HAYATI

Şair. 1919’da Kırklareli’ye bağlı Kurudere köyünde dünyaya geldi. 1 Şubat 1979’da Kırklareli’nde yaşama veda etti ve burada toprağa verildi. Asıl adı Muharrem Akıncıoğlu. Bursa Lisesi’ni (1938) ve İÜ Hukuk Fakültesi’ni (1943) bitirdi. Ölümüne dek Kırklareli’nde avukatlık yaptı. 1952’de Ceza Kanunu’nun 142. maddesinden tutuklanarak 20 ay hapis yattı, 1954’te beraat etti.

Bursa Lisesi’nde öğretmenliğini yapan Orhan Şaik Gökyay’ın etkisiyle gençlik yıllarında Turancı görüşlere sempati duyan ve Servetifünun-Uyanış, Yedigün ve Yücel (1938-40) dergilerinde yayımladığı şiirlerini Haykırışlar (1938) isimli bir kitapta toplayan Akıncıoğlu, anılan dönemi için, 1976’da Hikmet Altınkaynak’a “Ben Türkçüydüm, ırkçıydım, Turancıydım [Nihal] Atsızcıydım lisede. Bir de şiir kitabım vardır lisede bastırılmış. Haykırışlar diye. İthaf edilen kişi de Orhan Şaik Gökyay’dır. Orada Atsız gibi de şiirler yazmıştım” der. Lise yıllarının ardından Turancılıktan uzaklaşıp 1940 kuşağının toplumcu şiir akımına katılan Akıncıoğlu’nun bu dönemde yazdığı şiirleri Yeni Edebiyat, Yürüyüş, Gün, Pınar, Yeryüzü, Dost dergilerinde yer alır. Bu dönemde yazdığı şiirleri ölümünden sonra 1985’te kitaplaşmıştır.

1940 kuşağı toplumcu şairleri arasında özgün bir yeri olan Akıncıoğlu’nun şiirleri için Şükran Kurdakul “Destansı özellikler taşıyan şiirleri halk ve divan şiirini özümsediğini gösteren öğelerle donanmıştır. Ama bir neo-klasik sayamayız onu. Çizim anlayışı ile, insana, dönemine yaklaşımı ile çağdaştır” yorumunu yapmıştır.

ESERLERİ

Şiir:

  • Haykırışlar, Bursa: Ankara Kitabevi, 1938
  • Umut Şiirleri, Ank.: Hacan, 1985
ESER ÖRNEKLERİ

EDİRNE


Burda her şey
Bakınır hüsnüne hayran
Seyreyler cemalini eğilmiş suya
Mermer ihtişamında serhadd-i vatan
Aşina bir çehre sezer belki diye
Devr-i saltanatından Edirne
Bir deste alev güldür, mahzun
Yar elinden düşürülmüş şimdi suda
Ve sular
Şimşir kelamı dilinde
Destan okur okur akar
Ve bihaber Yıldırım’da, bir evcikte
-akan sudan, uçan kuştan-
Yeşil dut yaprağında
Ak bir ipek böceği
Kozasını dokur dokur ölür

Uyanır veda etmiş gibi artık uykuya
Konuşan bir dil olur
Çiler uzakta
Bülbül sesi yağmur gibi
Bülbül Adası’nda

Kanadı gümüşlü kuşlar geçer
İki şak bölüp mehtabı
Kıyık’tan uçurulmuş
Salınır bahçeler içre kızlar ki
Nazardan kaçırılmış
Ağzında kan kırmızı bir can eriği
Mehtapla beraber düşmüş gibi arza
Kızlar ki güzel
Dört başı mamur ve murassa
Sevdaya tutulmak bile mümkün
Yeni baştan
Söylemek kolay olsa eski türkümü
Edirne köprüsü taştan
Sen çıkardın beni baştan

KAYNAKÇA: Kurdakul, Sözlük, 45; Kurdakul, Cumhuriyet, 272; Necatigil, İsimler, 30; H. Altınkaynak, Edebiyatımızda 1940 Kuşağı, İst., 1977, s. 57-60.

Paylaş