HAYATI

XVIII. yüzyıl şairlerinden. Doğum yeri ve tarihi hakkında herhangi bir bilgi olmayan Şiri, 1762’de İstanbul’da vefat etmiştir. Hayatı hakkında elde mevcut hiçbir bilgi yoktur. Bektaşilere göre, Hacı Bektaş-ı Veli’nin mahlasıdır. Bazılarına göre ise Şiri’nin XVIII. Yüzyılda yaşadığını ve 1792’de vefat eden İstanbul Merdivenköyü’ndeki Bektaşi dergahı şeyhlerinden biri olan Bektaş Çelebi olduğu tahmin edilmektedir. Bu kanaati benimseyenler tekke edebiyatında Şiri ve Bektaşi mahlaslı şairlerin Bektaşi çelebilerinden III. Bektaş Çelebi’ye ait olduğun ileri sürmektedirler. Şiri, daha çok, buraya aldığımız devriyesi ile Bektaşi çevrelerinde tanınmış bir şairdir.

ESERLERİ

Devriye

ESER ÖRNEKLERİ

DEVRİYE

Cihan var olmadan ketm-i ademde
Hak ile birlikte yektaş idim ben
Yarattı bu mülkü çünkü o demde
Yaptım tasvirini nakkaş idim ben

Anâsırdan bir libasa büründüm
Nâr-ü bâd-ü Hâk-ü âbdan göründüm
Hayrülbeşer ile dünyaya geldim
Âdem ile bile bir yaş idim ben

Âdemin sulbunden Şit olup geldim
Nuh-ı Nebî olup Tufan’a girdim
Bir zaman bu mülke İbrahim oldum
Yaptım Beytullah’ı taş taşıdım ben

İsmail göründüm bir zaman ey can
İshak, Yakup, Yusuf oldum bir zaman
Eyyub geldim çok çağırdım el’aman
Kurt yedi vücudum kan yaş idim ben

Zekeriyya ile beni biçtiler
Yahya ile kanım yere saçtılar
Dâvud geldim, çok peşime düştüler
Mühr-ü Süleyman’ı çok taşıdım ben

Mübarek asayı Musa’ya verdim
Rühu’l-kudüs olup Meryem’e erdim
Cümle evliyaya ben rehber oldum
Cibril-i Emin’e sağdaş idim ben

Sulb-ı pederinden Ahmed-i Muhtar
Rehnümalarından erdi Zülfikâr
Cihan var olmadan Ehl-i Beyt’e yâr
Kul iken zât ile sırdaş idim ben

Tefekkür eyledim ben kendi kendim
Mucize görmeden imana geldim
Şah-ı Merdan ile Düldül’e bindim
Zülfikar bağladım, tiğ taşıdım ben

“Sekahüm” hamrinden içildi şerbet
Kuruldu ayn-i cem ettik muhabbet
Meydana açıldı sırr-ı hakikat
Aldığım esrarı çok taşıdım ben

Hidayet erişti bize Allah’tan
Biat ettik cümle Resullah’tan
Haber verdi bize “seyr-i fillah”tan
Şah-ı Merdan ile sırdaş idim ben

Bu cihan mülkünü devr edip geldim
Kırklar meydanında erkâna girdim
Şâh-ı Velâyet’ten kemer-best oldum
Selman-ı Pak ile yoldaş idim ben

Şükür matlabını getirdim ele
Gül oldum, feryadı verdim bülbüle
Cem olduk bir yere Ehl-i Beyt ile
Kırklar meydanında ferraâş idim ben

İkrar verdik cümle düzüldük yola
Sırrı fâş etmedik asla bir kula
Kerbela’da İmam Hüseyn ile bile
Pâk ettim dâmanı gül taşıdım ben

Şu fena mülküne çok gelip gittim
Yağmur olup yağdım ot olup bittim
Urûm diyarını ben irşat ettim
Horâsan’dan gelen Bektaş idim ben

Gâhi nebi gâhi veli göründüm
Gâhi uslu gâhi deli göründüm
Gâhi Ahmet gâhi Ali göründüm
Kimse bilmez sırrım kallaş idim ben

Şimdi hamdülillâh ŞİRÎ dediler
Geldim gittim zâtım hiç bilmediler
Sırrmımı kimseler fetmetmediler
Hep mahluk kuluna kardaş idim ben

KAYNAKÇA: Ergun 1956: 267-269; Öztelli 1985: 123; Koca 1990: 298-300; Alimcan 2002: 151-153

Paylaş