HAYATI

Tarihçi ve yazar. Selanik’te dünyaya gelen yazarın doğum tarihi hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. 1600’de İstanbul’da yaşama veda ettiği sanılmaktadır. Yaşamı üzerine bilinenler, yapıtlarında verdiği bilgilere dayanmaktadır. Gençliği ve yetişmesi konusunda ise kesin bir bilgi yoktur. Divan katiplerinden olduğu, 1566’da Sigetvar seferine katıldığı sanılıyor.

Selanikli Mustafa’nın bilinen ilk resmi görevi ise Haremeyn mukataacılığıdır. Nişancı Mehmet Paşa’nın divitdarlığını yaptı, 1787’de silahta katipliği, dergah-ı ali müteferrikalığı ve sipahioğlanları katipliği görevlerinde bulundu. 1591’de Ferhat Hoca sadrazam olunca Selanik’ten rüzname yazmasını istemiş, Anadolu muhasebeciliği görevini de Selanikli Mustafa Efendi’ye vermiştir. Ama 1592’de sadrazamın azli onu da açığa alınmasına yol açtı. Bir süre sonra, ülkesi işgal edilince İstanbul’a gelen Gilan hükümdarı Ahmet Han’a mihmandar oldu. 1596’da evkaf muhasebecisi, 1599’da Anadolu muhasebecisi oldu. Sokullu gibi büyük devlet adamlarının maiyetinde de bulunmuş; görevli ya da olayları görüp yazmak amacı ile birçok savaşa da katılmıştır. Selanikli Mustafa’nın en önemli yapıtı Selaniki Tarihi 1563’ten 1600’a kadar olan önemli olayları incelikleriyle tespit edip anlatmıştır.  Olayları günü gününe kaydettiği yapıtının açıklama olmaksızın birdenbire kesildiği 1600’ün Nisan ayı (şevval 1008) ölüm tarihi olarak kabul ediliyor. Mezarının bulunduğu yer ile ilgili söylenti (Osmanlı Müellifleri) doğrulanmamıştır.

ESERLERİ

Selaniki ya da Selanikli Mustaf Efendi adı ile tanınan yazarın tek yapıtı Selaniki Tarihi’dir. Rüzname niteliği ağır basan yapıt, anlatılan dönemin olaylarının ayrıntıları ile verilmesi nedeni ile ayrı bir önem taşır.

ESER ÖRNEKLERİ

SİGETVAR SAVAŞI

Türk askerleri ile ova ve tepeler dopdolu olup öyle bir çokluk idi ki anlatılması mümkün değildi. Bir yüksek sırtın üzerine çıkıldıkça Sigetvar kalesinin bir büyük ovada bir tepenin üzerinde olduğu görüldü. Etrafı sazlık ve bataklık amma binası, duvarları ve burçları istihkam usulü üzere olduğu besbelli. Bilhassa iç kalesi öyle bir şekilde müstahkem ki görenler “Hey Allahım, buna insan nice zafer bula?” diye akıl hayran kalır. Kafirler bazı kulelerini kırmızı çuka ile örtmüş ve bazı kulesinin sivri tepelerini, kalay, teneke kaplayıp süslemiş idiler. Varoşunu su ile hendek kuşatmış, köprü kurmuşlar idi. Silahı bol, cenkçi, tüfek atıcı Macar ve Hırvat ve Nemçe alayı gayet mükemmel idi. Türlü türlü sonsuz yiyecekler biriktirip bir yıla değin dışarıya ihtiyaçtan müstağni olmuşlar idi.

Ele giren diller “Zerincik bu kaleyi öyle yapmadı ki Türk alabile!” derler. “İç kalesinden olan alet ve silah ve barut hadden fazladır ki anlatılmaz” diye haber verirler idi. Kafirler bir an boş durmayıp boyuna şakaloz ve tüfek ve darpzen, kolomborna ve bedeloşka atmaktan asla zaman vermeyip kale gözlerine adam uğratmayıp vurup helak etmede idiler.

Padişah hazretleri atından inip çadırlarında istirahat ettikleri sırada kaleden cehennemlik kafirler bir gülleyi Osmanlı askeri üzerine atıp “Safa geldiniz!” makamındaki yankısı alemi tuttu. Sonra ondan daha heybetli bir top arabaları ve cephane konduğu yere attılar. Güya “Sizinle cenk edeceğimiz silahlar bunlardır. Yüzünü göremezseniz, sadasını işitin. Bize Hırvat içinde adiyle Zerincik derler. Böyle şanı büyük padişah karşısında durmayı beyhude sanmayı!” demek imiş muradı.

O gün akşam olunca Osmanlı askerine tembih olundu ki bu gece kale döğen topları hazırlayıp ve yatsı namazından sonra tüfeklerini doldurup düşman üzerine kaç yaylım yetiştirebilirler ise atalar; ve de ne denlü mızraklar var ise temrenleri ucuna mumlar yakıp İslam askeri çadırlarını donatıp süslene diye fermana olundu.

Her yanda ezanlar okunup namaz kılınıp yana yakıla duadan sonra fitillere bir uğurdan ateş olunduğu gibi kıyamet nişanı top ve tüfek velvelesi Kaf dağında olan ifritleri ve devleri korkutup takatsiz eyledi. Allah! Allah! Avazesinin arası kesilmeyip kafirler neye uğradıklarını gözleriyle görüp anladılar. Bu eski felek gerçi çok debdebe ve velvele gördü, lakin böyle bir haber işittiği malum değildir.

Gece yarısında Sigetvar Kalesi içinde düşmana dahi nöbet değip cahillik gayreti ile top ve tüfeklerini boş attırıp davul, zurna ve erganunlarını çalıp feryat ve figan ile “Ya jaj Maria!” sadasını feleklerde meleklere yetirirdi. Yani “İsa ve Meryem Anası!” diye mabetler dillediler ve sabaha değin uyanık kalıp çağırdılar.

Evvel Rumeli askeri ormanlık tarafına konmaya büyük meteris sepetleri konulup cümleden önce varoş tarafından yol almaya başladılar. Anadolu askeri dahi sepetlerini hazırlayıp toprak doldurup ve toplarını ve donuzdamlarını çattılar. İç kaleyi ve donanmış kulelerini ve çanlıklarını nişanlayıp yıktılar.

İstihbarat davulu çalınıp herkes meterislerde yemek yiyip abdes alıp cenge hazırlanmakta iken bir yeniçeri bölükbaşısı yoldaşlarına der ki:

“Ben bu gece bir güzel rüya gördüm: Şehit olurum, amma bu kale de alınır. Evimde kızcağızım Fatma’yı bizim odabaşı Mehmet Beşe’ye veresiz! Diye vasiyet eder.

İki tane fitilli kumbara hazırlanmış imiş, bir köhne merdiven ile.

-Karşıda görünen mazgal deliğinden tütün çıkar. Çok yoldaş aldı, yüreğimi yaktı. Allah onara, görelim nice olur!

Diyerek merdiven ile kumbaraları sürüp kale dibine vardı. Mazgal deliği altına merdiveni dayadı. Çıkıp kumbaraya fitili takıp deliğe soktuğu gibi kendisini vurdular. Düşüp şehit oldu. Elhamdülillah! Meğer keseler ile barut ve variller durduğu burç imiş. Kumbara işlediği gibi derhal kıyamet misali bir büyük gürültü koptu, kule ve duvarların toprağı ve ağaçları ayyuka ulaştı. İçerde ve dışarıda yakın bulunanlar “Hey, medet!” deyip başını kurtarmak sevdasıyla hesapsız adam helak oldu.

Kaleye gedik açıldı. İslam askeri alet ve silah ile “Allah, Allah!” diye koyulup bir lahzada orada bulunan kafirler mahvolup iki yüz kadarı can atıp iç kaleye Zerincik yanına vardılar. Yüzden ziyade emsalsiz bedeloşka ve kolomborna ve şahi ve darpzen ve şakalozlar ve barutlar alınıp zapt olundu. İnat ve gururundan me’lunlar yine cenkten dönmeyip alınan silahları üzerine doğru yine cenge başladı ve nice ehl-i İslam şehit oldu.

Düşmanın gurur ve inadına göre cezası verilmek düşünülüp bütün Osmanlı askerine tembih olundu ki kalenin her tarafına çalı çırpı ve tahta mercek her ne bulunur ise yığıp ateş vuralar.

Cuma günü sabahtan işe girişip ikindi vaktinde ateş yanmaya başladı. O gece sirayet edip alevler ayyuka çıktı. Cumartesi sabahleyin Zerincek iç kale köprüsünün üzerine olan kapısını açıp üç yüz miktarı tüfekli ve meçli harbeli nefer ile “Hay, huy!” diyerek hoyrat kafiri önüne katıp İslam askeri üzerine tüfek serpip çıkıp yürüdü. Başında sırmalı kadife tekkesi ve göğsünde sarılı altın zinciri ve elinde yaldızlı kılıcı ile gelirken karşıda yeniçeri alayından göğsüne beş direm bir fındık dokunup arkası üzerine minallah attığı gibi, göz yumup açıncaya kadar bütün askeri de kılıçtan geçti. Yeniçeri yiğitleri mel’unu hemen kapıp başları üzre getirip daha canı bedeninden çıkmadan Ağa önüne iletip top kundağı üzerine yüzü koyup teber ile ensesinden bir yeniçeri çalıp kadife takkesiyle ve altın zincir ile muhzır ağa devletsiz başına bir bohçaya koyup padişahın çadırına götürdüler.

Selaniki Tarihi, Seçilmiş Parçalar, Ahmet Refik, 1933.

KAYNAKÇA: Ahmed Refik [Altınay], Âlimler ve Sanatkârlar, İstanbul 1924, s. 34-58

Paylaş