HAYATI

Yazar ve sinema eleştirmeni. 25 Kasım 1942 günü İstanbul’da dünyaya geldi. Tam adı Fatma Sevin Okyay. Emine Fahire Hanım ile Ahmet Naim Okyay’ın kızı. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni bitirdikten (1963) sonra çevirmenlik yapmaya başladı. 1976’dan bu yana gazetecilik yapıyor; Politika, Dünya, Ayrıntılı Haber, Milliyet, Hürriyet ve Dönemli Yayıncılık’ta çalıştı. İstanbul’da yaşıyor; iki çocuk annesi.

Sinema ve caz üzerine yazdığı yazılar Gergedan, Şehir, Kapris, Start, Gösteri, Elele, Hürriyet Pazar, Kadın, Milliyet Sanat, Radikal İki gibi pek çok dergi ve gazete ekinde yayımlandı. Sinema eleştirmeni olarak tanındı.

ESERLERİ

Roman:

  • İlk Romanım, İst.: İyi Şeyler, 1996

Deneme:

  • Çiçek Dürbünü, İst.: YKY, 1998

Diğer:

  • 120 Filmde Seyriâlem, İst.: İyi Şeyler, 1996
  • Gol Atan Kaleye, Ank.: Phoneix, 2002
  • Başlıca Çevirileri:
  • Moby Dick (H. Melville; çocuklar için özet), İst.: Nil, 1981
  • Vahşi Doyum (J. Coyne), İst.: Kelebek, 1982
  • Yalnızlar Şöleni (C. Freeman), İst.: Kelebek, 1982
  • Dişilik Kompleksi (C. Dowling), İst.: Kelebek, 1983
  • Yapayalnız (H. Fast), İst.: Kelebek, 1983
  • Hayvanlar Çiftliği (G. Orwell), İst.: Kelebek, 1984
  • Türkiye Tatları (E. Roditi), İst.: YKY, 1999
  • Harry Potter ve Sırlar Odası, (J. K. Rowling), İst.: YKY, 2001
  • Harry Potter ve Azkaban Tutsağı, (Kutlukhan Kutlu ile, J. K. Rowling), İst.: YKY, 2001
  • İstanbul’da Bir İsveç Sarayı, (S. Theolin), İst.: YKY, 2000

ESER ÖRNEKLERİ

İLK ROMANIM’DAN

Soğuk çok kötü, insanları öldürüyor. Donuyorsun. Ama insan donarken donmaktan korkmaz hiç. Olsun der, ilişmeyin, gidin. Size ne, donarsam donarım. Çok güzel bir uyumak gibi. Yavaş yavaş damarlarına yayılır, kanla beraber. Önce çok korkarsın, koşmaya, yetişmeye, geride kalmamaya çalışırsın. Önde gidenleri yakalamalı dersin. Sonra bir de bakarsın ki, zaten gidemiyorsun. Olduğun yere çökersin. Kızgın güneşin altında gölgeli bir ağaç altı bulmuş gibisindir. Hani, sırtını da ağacın gövdesine dayamışsın sanki. Bir rahatlar insan, bir rahatlar. Hiç sorunu kalmaz. Öleceğine pek inanmaz ama, ölse de ne gam. Ne hoş bir uyuşukluk, ne tatlı bir uyku. Bunlardan insana kötülük gelmez ki. İşte burda uyuyorum, sonra kalkıp gelirim. Donmam, donmam. Donarsam da donarım, size ne?

Benim zaten bir babam var,cici çocuğum.Hem o beni görüyor da.”Dünyanın en tatlı bebeğisin,”diyor babam.Ama bakalım başkaları da öyle mi diyor? “Demeyeni öldürürüm,”diyor babam.Öyleyse hep birilerini öldürmesi gerek. Çünkü başka kimse bana dünyanın en tatlı bebeği demiyor.Neden ama?Madem dünyanın en tatlı bebeğiyim? Öyleymişim,evet.Değilsem ya da babam herkesi öldürsün.Hem babam benim çok güzel bir kız olduğumu da düşünüyor,bir prenses.

Hemingway’le Steinbeck’i çok severdim. Küçük çocuk olsalar, onlarla arkadaş olabilirdim. Gerçi biraz yaramazlık edip başlarını derde sokacağa benziyorlardı ama, olsun. Hemingway’in sakalı bile olurdu belki. Sakallı bir küçük oğlancık. Steinbeck’i de hep, Yukarı Mahalle’nin Danny’si gibi bir şey sanırdım. Kim bilir, belki de öyleydi. Olsa iyi olurdu. Beraber gezerdik, oynardık. Belki annem de bir şey söyleyemezdi. Yaramaz yazarlarla oynanır mı, bilmiyorum. Hiç yaramaz yazar arkadaşım olmadı.

KAYNAKÇA: TBE Ansiklopedisi (c. 2, 2001), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009).

Paylaş