HAYATI

Divan şairi. Asıl adı Alaeddin Ali. Bosna’da doğduğu bilinen Sabit’in doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. 1712’de İstanbul’da yaşama veda etmiş ve Bayrami-melamilerinden La’lizade ailesine damat oluşu nedeni ile Topkapı dışında Sarı Abdullah’ın ayakucuna gömülmüştür.

Sabit, öğrenimini tamamlamak için geldiği İstanbul’da Seydizade Mehmet Paşa’ya bağlandı, onun aracılığı ile Şeyhülislam Çatalcalı Ali Efendi’den mülazım oldu. Bir süre müderrislik yaptıktan sonra kadılığı seçti. Çorlu, Burgaz kadılıklarında bulundu. Selim Giray için yazdığı bir kaside üzerine Kırım’da Kefe kadılığına getirildiyse de, halinden memnun olamaması ve yakınmaları sonucu Tekirdağ müftüğü görevine atandı. 1692’de Rüstem Paşa medresesine müderris oldu. Sekiz yıl sonra Bosna kadılığına verildi. Çok geçmeden azledilince yeniden geçim sıkıntısı başladı, oğlunun vefat etmesi, yazdığı kasideler cevap alamayışı şairi sarstı. Sonunda Konya kadılığına, yeni bir azil döneminin ardından da Diyarbakır kadılığına getirildi. Bu son görevi bir yıl sürdü. Maddi sıkıntılar içinde geçen hayatı, yine aynı sıkıntılarla son buldu.

Sabit, bu asır sonundaki şairler arasında Nabi’den sonra en fazla şöhret kazanandır (Köprülü). Her şeyden önce Sabit’i, var olanla yetinmeyip, söyleyişte, genel anlamda biçimde yenilikler arayan bir şair olarak değerlendirmelidir. Kendine özgü oluşu, şiirin sözlüğünü yenilemek biçiminde alır ve egemen olan sanat anlayışının dışına çıkmakta bir sakınca görmez. Atasözlerini, deyimleri, konuşma dilinde geçen kimi sözcükleri, o güne kadar görülmemiş bir biçimde şiire sokar. Amacı dili yalınlaştırmak, şiiri dilinden yabancı öğeleri atmak değildir. Kimi zaman hiç kullanılmamış Arapça, Farsça sözcükleri de kullanmaktan çekinmez. Amacı, yerleşmiş mazmunlar bulmak, gittikçe soyutlaşan şiiri, dil yoluyla somuta bağlamaktır. Alışa geldiği gibi, atasözünü hikmet kılığına sokmaz, özellikle günlük dilden seçtiği deyim ve kelimelerle hayata sokulur, somutu böyle yakalar. Şaşırtır, gülümsetir, bayağılaşır, biçim aksamalarına boş verir, gerçek hayatta olanı ayrıntıları ile betimler, gözlemcidir ve öncüdür. Kendisinden sonra doruğa ulaşacak bir şiirin, Nedim’in şiirinin hazırlayıcısı odur.

ESERLERİ
  • Dîvân
  • Zafername
  • Edhem ü Hüma (yarım kalmış bir mesnevidir.)
  • Berbername
  • Derename
  • Amru’l-Leys
ESER ÖRNEKLERİ
DİVAN’DAN

GAZELLER

GAZEL I

Hep yapardı yıkılan hatır-ı yaranı kadeh
Sernigun eylese ol afet-i devranı kadeh

Eşik atlar gibi bir şuh cevan ü çalak
Atlasun da’irede zahid-i nadanı kadeh

Muhtesib darb ile işretgededen kaldıramaz
Tayasun pay-ı hum-ı badeye tabanı kadeh

Biricik da’ire-i bezme ayak basmaz mı
Gösterür seyre bakan afete devranı kadeh

Unf ile bezmi gice şahneye basdırmış iken
Lütfa sabdırdı bu gün zümre-i rindanı kadeh

Yıkıyor kürsi-i tezkire çıkup meygedeyi
Sakıya kapdıra gör va’ize pinhanı kadeh

Sabita at kulağı sürebilir miydi eğer
Faris-i badenin olmasa küheylanı kadeh

GAZEL II

Efendi fasl-ı bahar oldı lalezara buyur
Nigah-ı lutf ile nergislere nezara buyur

Sana reca-yı deraguşa arzıhal etdik
Mahall-i merhametiz gel şu kenara buyur

Ciğer kebabı müheyya vü çaşnisi halal
Beğim zıyafet-i uşşak-i dil-figare buyur

Veya dimez mi girüp şeyh efendi koltuğuna
Du’a buyurmağıçün şunda bir mezara buyur

Efendi Sabit-i pür-cürm kendi bendendir
Ne hidmetün var ise ben günehkara buyur

GAZEL III

Duş-ı rif-atse garaz nasiye-say-ı hak ol
Dil-i seccade gibi sen de nazif ol pak ol

Rü’yet-i şems-i hakikatse muradın ağla
Abdest minşakkası gibi gözüm nem-hak ol

Kimsenin kurcalama aybını manend-i hilal
Belki setr etmede hem-hasiyet-i misvak ol

Sem-i izara edip şehd-i nevazişle ivaz
Hüner oldur ki sana zehr oluna tiryak ol

Damenin har-ı mugaylan-ı hevesden kurtar
Arzu pirehenin yırt giriban-çak ol

Adını aksine yazdırmağa misal-i şeytan
Nakş alıp hürde-şinas-ı amel hakkak ol

Ne şeb-i ıyd gibi münhemik-i israf ol
Subh-ı ruze gibi ne muttasıf-ı imsak ol

Sabıta ardına at bar-ı gam-ı dünyayı
Amil-i adet-i müstahsene-i fitrak ol

GAZEL IV 

Gel came-h’aba gir diyü çok minnet eyledim
Yıkdım netice yalvararak himmet eyledim

Handeyle dedi mum yapıştır buracığa
Şem’in yanında gerdenine dikkat eyledim

Gel ahret kızım deyu çektim kenarıma
Zat-ı kerime-i inebe hürmet eyledim

Bir deşt-busa ruhsat olunca o şuhdan
Peymançe-i niyazda çok hizmet eyledim

Şahenşeh-i mahabbete tabi olup yine
Uydum imama taatine niyyet eyledim

Gördüm zamane halkı nifak üzre Sabita
Naçar cümleden çekilip uzlet eyledim

GAZEL V

Her subh ol zehirlik için rind varıyor
Pir-i mugan yanında boğazın otarıyor

Renk aldı gibi arız u ruhsar-ı yardan
Verd-i sefid ü surh kızarıp bozarıyor

Saki görünce zülfünü sevdam depreşir
Ayağına düşem gibi gözüm kararıyor

Al bağdan biziz ki su mizab-ı dideden
Hun-ı ciğerle bağ-ı nedamet suvarıyor

Safrası mı bulandı heva-yı hazandan
Günden güne ruh-ı çemenistan sararıyor

İşletdi şeyh-i bade harabat imaretin
Hep şart-ı vakıf üzre pişirip kotarıyor

Sabit gönülde kalmadı bir şey’e rağbetim
Za’f-ı heremle cümleden insan farıyor

GAZEL VI

Münasebetle edip ol peri mahal-hanlık
Alınca gönlümü etdi hezar şeytanlık

İkale eyledin ol hâce ile bazarı
Bir iki dağ-ı derun yandırıp peşimanlık

Ne bezme uğrasa bir bi-mezaklık eyler
Efendi vaize Vehbi gibi o nadanlık

Münasib idi bu mevsim zevrak-ı sahba
Çekilse semt-i Hisar’a hevada limanlık

Freng-i zülfe esir oldun işte ey dil-i zar
Senin ne karın idi bahr-ı gamda korsanlık

Dağıtma kendini Sabit’le lale-zara açıl
Be hey gönül sana mı kaldı bu perişanlık

ŞİİR

Nislesem ben de dil-i hasteme bilmem n’etsem
Zehr ise işledemez zahmıma merhem etsem

Bu harabatta Sabit olamam sultanım
Dil-i viranemi yapsan da yıkılsam gitsem

Fireng-i zülfe esir o’duk içte ey dil-i zar
Senin ne karın idi bahr-ı gamda korsanlık
Dağıtma kendini Sabit’le lalezara açıl
Beyeh gönül sana mı kaldı bu perişanlık

Gehvares’ni gerçi nesim eyledi tahrik
Amma gözüne habı haram ey’edi bülbül
Şemim-i sünbülünü sıdk ile niyaz ideriz
Soğan mıdır başımız kim sana piyaz ederiz

Sana her mecliste söyleriz sen nadim olmazsın
Değil kürsiye vaiz arşa çıksan adem olmazsın

BEYİTLER

Nüshan maraz-ı aşka ilaç eylemedi hiç
Ey şeyh keramet füruş ez de suyun iç

Sıhhat gibi bimar-ı gama geç geliyorlar
Öldürdü bizi naz-ı etıbba ne beladur

Efendi! Fasl-ı bahar oldu lalezara buyur
Nigah-ı lütf ile nergislere nazare buyur

Gayba iman getür ey mülhid-i facir ki sana
Ahiretten hatt-ı ta’lik ile hüccet gelmez

Tarik-i aşkta akil-i re’is lüzumdur
Hep ittifak ile Mecnun’ı ihtiyar ederüz

Miyan-ı lücce-i mihnetde çaresüz kalduk
Biraz müsa’ade-i rüzgara muhtacız

Meydana geldi na’ş-ı rakib-i nemime saz
Kıldum huzur-ı kalb ile ömrümde bir namaz

Şişiren damen-i pür feyzi sabü’yi meydir
Şeyh keşf itmese de sırr-ı abayı biluruz

Cevan-ı tab-uma Sabit Sühan beğendüremem
Efendi! Genç beğe hıdmet eylemek güç imiş

Cam ile kan yalaşur akd-ı uhuvvet eyler
Yine kürside olur düşmen-i sahba vaiz

Fireng-i zülfe esir oldum işte ey dil-i zar
Senün ne karun idi bahr-ı gamda korsanlık

Harem-i Ka’be’de de halkı soyarsın hacı
Söyle nebbaşa nedür faidesi ihramun.

KAYNAKÇA: Özyıldırım, Ali Emre (2006). “Sebk-i Hindî’nin Türk Edebiyatındaki Seyri Üzerine Notlar”, Sözde ve Anlamda Farklılaşma Sebk-i Hindî, H. Aynur, H. Koncu, M. Çakır (hzl). İstanbul: Turkuaz Yay. 142-153, Ziyâ Paşa, (1291). Harâbât. İstanbul, Muallim Naci, Osmanlı Şairleri

Paylaş