HAYATI

Tarihçi ve yazar. 1658’de İstanbul’da dünyaya geldi. 1724’te İstanbul’da yaşama veda etti. Fındıklı semtinde doğduğu için Fındıklılı sanı ile de bilinir. Silahtar Mehmet Ağa, genç bir delikanlıyken girdiği sarayda yetiştirildi. On dokuz yaşında Hasbahçe bostancıları zümresine katıldıktan sonra çeşitli saray hizmetlerinde bulundu. Sarıkçıbaşısı olduğu II. Mustafa’nın yanından ayrılmadı ve 1703’te III. Ahmet’in tahta çıkışıyla da silahtarlığa yükseltildi. Padişah üzerinde etkisi olan kişilerle anlaşamadı. Valilikle görevinden uzaklaştırılmak istenince emekliye ayrıldı. Tarihini yazmayı sürdürdü.

Silahtar Tarihi, Katip Çelebi’nin Fezleke’sine ek olarak 1654’ten 1694’e kadar Osmanlı tarihi olaylarını sırasıyla yazmaktadır. Bunun ilk kısımları kendinden önceki tarihlere 1679 yıllarından sonrası bir saray üyesi sıfatı ile kendi gözlemlerine dayanmaktadır. Yalandan gördüğü olayları, savaşları, fermanları, konuşmaları, padişahları, vezirleri ve bunlarla ilgili hadiseleri en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır. Yalnız tarihi muhakeme ve tenkide fazla yer vermemiştir. Padişaha dair ifadeleri çok kere iyimser vir görüşe, geleneksel ve mecburi –aynı zamanda samimi bir duyguya dayanmaktadır. Bununla beraber, görüş ve anlatımında incelik ve espri yok değildir. Saf ve doğal bir görüşle tespit ettiği olayların içinde devrin özellikleri ile dolu çok enteresan tarih sahneleri göze çarpmaktadır.

IV. Mehmet’e karşı reaksiyonlar ve Siyavuş Paşa’nın öldürülmesi olaylarına dair tasvirler bunların en göze çarpanlarındandır. Kandiye’nin alınması dolayısıyla Girit tasvirlerinde Evliya Çelebi’yi tanımlar gibidir. Bu ifadesine saz şairlerini karıştırması da ayrıca ilginçtir:

“Valide Sultan namına ta’mir olunan hamam Hazret-i Meryem manastırı olup şol kadar ruşendir ki vasıf olunmaz. Dünyaya ne denli güzel geldiyse cümlesinin suretin bunda ızhar ve ma’rifetin beyan etmişler. Yirmi yedi penceresinde güzel suretler yazılmış ki birbirine:

Pencereden bakışalım

Elma turunç atışalım

deyip güya naz ve işve ederler:

İner su alır ırmaktan

İlik görünür parmaktan

Öldüm sana yalvarmaktan

Gel seninle barışalım

deyip mahbub gül simalı kızlar soyunup hamama girerler.”

Silahtar Tarihi’nde, Avrupa’dan, Avrupa saray hayatından – pek çok teşkilat kelimelerini de kullanmak üzere- bahisler vardır. Bu arada memur olarak girip gördüğü Avusturya Başkomutanı Maksimilyen ile imparator ile ilgili anlattıkları da ayrıca ilginçtir.

ESERLERİ
  • Silahtar Tarihi
  • Zeyl-i Fezleke
  • Nusret-nâme
ESER ÖRNEKLER
SİLAHDAR TARİHİ’NDEN

İHRAK-I KEBİR DER-ŞEHR-İ İSTANBUL

Sene-i mezbüre mah-ı zilkadesinin on altıncı şenbe gün ikindiye karib ber-mukteza-yı takdir-i İlahi Ayazma kapusı haricinde vaki bir dükkandan ateş zuhur edip etraf u cevanibde olanlar defiyle takküyyüd ü ihtimam üzereler iken defi mümkün olmayıp hükkam-ı şehr ve zabitan-ı asker gelip yetişince ale’l-fevr ol havalide olan keresteci dükkanları ve sair sair dekakinleri Unkapanına varınca ihrak bi’n-nar edüp bala-yı surdan şehre dahil oldu. Kaim-makam paşa ve Sekbanbaşı ve bostancıbaşı ve sairleri balta ve kanca sakalar ile teskinine sa’y olunur iken Ağa kapusına isabet edip muhafaza-i şehr içün ol mahalleden kol dağıtmak resm-i kadim iken bu def’a hilal-ı ade harab-u viran ve asude-i bister-i istirahat olanların perişan etmek için kol kol etraf- cevabinibe dağıldıkta men’i müstemi olanlar dahi ne canibe gideceklerin bilmeyip hayran kaldılar. Gittikçe zebanekeş ü alemsüzluğu izdiyad bulup alevleri bölük bölük olup ve her bölükleri emr-i Hak’la başka bir semte sülük edip ahşama değin Süleymaniye ve Sultan Bayezid ve Şehzade semtlerin hake beraber eyledi.

Nazm:

Haneler tude-i türab oldu
Kahlar mesken-i gurab oldu

TULU’-I NECM-İ GİSUDAR

Evahir-i şehr-i mezburda kıble canibinden necm-i gisu-dar yani ki kuyruklu yıldız tulu’-ı eyleyip iki ay mikdarı müşhade olundu. Mah-ı recebin on birinci Cuma gün valide sultan hazretlerinin mukaddema bahçe kapusu dahilinde itmamına mübaşeret eyledikleri cami-i şerifinde ibtida Cuma namazı kılındı. Ve yirminci ikinci Salı gün padişah hazretleri Nişancı Cafer Paşa’ya emekdar u ihtiyarlığına binaen mezahim-i aliyye-i husrevanilerinden hilaf-ı fahire-i vezaret ile İclal buyurup paye-i serir-i a’la-ya ru-mal eyledi. Ve mah-ı şabanın üçüncü Pazar gün Silahdar-ı hassa Ömer Aga’ya vezaret ile hükümet-i Mısır ihsan ve kaimmakam paşaya mihman kılınıp yerine Çukadar-ı hassa Kız Hüseyin Aga silahdar oldu. Ve evahir-i şehr-i merkumda asitane vüzeradan Doğancıbaşı Yusuf Paşa Anadolu askerin sefere sürmeğe memur olup öte yakaya azimet eyledi. Ve mah-ı ramazanın on yedinci düşenbe gün ordu-yı hümayundan Çengizade Ali Paşa’nın başı geldi. Ve yirmi birinci Cuma gün sabıkan musahiblikten kapucıbaşılıkla ihraç olunan Leh Hasan Ağa’ya merahim-i aliyye-i padişahiden küçük mirahorluk inayet buyuruldu ve mah-ı şevvalin on yedinci gün müneccimbaşı müneccimin efendiye Belgrad payesiyle kemer Edremid kazası arpalık verildi.

KAYNAKÇA: Topal, Mehmet (2001). Silahdâr Fındıklı Mehmed Ağa-Nusretnâme-Tahlil ve Metin (1106-1133/1695-1721). Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi, İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009).

Paylaş