Tam adı Mehmet Oktay Taftalı. Nevin Hanım ile PTT memuru İhsan Taftalı’nın oğlu. Haydarpaşa Lisesi’ni (1978) ve İÜEF Felsefe Bölümü’nü (1982) bitirdi. Viyana Üniversitesi’nde doktora yaptı. 1988’den beri Viyana’da eğitim danışmanlığı yapıyor. Fenerbahçe Kulübü’nde lisanslı olarak boks yaptı (1974-77). Üç Çiçek, Poetika, Düşler ve Öküz dergilerinin yazı kurullarında bulundu. Viyana’da yaşıyor; evli. İlk şiiri (“Ahırda Gördüm Onları”) 1980’de Somut’ta çıktı. Şiir ve yazılarını Varlık, Sombahar, Düşler, Kaçak Yayın, Yeni Harman, Özgür Edebiyat ve Öküz dergilerinde yayımladı. “1980 kuşağı” şairleri arasında yer aldı.

ESERLERİ

Şiir:

  • Pembe Aralık, İst.: Çizgi, 1986
  • Suların Durulduğu Yerlerde Yalnız Askerler, İst.: Era, 1993
  • Kan Geleneği, İst.: Era, 1997
  • Sivil Aşk Yoktur, İst.: Gendaş, 1999

Deneme:

  • Anti Postmodern Bakış/Şiirin Mikro Estetik Eleştirisi, İst.: Era, 1993
  • Medya Çağında Düşünce, İst.: Era 1995
  • Ahlak, Estetik ve Şiir, İst.: Gendaş, 1988
  • Bir Uzun Mektup, Emperyalizm, ahlak ve Siyaset Üzerine, İst.: Cadde, 2005
  • Batı Aydınlanmasının Sonu ve Yerli Düşünce, İst.: Cadde, 2005

ESER ÖRNEKLERİ

Kayıp Ve Marifet

buğday sararıyordu, eve dönme zamanı gelmişti
güneş dağda küçülmüş, haram bir akik’e dönmüştü
yalanlar söyleniyordu hakkında
çok zengin ve gözü kara diyorlardı
bilmiyorlardı sabır’a verdiğin emeği
eskidendi, gurbet zamanıydı, toprağa şekiller çiziyordun elinle
ya rahmet siliyordu ya ay ışığı bozuyordu şekilleri
eve dönmüyordun

izzetin soyundan geldiğini sanıyordun, inat ediyordun tabancaya
bir ağaç kovuğunda yaşadın yıllarca
bir kayanın ardında kar erittin, diken soydun
terinle tuzladın dikenin özünü
ayakların donuyordu kına yaktın, kâr etmedi
yine koptu parmakların
karanlığa alıştırmıştın gözlerini, mert olmaya çalışıyordun
bir kez kıbleden esmişti rüzgar, eve dönme zamanı gelmişti
dönmüyordun
evdekiler çoktan ölmüştü
kimse var mıydı yanında, ihanete uğruyor muydun
farkında değildin, kendince hep çocuktun
kendi ardına gizleniyordun, kendinden habersiz yaşlanıyordun
herkes görüyordu
çocuktun yaşlandığını bilmedin
bilmiyordun
evdekiler hayattayken sen kayıptın
alimlerden ve gezginlerden önce marifeti bulacaktın
buğdayı savunacaktın, bir ‘kesik hoyrat’ söyleyecektin
aldandığını varsaydın bir gün
gözlerinin feri söndü, kendi hayalini vurdun

yılan zehiri yakardı, kasatura kan, yırtardı sivrisi kayanın
hepsinin acısını birden duyardın
korkuyordun
kimse senin kadar korkmamıştı dağlarda
ölmüşlerdi marifet buydu

sen günahsızlara eziyet edildiğini sanırdın
‘ilahi toprak, ilahi ölüler, ilahi vatan
hayat irademiz, ihanet
ve ilahi korkak insan’
diye diye yakacaktın kendini

olmadı
izzetin soyundan geldin ya
bilgelik seni bitirdi

gece vakti yine kıbleden esiyordu rüzgar
meşeler yanıyordu bir yanda
ama sırtını dağlara döndün sadakati düşündün
ama sırtını dağlara döndün, ölümü gördün yanında
eve dönme zamanı gelmişti
sen kayıptın
evdekiler çoktan ölmüştü

KAYNAKÇA: M. Celâl, “Şair Estetikçi ve Etikçi Olmak Zorunda,” Cumhuriyet Kitap, S. 261 (16 Şubat 1995).

Paylaş