HAYATI

Şair ve yazar. 1498’de İstanbul’da dünyaya geldi. 1562’de İstanbul’da yaşama veda etti. Sinoplu denizci bir aileden gelen Seydi Ali Reis, tersanede yetişti. Bilim ve edebiyata da ilgi duydu ve bu alanlarda kendini eğitti. Reisliğe yükseldi ve 1522’de Rodos’un fethinden başlayarak Osmanlı donanmasının Akdeniz’de gerçekleştirdiği tüm eylemlere katıldı. Sonraki yıllarda sırası ile azepler katibi, tersane kethüdası, hassa donanma reisi (merkez filo komutanı) oldu. 1553’te Piri Reis’in Umman seferindeki başarısızlığı üzerine Basra’da kalan donanmayı, üsse getirmekle görevlendirildi. 1554’te Basra Körfezi’nde yola çıktığında iki kez Portekiz donanması ile karşılaşıp yenilince Umman’a açılmak zorunda kaldı. Çıkan bir kasırga sonucu Hindistan kıyılarına sürüklendi. Portekizlileri yarıp Mısır’a ulaşamayacağını anlayınca da karaya çıktı. Gucerat, Lahor, Semerkand, Buhara, Horasan, Meshed, Kazvin ve Hemedan yolu ile 1557’de Bağdat’a geldi. Edirne’de bulunan Kanuni Sultan Süleyman’a yolculuğu sırasında görüştüğü hükümdarların mektuplarını sunarak kendini bağışlattı. Öldüğü söylentisi üzerine donanma komutanlığı görevine Kurdoğlu Hızır Reis getirildiği için dergah-ı ali müteferrikalığına atandı. Seydi Ali Reis’in son görev yeri ise Galata hassa gemi reisliği oldu.

Katibi mahlası ile şiirler yazan Seydi Ali Reis, astronomi, coğrafya alanlarında da ürün vermiştir. Yazarın en ünlü yapıtı olan Miratü’l-Memalik Hindistan’dan dönüş yolculuğunu konu alır. Geçtiği ülkeleri, tanıştığı hükümdarlarla devlet adamlarını, tanık olduğu olayları hikaye etmiş olduğu bu yapıt Türk gezi edebiyatının ilk önemli örneğidir. Şiirlerinden örnekler de tezkirelerde yer almıştır.

ESERLERİ
  • Mir’at-ı Kainat (denizcilikle ilgilidir)
  • Hulast’el- Hay’a (Ali Kuşçu’dan çeviri, astronomi ve matematik ile ilgili)
  • Muhit (1554’te Hindistan’da denizcilere yararlı bilgiler vermek amacı ile yazıldı. Katip Çelebi, Cihannüma’da Seylan, Cava, Sumatra gibi adalara ilişkin bilgileri Muhit’ten aktarmıştır. Yapıtın Hint Okyanusu, deniz astronomisi ve fiziki coğrafya ile ilgili olan bölümleri yabancı dillere de çevrilmiştir.)
  • Mir’at ül Memalik (Memleketlerin Aynası) (1557’de yazıldı. 1895’te Necip Asım’ın önsözü ile basıldı. Hayrullar Örs ile Mustafa Nihat Özön’ün Hindeli’nden İstanbul’a adlı kitabı bu yapıttan seçmeleri kapsar. Bu eserin tamamı yabancı diller de çevrilmiştir.
  • Kitab Al-Muhit Fi İlm’al-Eflak Va’l Abhur (Seydi Ali Reis, bu kitabını 1554’te Haydarabad’da bulunduğu sırada kaleme almıştır).
ESER ÖRNEKLERİ

MANZUMLAR

Rağbet eder mi a’şık olanlar bu haneye

Sayd olma dama ey gönül aldanma daneye

Sahm-i kaza bilirsin erişir nişaneye

Çekmek bela vü mihneti a’lemde ya neye

Gördün zamane uymadı ey sen zamaneye

*

Dünya senin imiş tutalım n’eylersen gerek

A’kıl odur ki yok yere harç etmiye emek

Sanma muradın üzre döner daima felek

Güş et nasihatim hele benden sana demek

Gördün zamane uymadı uy sen zamaneye

FIRTINA*

Tanrının yardımına bel bağlayıp Hint Denizi’ne açıldık. Yel iyice estiği için Yemen’e döndük. Birkaç gün denizde kaldık. Şöyle böyle açıklara doğru vardığımızda karşıdan günbatısı ile Fil fırtınası dedikleri fırtına çıktı. En küçük bir yelken bile açmaya derman bulamayıp ister istemez yola düştük.

Rüzgar hiç göz açtırmıyordu. Akdeniz’de olan fırtınalar bunun yanında hiçbir şey değildi. Sıradağlar gibi olan dalgalar Akdeniz’dekilerden kat kat yüksekti. Geceyi gündüzden ayırt edemiyorduk. Gemilerdeki ağırlıkların hepsini denize döktük. Bu fırtına on gün kadar sürdü. Bir gün bile durgunluk yüzü göstermedi. Yoldaşlara: “Hepiniz sıvırya bulunun, Tanrının izniyle iyi olur!” diye öğüt veriyordum. Denizde iki kadırga uzunluğunda, hatta daha büyük balıklar gördük. Kılavuzlarımız “Dokunmaz, korkmayın!” dediler.

En sonunda deniz kabarması oldu. Buralarda çok kabartı olduğu için Cekit Körfezi’ne iyice yaklaşabildik. Orada denizaygırları, büyük yılanlar, harman büyüklüğünde kaplumbağalar, ahtapotlar gördük. Denizin rengi değişti ve beyaza döndü. Kılavuzlar bunu görünce bağrışmaya başladılar: “Hint Denizinde girdap, Afrika kıyısında Kurdufan’da, bir de Semt yakınında Cekit Körfezi’nde vardır. Biz buna düşüyoruz” dediler.

Bunlara düşen gemilerin kurtulmadıklarını deniz kitapları yazar. Hemen iskandil attık, beş kulaç bulduk. Orta yelkenleri bağladık, sereni yısa eyleyip sıkıca sardık ve bağladık. Denizin çekilmesine kadar çabaladık. Sonunda deniz çekilmesi erişti. Yel düzeldi. Ertesi sabah mayna ettik. Yelkenleri soyduk.

Yel gittikçe yine arttı. Gemilerin dümenleri kullanılmaz oldu. İpler takılıp ikişer ipte dörder kişiden sekiz kişi ile güç bela çevirebiliyorduk. Güvertede adam durabilmek söyle dursun, baştan kıça gidemiyorduk. Çarmıhların gürültüsünden laf anlaşılmıyordu. Tayfalarla kulaktan kulağa bağrışarak haberleşiyorduk. Reisler ve yelkenciler kamaralarında bir parçacık bile dinlenemiyorlardı. Sonunda aylakçıların çoğunu ambara istif ettik. O gün kıyametin eşi bir gün oldu.

Zorlukla Kücerat’a erdik. Amma neresinde olduğumuzu bilmiyorduk. Birden kılavuzlar:

“Önümüzde döküntü var gözünüzü açın!” diye bağırdılar. Hemen demirleri funda ettik, amma gemi batacak hale geldi. Kürekçiler yerlerini bıraktılar, herkes soyundu, eline geçirebildiği varil ve tulumları hazırladı, birbirleriyle helalleştiler. Ben de soyundum, kölelerimi azat ettim ve Mekke dilencilerine yüz filori adadım.

Bu sırada demirlerin ikisi de kırıldı, tekrar iki demir attık. Bu sefer iyice tuttu. Kayalıktan biraz kurtulduk amma kılavuzlar:

“Burası çok korkulu yerdir. Gemi batarsa bir can bile kurtulmaz. Hemen yelken açıp kafirlere yakın yerlere varmaya çalışın!” dediler.

Ben denizin kabarma ve çekilme vaktini hesaplayıp ve haritada yerimizi bulmaya çalışıp kenarın yakın olduğunu anladım. Gemilerin sintilerinde su göğse kadardı. Hemen gerdellerle boşaltmaya çalıştık. Delikleri bulup tıkadık.

İkindi zamanı hava biraz açılınca Hindistan’da Kücerat vilayetinde Demen adındaki limanın karşısında olduğumuzu ve kıyıdan iki mil uzakta bulunduğumuz gördük. Öteki gemiler de hep orada idiler. Yalnız, birkaç kadırga, kıyıya yakın oldukları için, döküntüden çok zarar görmüşler; kürek, sandal ve varillerini denize atmışlar ve onların yardımıyla kıyıya çıkabilmişlerdi.

Sözün kısası beş gün beş gece demir üstünde fırtınaya göğüs gerdik. Bu sırada Hindin yağmur zamanı idi. Elimizden bir şey gelmediği için:

“Gökten ne yağdı kim etmedi kabul”

diye bekledik. Bu günlerde ne gündüzün güneş, ne de gece yıldızlardan bir eser vardı. Gece gündüz pusula ve saat başından ayrılmadık. Bizim gemilerde demir üstündeki üç tanesi karaya vurdu. Tanrıya şükür ki içindekilerin hepsi kurtuldu.

(Hindelinden İstanbul’a, 1935)

*Mısır’a gitmek üzere gemilerle Basra Körfezi’nden ayrılan Seydi Ali Reis, yolda düşmanlarla çarpışmış ve fırtınaya tutularak Hindistan önlerine düşmüş, Hindistan’dan kara yolu ile yurda dönmüştür. Bu yolculuklarda geçirdiği maceraları yazarak Mir’al-ül Memalik adlı bir seyahat kitabı meydana getirmiştir. Yukarıdaki parça Mustafa Nihat Özön ve Hayrullah Örs tarafından günümüz Türkçesine çevrilen bu eserden alınmıştır.

KAYNAKÇA: İhsan Işık / Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006) – Ünlü Bilim Adamları (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 2, 2013) – Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013), Behçet Necatigil / Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (18. bas. 1999), Şükran Kurdakul / Şairler ve Yazarlar Sözlüğü (gen. 6. bas. 1999)

 

 

 

Paylaş