HAYATI

1887’de İstanbul’da dünyaya geldi. 12 Mayıs 1919 günü, genç yaşta boğazındaki bir rahatsızlık sebebi ile hayatını kaybetti ve Büyükada Mezarlığı’na defnedildi. Bazı yapıtlarını T. Nahide ve Ruhi Bikayd imzalarını kullanarak kaleme aldı. Gülhane Askeri Rüştiyesi matematik öğretmenlerinden Yarbay Asaf Bey’in oğlu, yazar ve çevirmen Mina Urgan’ın babası, şair ve ressam Mustafa Irgat’ın ise büyükbabasıdır. Askeri Rüştiye’den sonra Galatasaray Sultanisi ve Hukuk Mektebi’nde öğrenim gördüyse de her iki okulu da tamamlamadan eğitim hayatını yarıda bıraktı. Çeşitli memurluklarda çalıştı. Daha sonra İttihad ve Terakki Partisi’nde üye olarak Birinci Dünya Savaşı yıllarında iaşe memuru olarak görev yaptı. Bir süre sonra memurluk görevinden tamamen ayrılarak tüm zamanını edebiyat çalışmalarına ayırdı.

“Adalar Şairi” olarak tanınan Tahsin Nahit, ilk şiirleri 1905 yılında T. Nahide imzası ile Selanik’te yayımlanan “Çocuk Bahçesi” adlı dergide çıktı. Nahit’in daha sonra şiir, öykü ve tiyatro üzerine yazıları Muhit, Resimli Kitap, Rabia, Aşiyan, Kadim, Resimli Zaman, Servet-i Fünun, Hale, Şair ve Nedim dergilerinde çıktı. Nihat Tahsin daha sonra Fecr-i Ati topluluğuna katıldı. Ahmet Haşim’in etkisinde kaleme aldığı şiirleri ile büyük bir başarı gösteremeyen yazar, daha çok oyunları ile adından söz ettirdi. Şiirlerinden bazı bestelenmiştir.

Tahsin Nahit’in yapıtlarından “Bir Çiçek Bir Böcek”, (R. de Flers Claillavet’teb uyarlama), “Akortacı” (M. Thieery’den uyarlama), “Bursalı Hala”, “Sanatkar”, “Talak” adlı oyunları yayımlanmamıştır. Sabahattin Süleyman ile birlikte kaleme aldığı oyunu “Kösem Sultan” ise 1912 yılında tefrika edilmiştir.

“Bireysel konulardaki, dili ve kuruluşları zayıfça şiirleri Ahmet Haşim’in etkisindedir”. (Behçet Necatigil) 

 

“Otuz iki yaşında ölen biyolojk babam Tahsin Nahit’i hiç tanımıyorum. O aklıma geldikçe, “delikanlı” babam derim kendi kendime ve şimdi o yaşta bir torunum olabileceğini düşünürüm. Babamın neden bu kadar gençken öldüğü çocukluğumda bana söylenmemişti. Annem de, sevgili nenem de bu acı olaydan söz etmek istemiyorlar, “birkaç gün içinde öldü işte” diyerek, sorularımı geçiştiriyorlardı. Ben de yaşından büyük romanlar okuyan bir çocuk olarak, babamın kendini öldürdüğü kanısına vardım ve bu durumlar kalıtımsal olduğundan, günün birinde ben de intihar edebileceğimi düşündüm. Ancak on iki yaşıma doğru babamın hangi hastalıktan öldüğünü öğrendim: Bir yakınımızın başına gelen bir felâket üzerine, boğazım sıkılıyor-muş, nefes alamıyormuşum gibi bir sıkıntı duydum. Annem sokakta olduğu için, bunu üvey babama söyledim. Falih Rıfkı büyük bir telâşa kapıldı. Hemen bir taksi çağırdı; ünlü kulak -burun -boğaz uzmanı Dr. Taptas’a götürüldüm. Falih Rıfkı “polmyozt” gibi bir tıp terimi kullanarak, “bu çocuğun babasının hastalığı da böyle başlamıştı” dedi. Meğer babamın boğaz kasları sıkışmış ve bu yüzden çifte plörez olarak, birkaç gün içinde oluvermiş. Şimdiyse bu hastalığın tedavisi çok kolaymış, bir tek enjeksiyonla sıkışan kaslar gevşetiliyormuş”. (Mina Urgan, Bir Dinozorun Anıları adlı kitabında).

ESERLERİ

OYUN: Hicranlar (1908), Jöntürk (Ruhsan Nevvâre ile, 1909), Firar (1910). Şahabettin Süleyman ile: Kırık Mahfaza (1911), Kösem Sultan (basılmadı, 1912), Ben… Başka… (1913), Rakibe (1919), İki Böcek Bir Çiçek (R. de Flers-Caillavet’den uyarlama, basılmadı), Osman-ı Sâni (basılmadı), Rakîbe (Henry Kistemaeckers-Eugéne Delard’dan uyarlama, 1919), Sanatkâr (basılmadı); Talâk (basılmadı).

ŞİİR: Rûh-ı Bikayd (Kayıtsız Ruh, 1910).

Paylaş