HAYATI

Öykü yazarı. 10 Ocak 1969 günü Iğdır’da dünyaya geldi. Bazı ürünlerini Balku imzası ile kaleme aldı. Orta ve lise eğitimini Sapanca Lisesi’nde tamamlayan Yücel Balku, 1993’te Uludağ Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Çalışmalarını uzun yıllar Bursa’da sürdürdü.

Yücel Balku’nun ilk öyküsü “Boğarak” kendi çıkardığı Prometheus (Bursa, 1992, dört sayı) dergisinde yayımlandı. Hayalet Gemi’de yazdı. Bursa’da kurduğu Yazın Atölyesi halen işlemekte.

ÖDÜLLERİ

  • İnkılap Kitabevi 2000 Öykü Ödülü
  • “Koza’nın Kapıları” adlı denemesiyle Bursa-Osmangazi Belediyesi’nce düzenlenen “Bursa Denemeleri” deneme yarışması birincilik ödülü (2002).

ESERLERİ

Öykü:

  • Sükût Ayyuka Çıkar, İst.: İnkılap, 2001
  • Gonca’nın Üçüncü Günü, İst.: Doğan Kitap, 2004
  • Tayfanın Seyir Defteri (Bitmemiş Külliyat), İst.: Doğan Kitap, 2005.

ESER ÖRNEKLERİ

SUKUT AYYUKA ÇIKAR’DAN

Oldu işte Çerbetan, nargile tütmüyor artık. Altmış beş yaş ne ki tütün bile tükendi; soldu gül, tuz ıslandı, içimiz cız etti. Mermer masanın üstünde cıva hayasızlığıyla tomurcuklanan birkaç damla kan da olmasa hepimiz hazırız inanmaya zamanın bildiğimiz zaman, şehrin bizim aşina şehrimiz olduğuna.

Burada ne var? Güneşin batar gibi yaptığı bir akşamüstü, unutmak için konuşan ben ve bir kahvehane. Kahvehanede nargilelerin marpucuna anaların iffetli memsine sarılır gibi sarılmış onlarca yaşlı adam. Unuttum Çerbetan, bir de ne var, ikircikli güneş, ki bakma batar gibi yaptığına, süzülüp geçiyor fötr şapkaların deliklerinden. Hem sonbahar hem akşamüstü. Sonsuz gün batımı, kurşun hüzün. Birisi çıt çıkarsa efsun bozulacak sanki. Kendi dumanlarının ardında heykelsi bir edayla oturan kocamış adamlar gençliklerini hatırlayıp koşuşturacaklar, dışarıdaki kalabalığın delice çalkantısında yorgun birer zonklama olacaklar. Ama çıt yok. Biliyorlar, intiharın mümkün olmadığı tek mevsimdir ihtiyarlık.

Senin de aklına takılmıyor mu Çerbetan? Ruhlarının temyiz edilemez mahkumiyetini bu taş lahitte, bu arkaik kabrin loşluğunda çeken yaşlı bedenleri buradan alıp üzeri betonla kaplı çirkin mezarlara defnetmek hangi hayırsız oğlun, hangi kadirbilmez damadın ya da bıkkın gelinin işidir? Burası onların ehramıdır ve insan zanneder ki yüzyıl sonra bu nargile kahvesini toprak altından çıkarmak için kazı yapacak olan ukala arkeologlar, onları yine böyle kötü kilimler serili sedirlerde oturup nargile fokurdatırken bulacak ve inceden inceye kafayı yiyeceklerdir.

İkiz kubbeli tavan, hayat denen tumturaklı yalandan gönüllü olarak el etek çekmiş, dil çekmiş ihtiyarların üstüne alçakgönüllü bir türbe gibi kapanmış. Öylesine alçakgönüllü ki, günün birinde biçare kadının kapısına bir çaput bağlayıp küçük bir lütuf dahi dileneceğinden ümitvar değil. Soluduğumuz havada bir kümbet serinliği ve herkeste bir öte dünya sükûneti. Herkes susuyor Çerbetan. Buranın bir zamanlar mahkeme binası olduğu yolundaki rivayet midir suskunluklarına sebep? Kendi kendilerinin yargıcı ve celladı mı oluyorlar susmakla?

KAYNAKÇA: T. Er, “Çağdaş Zaman Meseleleri”, Radikal Kitap (2 Ağustos 2002).

Paylaş