HAYATI

Öykü yazarı. 19 Mart 1965 günü Bursa’ya bağlı İnegöl ilçesinde dünyaya geldi. Hanife Hanım ile memur Mustafa Şükrü Özcan’ın oğlu. İlkokulu Bursa’da okudu; ortaöğrenimini İnegöl İmam-Hatip Lisesi ve Endüstri Meslek Lisesi’nde tamamladı; Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdi. TRT’de gösterilen “Mimar Sinan” (1988), “Yayla Yollarında” (1988-89), “Yunus Emre” (1990) ve “Kırkambar” (1991-92) adlı yapımlarda yönetmen yardımcılığı yaptı. 1989’dan beri gazeteci; Yeni Şafak’ta köşe yazıları yazıyor. Arkadaşlarıyla birlikte Albatros dergisini (12 sayı, 1989-90) çıkardı. TYB üyesi. Ankara’da yaşıyor; bekâr. İlk öyküsü (“Ressamın İçgeçirmeleri”) 1989’da Albatros’ta çıktı. Öykü ve yazılarını Hece dergisiyle Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde yayımladı.

ÖDÜLLERİ

  • Hiçbişey ile 1991 TYB Hikâye Ödülü.

ESERLERİ

Öykü:

  • Hiçbişey, Ank.: Vadi, 1991

Deneme:

  • Günlerin Gölgeleri, İst.: Mavi, 1997
  • Ruh Yordamı, Ank.: Vadi, 1998

Çocuk Öyküsü:

  • Altmışikiden Tavşan, İst.: Kırkambar, 1997
  • Kim Duma Dum Kime, İst.: Uğur Böceği, 2005

ESER ÖRNEKLERİ

GRİ SERENAT

Hatırlıyor musunuz? O günlerde ne kadar özledim, ne kadar aradım elinizin sıcaklığını… Anlatamam. Öyle bir hasreti çöktü ki elinizin içime, delineceğim diye korktum. İnsan ne yapacağını bilemezmiş böyle zamanlarda. Cepler de öyle… Başka ceplerle ya da mesela bir eldivenle beni aldatabileceğini düşünerek kıskandım bile elinizi. Sevenin gözleri kör oluyor bayım. Yaz günü eldiven takılır mı? Sonra eliniz, ömrü boyunca belki de farkında bile olmadığı bir cebe sadakatle bağlı kalamaz ya! Nasıl olsa her şey bitecek bir gün; bütün diğer ceketler gibi, gri kruvaze ceketin de modası geçecek… O da diğerleri gibi bir köşeye atılacak… Hanımınızın,  eskiyen siyah; ceketinizin kumaşından diktiği yastık her an gözümün önünde dururken; ben sonsuza kadar elinize sımsıkı sarılmayı nasıl düşünebilirim. Bugün bir ceket cebiyim, ama yarınların bana neler hazırladığını biliyor muyum? Belki bir yastık, belki bir tozbezi yapılacağım eskidiğimde. Hepimizin ipleri Tanrı’nın elinde bayım. Öyle sanıyorum ki; mutluluğu farketmemiz için yarattı acılan. İçimin o kopkoyu karanlığı olmasa; bağlanabilir miydim elinize bu kadar? Ama bir gün, bir daha hiç içime bırakmamak üzere elinizi alacakmışşınız benden… Olsun. Bütün kaybedişler güzellikleri biraz daha belirginleştirmek için değil mi? Bir kumaş parçası olarak benim de hatırlayacağım bir sevgilim olacak o zaman. Dünyanın en tatlı gözyaşlarını dökerek, ne talihli olduğumu düşüneceğim. Gözyaşının sadece hatırlarken vermeye razı olduğu o hazzı, siz de tattınız mı bayım? Ama siz kumaş parçalarının da ağlayabileceğini hiç aklınıza getirmediniz, öyle değil mi? Kumaş parçalarının Cansız varlıklar olduğu öğretiliyor insanlara. Bu koskoca bir yalan bayım… Koskoca bir yalan… İşte ben, bir kapaklı cep olarak elinizi severken; dünyadaki her şeyden daha canlıyım. Size nasıl kanıtlayabilirim bunu? Ama herhalde, elinizdeki sımsıcaklığı farkediyorsunuzdur benim içimdeyken. Dünyadaki her şey sevgiyle ısınır ancak bayım; fizik kanunları her şeyi saptırıyor. Babam, herkesin içinde bir ateş yandığını söylemişti bir gün. Ne kadar haklı olduğunu anlıyorum şimdi. Şimdi, pek çok şeyi daha iyi anlıyorum. Elinizdeki içtenliği, o belli belirsiz duyarlılığı, nasıl içime çekiyorum anlatamam size. Onunla gurur duymalısınız bayım. Dünyada sizin eliniz kadar sıcak bir başka el olduğunu hiç sanmıyorum. Onu hep böyle hatırlamak istiyorum. Böyle sıcak… Sakın benden önce ölmeyin bayım…  Sakın soğutmayın ellerinizi ben ölmeden önce. Sakın ölmeyin bayım. Sakın ölmesin elleriniz içimde…

Sakın bayım!.. Sakın!.. 

                                                                                              (Hiçbişey, 1991)

KAYNAKÇA: İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009).

Paylaş