HAYATI

Şair. 1226’da bugün Karaman denilen Larende’de dünyaya geldi. 1312’de Konya’da yaşama veda etti. Babası Mevlana’nın yanında toprağa verildi. Asıl adı Bahaeddin Muhammed. Mevlana’nın büyük oğludur. İlköğrenimini babasından aldı. Küçük kardeşi Alaeddin ile birlikte eğitim için Şam’a gönderildiği söylenirse de, bu konuda elimizde kesin bir bilgi yok. Ama babasının çevresinde yetiştiği, Konya’ya gelen bilginlerden feyz aldığı kuşkusuzdur. Sadık bir mürit gibi babasına ve Şemseddin Tebriz’e hizmet etti. 1246’da ilk kayboluşunda Şam’a gideren Şems-i Tebriz’i geri getirdi. Konya’ya kadar Şems’in atının yanında yaya olarak yürüdüğü belirtilir. 1247’de Şems’in vefat etmesinden sonra aynı saygısı babasının halifeleri olan Selahaddin-i Zerkub’a ve Hüsamettin Çelebi’ye de göstermiş, 1273’de babasının ölümü üzerine onun yerine geçmesi istenmişse de Sultan Veled, bunu kabul etmemiş ve Çelebi’ye tabi olmuştur. 1284’te Hüsamettin Çelebi ölünce ısrarlara karşı koyamamış, post-nişinliği kabul etmiş, ama gerçek halifenin Kerimüddin Bektemür olduğunu belirtmekten de geri kalmadığı gibi, 1291’de Bektemür’ün vefatına kadar ona gereken saygıyı göstermiştir. Postnişin olduktan sonraki çabaları Mevleviliği örgütlemek üzeredir. Mevlevilik onun döneminde örgütlü bir tarikat haline gelmiş, gerek yapıtları, gerekse dört bir yana gönderdiği dervişleri ve halifeleri ile Mevleviliğin yayılmasını sağlamıştır.

Bütün araştırmalar Sultan Veled’in şiirlerinin, sanat açısından başarısız olduğunu belirtirler. Gerçekten karşımıza babası Mevlana’nın bir taklitçisi olarak çıkar. Denilebilir ki bütün yapıtları, Mevlana’nın düşüncelerini açıklamak amacıyla yazılmış, bu yapıtlarda öğreticilik amaçlanmıştır. Yalnız dil tutumuyla babasından ayrılır ve şiirlerinden az da olsa Türkçeye yer verir. Bu da onun öğreticilik amacına ve örgütçülüğüne uygun düşer. Türkçenin bu dönemde, tasavvufi halk edebiyatı ve batıni dervişleri yoluyla ağırlığını duyurmaya başlamış olması da, Sultan Veled’i Türkçe beyitler söylemeye itmiştir. Nedeni ne olursa olsun Sultan Veled’in Türkçe şiirleri Eski Anadolu Türkçesinin ilk örnekleri arasında sayılmaktadır.

ESERLERİ
  • İbtida-name: 1291’de Farsça yazılmış mesnevi şeklinde bir eserdir. İçinde yetmiş altı Türkçe beyit bulunmatadır. Veled-name adı ile de tanınır.
  • Rebab-name: 1301’de kaleme alınmış Farsça bir mesnevidir. Yazmaların taranması sonucu bu eserde yüz altmış iki Türkçe beyit tespit edilmiştir. Aslında bunlar çok öncede Batılılarca bilinen ve Selçuklu Beyitleri adı ile yayımlanan beyitlerdir.
  • İntiha-name: Yine Farsça yazılmış bir mesnevidir. Bu eserde Türkçe beyit yoktur.
  • Divan: Gazel ve Rubailerden oluşan bu hacimli Farsça Divan’ın gazeller kısmında Türkçe ve Farsça yazılmış şiirlere rastlandığı gibi Farsça ve Rumca olanları da bulunmaktadır. Divan’ında bulunan Türkçe beyitler Veled Çelebi İzbudak ve Feridun Nafiz Uzluk tarafından yayımlanmıştır. Necip Asım da Sultan Veled’in bir gazelini yayımlamıştır. Divan’da toplam Türkçe beyit sayısı yüz yirmi dokuzdur. 1958’de Sultan Veled’in bütün Türkçe şiirleri ki, hepsi üç yüz altmış yedi beyittir, Mecdut Mansuroğlu tarafından bir inceleme ile yayımlanmıştır.
  • Maa’rif: Farça kaleme alınmış bir eserdir.
ESER ÖRNEKLERİ
İBTİDA-NAME’DEN

Peygamber bu hadisi buyurdu: dirliğini isteyen kişinin, ölmeden evvel ölmesi gerekir ki hayatın manasını ölerek bulsun.

*

Gerçekten teniniz ölmeden siz bedeniniz öldürün be göğe yükselin ki sizi ay ve güneş övsün.

*

Bu şekilde kendi benliğini öldüren ölümsüz oldu ve cenneti bu dünyada satın aldı.

*

Kim böyle ölürse bugün dirilir. Ölmeyen yarın kıyamette kötü olur.

*

Hayat geçicidir. Tanrı’da diri olan ölmez (Tanrının ihya ettiği ölmez).

*

Gerçek yaşamak benliği öldürerek ölümsüzleştirmektir. Daima Tanrı ile beraber olmaktır.

*

Bu dünyayı sevmeyi bırakıp, daimi aşk ateşinde pişmektedir.

REBAB-NAME’DEN

Evliyanın kutbu Mevlana’dır, bilin ve o ne buyurduysa onu yapın.

*

O’nun sözleri Tanrı’dan rahmettir. Körler okursa gözleri açılır.

*

Hangi kişi bu sözden hareket ederek doğru yola giderse, Tanrı onun müfakatını bana versin.

*

Malım ve davarım yoktur ki vereyim de dostluğumu mal ile belli edeyim.

*

Tanrının bana verdiği mal budur ve bu malı isteyen kişi akıllıdır.

*

Mal topraktır, oysa sözler candır. Akıllı kişiler oradan kaçar, burada durur.

*

Söz baki kalır, davar fanidir. Diri kalanı tut öleni bırak.

*

Tanrıyı tut ki ebediyen kalasın, gece ve gündüz Tanrıdan yardım iste.

*

Yalvararak, ağlayarak ona de ki kendi lütfundan bana rahmet et.

*

Gözümü aç da seni açık bir şekilde göreyim, damla gibi denize gireyim ve orada kalayım.

*

Damla denize nasıl karışıyorsa, iki kalmaz, damla ile deniz artık birdir.

*

Ben de damla gibi deniz olayım, ölmemeyeyim deniz gibi diri kalayım.

*

Akıllılar bu sözlere hayran kalır, zira yaratılmışlar yaratanı nasıl görsün.

*

Ben bunlara söylüyorum ki o yüzü kimse görmez. Yine kendi kendisi görür.

*

Tanrı kendi nurunu ona verir. O da o nur ile Tanrıyı açık bir şekilde görür.

GAZEL

Karnım açtır ey Tanrım, bana acı ve kapı aç.

*

Cennet aşısından bir çanak diliyorum. Nur hamurundan da iki üç bazlamaç.

*

Senin rahmetin deniz kadar çoktur ey Tanrım. Rahmetin eksilmez. Sen çok saç.

*

Gerçi günahkarım. Ey Kerim affet. Kuluna çok katı davranma, bu defa effet.

*

Sen kuluna bir karış gel diye buyurdun. Ben senin için bir kulaç geleyim.

*

Seni canların canı olarak bilmeyen gavurdur ve onun boynunda haç asılmıştır.

*

Seni görüp de aşık olmayan ya eşektir, ya taşır ya da ağaç

*

Ey Paşa, sen güneşşsin, gök senin tahtındır. Çayır çimen senin nurundan altın sarısı oldu. Yani yeşil olgunlaşıp harman yığını haline geldi.

*

Kaşların yay gibidir, gözler oklar atar. Gönlüm o oklar için nişangah oldu.

*

O ne biçim kaştır o ne biçim gözdür ki canlar alır. O ne biçim boydur, o biçim yüzdür ve o ne biçim saçtır.

*

Ey Veled, gözü görmesini bilen cihanda azdır. Gözsüz olana uzaktan bile bakma, kaç kaç!

İRAN ŞİİR MANZUMLARINDAN ÖRNEKLER

Senin yüzün güneştir yohsa aydır

Canım aldı gözün dahi ne eydür

*

Gözümden çıkma kim bu ev senindir

Benim gözüm sana yahşi saraydır

*

Ne okdur bu ne ok kim değdi senden

Benim boyum sügüydü şimdi yaydır

*

Temaşa-çün beri gel kim göresin

Nite gözüm yaşı ırmağ u çaydır

GAZEL

Hem sen göresin beni ilden varayum bir gün

Yolda oturum cansız kan ağlayavum bir gün

*

Ger olmayasın benim tende çıha bu canım

Bu kayu beni duta ansız ölevüm bir gün

*

Süci içevüm süci delü olavum delü

Nem var verevüm yele seni dutavum bit gün

*

Seni bişe severim yüz can bigi dilerim

Ola ki kul u köle senin olavum bir gün

*

Dururvem ü ağlarvem otururam inlervem

Eyle komaya Tanrı hem ben gülevem bir gün

*

Gözler senin görürse alem seni bilirse

Elim değicek seni ben gizleyevüm bir gün

*

Veled yüzünü gördü geldi kapına durdu

Eytdi li gele ol kim anı öpevüm bir gün.

KAYNAKÇA: M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar (İstanbul 1919), Ankara 1991, s. 216, 235-239; Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlânâ Celâleddin, İstanbul 1952, tür.yer.; a.mlf., Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik, İstanbul 1953, s. 29-62, Veyis Değirmençay, “İntihânâme Mesnevisi’nde Mevlânâ ve Mevlevîlikle İlgili Anlatımlar”, Yedi İklim, sy. 84, İstanbul 1997, s. 53-5

 

Paylaş