HAYATI

10 Haziran 1915’te Fındıklı, İstanbul’da dünyaya geldi. 15 Haziran 2013 günü İstanbul’da hayatını kaybetti. Gençay ve P. Bayburtlu imzalarını da kullandı. Haydarpaşa İlkokulu’ndan sonra Saint Pulcérie Fransız Kız Lisesi’nde iki yıl öğrenim gördü. Eniştesi Ali Naci Karacan’ın ortağı olduğu Tan gazetesinde çalışmaya başladı, burada Peyami Safa’nın yönlendirmesiyle yazarlığını geliştirdi. Mösyö Angel’den Fransızca dersleri aldı. Bir süre İstanbul Elektrik Şirketi’nin Neşriyat Bürosu’nda sekreter olarak çalıştıktan sonra 1944 yılında İsviçre’ye gitti. Bern Basın Ataşeliği’nde üç yıl sekreterlik yaptı. Bu dönemde Türkiye’nin Bern Büyükelçisi olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile tanışıp dostluk kurdu. Bu yıllarda Cumhuriyet gazetesinde “İsviçre Mektupları” başlığı altında röportajlar yayımladı. 1947 yılında Türkiye’ye döndükten sonra Basın Yayın Genel Müdürlüğü Yabancı İşçilerle İrtibat Bürosu’nda ve Yeni İstanbul gazetesinde ikişer yıl çalıştı. Daha sonra Azra Erhat, Vedat Günyol ve Fikret Adil ile birlikte bu gazetenin edebiyat bölümünü hazırladı. Bir süre Milliyet ve Son Posta gazetelerinde çalıştı.

Peride Celal, ilk eseri olan “Ak Kız” adlı öyküsü 1935 yılında Sedat Simavi’nin Yedigü dergisinde çıktı. Tan, Son Posta ve Cumhuriyet gazetelerinde yayımladığı öykü, röportaj ve tefrika romanları ile adını duyurdu. 1935-1949 yılları arasında kaleme aldığı, “pembe roman” da denilen popüler aşk ve serüven romanlarını daha sonra beğenmeyerek dışlamış, kendi ifadesi ile “geçinmek için çalakalem” yazdığı bu kitapları bir tür “roman alıştırması” olarak görmüştür. 1949 yılında yayımlanan Dar Yol romancılığında bir dönemeç olarak kabul edilse de kendisi “pembe edebiyattan gerçek edebiyata” geçişini 1954 yılında basılan Üç Kadının Romanı ile başlatır. Romancılığındaki bu ikinci başlangıç için Behçet Necatigil, “daha sonra gözlem, sanat ve çözümleme yatırımlarıyla, öncekilerden çok ayrı ve Türk romanının gelişim çizgisi üzerinde ağırlığı olan romanlara geçti” değerlendirmesini yaptı.

Peride Celal, roman ve öykülerinde İstanbul’un aydın ve zengin kesimini çözümleyici, zengin bir gözlem gücüyle, gerçekçi yalın ve yer yer hüzünlü bir dil ile anlatır. Son yapıtlarında ayrıntılara inmedeki başarısı, sevgisizlik, yalnızlık ve ölüm temalarını işlerken trajedi ve ironiyi birlikte vermesi ile dikkat çekti. Özellikle kendisinin “otofiction” diye nitelendirdiği Kurtlar’da yazarın modern bir roman yapısını kurmayı denediği belirtildi. Çukur (Pay Kavgası) adlı öyküsü ustalık dolu bir edebiyat verimi olarak değerlendirildi.

1996 yılında 15. İstanbul Kitap Fuarı’nın “onur yazarı” seçildi. Kızıl Vazo romanı Atıf Yılmaz tarafından 1961 ve 1969 yıllarında, Yıldıztepe romanı Memduh Ün tarafından 1965’te, Ada öyküsü ise Süreyya Duru tarafından 1988’de filme alınmıştır.

Selim İleri ve A. Kabacalı tarafından kendisi hakkında hazırlanan iki kitap bulunan Peride Celal, Üç Yirmi Dört Saat ile Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (Fazıl Hüsnü Dağlarca ile paylaştı), Kurtla ile 1991 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı almıştır.

Selim İleri Peride Celal hakkında şu değerlendirmeyi yapar: “Münif Fehim imzalı güzel, nostaljik kapaklarıyla Sönen Alev, Yaz Yağmuru gibisinden duygulu eserlerinde, Peride Hanım, okur yetiştiren, edebiyatı sevdirici popüler bir yazar kimliğindedir. Ama Peride Celal, yazına adamıştır yaşamını, sessizce çalışmakta, Türkiye’nin değişen toplumsal/siyasal ve kültürel koşullarını gözlemekte, değerlendirmektedir. İddiasız görünmektedir. Bu tavrını son yapıtlarına kadar sürdürmektedir. Örneğin 1985’te şöyle demektedir: “Aslında ben ne yazar, ne edebiyatçı, ne de şu ya da bu akıma bağıntısı olan biriyim. Önemli yapıtlar yaptığımı, edebiyat tarihine geçeceğimi düşünmedim hiç ve sanmıyorum da. (…) okuyucuların, yarattığım hayallerde biraz olsun kendilerini bulabilecekleri, benimle aynı rüyaları paylaşabilecekleri umuduna kapıldığımda mutlu oluyorum. “Bu alçakgönüllü yazar, belirttiğim gibi zamanın ruhunu yakalamaya başladığını sezmektedir artık ve santimantal biçemine (üslubuna) gözle görülür bir eleştîrellik sinmektedir. Peride Celal ‘Dar Yol’la asıl kimliğine kavuşur. Artık konularına gerçekçi açıdan yaklaşmakta, popüler edebiyatçılık deneyimlerinden ustaca yararlanabilmektedir. Güz Şarkısı, bir başyapıt saydığım Üç Kadının Romanı ve nihayet, olağanüstü Türkçesi, unutulmaz ‘Çukur’ hikâyesiyle Pay Kavgası, bize gerçekten has bir yazar portresi sunmaktadır”.

ESERLERİ

ROMAN: Sönen Alev (1938), Yaz Yağmuru (1940), Ana-Kız (1941), Kızıl Vazo (1941), Ben Vurmadım (1941), Atmaca (1944), Aşkın Doğuşu (1944), Kırkıncı Tepe (1945), Yıldıztepe (1945), Dar Yol (1949), Üç Kadının Romanı (1954), Kırkıncı Oda (1958), Gecenin Ucundaki Işık (1963; 1996’da Gecenin Ucunda adıyla), Güz Şarkısı (1966; önce Cumhuriyet’te tefrika edildi), Evli Bir Kadının Günlüğünden (1971), Üç Yirmidört Saat (1977), Kurtlar (1990), Deli Aşk (2002).

ÖYKÜ: Jaguar (1978), Bir Hanımefendinin Ölümü (1981), Pay Kavgası (1985), Mektup (1994), Melahat Hanımın Düzenli Yaşamı (1996).

 

 

Paylaş