HAYATI

Halvetiyye’nin Mısriyye kolunun kurucusu, mutasavvıf şair. Asıl adı Mehmet. 1618’de Malatya’da dünyaya geldi. 1694’te Limni’de yaşama veda etti. Babası Nakşibendi tarikatından Ali Çelebi’dir.

Kardeşi ile birlikte öğrenime başlayan Niyazi-i Mısri, halveti şeyhlerinden Malatyalı Hüseyin’e bağlandı. 1638’de Diyarbakır, Mardin, Bağdat ve Kerbela’ya gitti. 1642’de Mısır’a geçerek Camiü’l Ezher’de öğrenimini sürdürdü. Bir süre sonra kadiri tarikatına girdi. 1646’da İstanbul’a gelerek Sokullu Mehmet Paşa medresesinde irşada başladı. İstanbul’da Bursa’ya, oradan da Uşak’a gitti. Burada Ümmi Sinan’a bağlandı. Onunla Elmalı’ya giderek onun dergahında imamlık ve hatiplik yaptı. 1654’te Ümmi Sinan’dan hilafet alınca, Uşak, Kütahya ve Bursa’da halvetiliğin mısrıyye kolunu kurarak tarikatını yaydı. Bir tacirin dergah yaptırması üzerine 1670’te Bursa’ya yerleşti. Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın çağrısıyla Edirne’ye gitti, ama kimi sözleri şeriata aykırı bulunduğundan 1673’te Rodos’a sürüldü. Dokuz ay sonra bağışlanıp Bursa’ya döndüyse de benzer düşünceleri yüzünden 1676’da Limni’ye gönderildi. 1691’de bağışlandı. Avusturya seferine çıkacağı sırada, savaşa katılacağını bildirerek müritlerini topladı. Bu davranışı kuşkuyla karşılanan Niyazi-i Mısri’ye, devlet düzenine karşı çıkabileceği düşüncesiyle, Bursa’da hayır duası ile uğraşması buyruldu. Bu buyruğu dinlemedi ve önce Tekirdağ’a, oradan da Edirne’ye geçti. Edirne’de vaaz vermek için Selimiye Cami’ne gitti. Sadrazam’ın karşı çıkabileceğini ileri sürerek II. Ahmet’ten ferman olması üzerine camiden alınıp yeniden Limni’ye sürüldü.

Gaipten haber verme demek olan cefr ilmine çok değer veren Niyazi-i Mısri, Hasan ile Hüseyin’in peygamber olduklarını ileri sürmüş, giderek kendisinin İsa ve Mehdi olduğunu savlamıştır. Gerek çağında, gerek daha sonra mutasavvıflarca veliliği kabul edilen Niyazi-i Mısri’nin delilik mertebesine vardığı düşüncesi bir bakıma şeriatın elinden sürgünle kurtulması sonucunu doğurmuştur. Yunus’tan ve Nesimi’den sonraki tekke şairlerinin çoğundan daha üstün bir şahsi ruh kuvveti ve ifade kudreti taşıyan Niyazi-i Mısri, halk arasında da en çok tanınanlardan biridir. Divan’ı birkaç kere basılmış, pek çok okunmuş, birçok ilahisi bestelenmiştir. Türk edebiyatının tekke şiiri alanında yetişen ve Türk halkının dini estetik ruhunu yüzyıllarca tatmin etmiş bulunan büyük şairlerden, ruh bakımından olduğu kadar, dil ve anlatım bakımından da Yunus’a en çok yaklaşanlardan biri, belki de birincisidir. Fakat şiirlerinde duygu ve eda bakımından üstün bir orijinallik olmadığı gibi, fikir ve felsefe bakımından da eski ve umumi tasavvuf anlayışına eklenmiş bir şey yoktur. Bu itibarla yaratıcı olmaktan ziyade temsili, fakat kudretli bir temsilci şahsiyettir. Şark’a mahsus ananevi tasavvuf ruhunun sınırları içinde kalan şiirleri tasavvuf havasının hakim olduğu zaman çerçevesini aşıp geniş ve ebedi insanlığa yayılacak bir hayat kazanamamıştır.

ESERLERİ
  • Risâletü’t-Tevhîd
  • Şerh-i Esmâ-i Hüsnâ
  • Sure-i Yûsuf Tefsiri
  • Es’ile ve Ecvibe-i Mutassavvıfâne
  • Şerh-i Nutk-ı Yûnus Emre
  • Risâle-i Eşrât-ı Saat
  • Tahirnâme
  • Risâle-i Haseneyn
  • Divân-ı İlâhiyât
  • Mektubât
  • Risâle-i Hızriye,
  • Fâtiha Tefsiri
  • Risâle-i Hilye-i Hz. Hüseyn
  • Sure-i Nur Tefsiri
  • Risâle-i Belgrat
  • Risâle-i Vahdet-i Vücud
  • Risâle-i Devriye
  • Mevâidü’l-İrfân
ESER ÖRNEKLERİ

I

Sağım solum sözler idim
Dost yüzünü görsem deyu
Ben taşrada arar idim
Ol can içinde can imiş

Savm ü salat ü hac ile
Sanma biter zahid işin
İnsan-ı kamil olmağa
Lazım olan irfan imiş

Öyle sanırdım ayrıyım
Dost gayrıdır ben gayrıyım
Benden görüp işedeni
Bildim ki ol canan imiş

Anla hemen bir sözüdür
Yokuş değildir düzdürür
Alem kamu bir yüzdürür
Gören anı hayran imiş

İşit Niyazi’nin sözün
Bir nesne örtmez Hak yüzün
Hak’tan ayan bir nesne yok
Gözsüzlere pinhan imiş

II

Kasan elinde koyunum
Ya o beni ya ben onu
Cellad önünde boyunum
Ya o beni ya ben onu

Irz ü vakar mal ü menal
Yağma olundu cümlesi
Soyunmuşum bu yolda ben
Ya o beni ya ben onu

Mehdi benim adlimdürür
İsa benim fazlımdurur
Ahir amel katlimdürür
Ya sen beni ya ben seni

Meydana çık gel ey kaba
Avrat gibi giyme kaba
Ben Mısriyim giydim aba
Ya ben beni ya ben seni

Yakın yalanlı külhanı
Atın firengi temreni
Çoktan arardım ben bunu
Ya siz beni ya ben sizi

Geldik işin ta ucuna
Eriştik ahir gücüne
Batıl olur kim gocuna
Ya ben sizi ya siz beni

Hor hor uyurken basınız
Mısrı’yi ol vakt asınız
Bulun ziyan ü ıssınız
Ya ben sizi ya siz beni..

III

Devr edip geldin cihana yine bir devran ola
Ben gidem bu ten sarayı yıkıla viran ola

Cuş edip umman-ı can cismim gemisin dağıda
Yerler altında tenim toprak ile yeksan ola

Bu vücudun dağı kalka atıla yünler gibi
Şeş cihanım açıla bir haddi ok meydan ola

Dört yanımdan nar u bad u ab u hak ede hücum
Benliğim anlar alıp bu varlığım talan ola

Dağıla terkibim otuz iki harf ola tamam
Nokta-i sırrım kamunun cevherine kan ola

Cümle efkar-ı havasım haşr ola bu arsada
Kalkalar hep yeniden sankim baharistan ola

Yevm-i tübladır o gün her ma’ni bir suret giyer
Kim nebat kimi hayvan kimisi insan ola

Kabrime dostlar gelip fikr ederler ahvalimi
Her biri bilmekte aciz valih ü hayran ola

Her kim ister bu Niyazi derdimendi ol zaman
Sözlerini okusun kim sırrınına mihman olan

IV

Essela her kim gelir bazar-ı aşka essela
Essela her kim yanarsa nar-ı aşka essela

Essela dar-ı Enelhak’ta bugün Mansur olup
Can ü başından geçen berdar-ı aşka essela

İbn-i Edhem gibi tac ü tahtını terk eyleyen
Soyunub abdal olan hünkar-ı aşka essela

Kendini odlara atan şol Halillullah gibi
Can ü dilden bülbül-i gülzar-ı aşka essela

Varlığı dağın delip Şirin iline yol eder
Ey Niyazi söyle ol mi’mar-ı aşka essela

V

Ey çarh-ı dün n’ittim sana hiç vermedin rahat bana
Güldürmedin önden sona ah mihtena vah mihtena

Bendinden azad etmedin feryadıma dad etmedin
Bir dem beni şad etmedin ah veyleta vah veyleta

Erişmedi dosta elim Rahman’a varmadı yolum
Çıkmadı başa menzilim ah veyleta vah veyleta

Karım dürür derd ile gam gitmez başımdan hiç elem
Gülden cüda bir bülbülüm ah veyleta vah veyleta

Mecnun-veş ah edeyim Ferhad-veş vah edeyim
Bu virdi her gah edeyim ah veyleta vah veyleta

Varmazsa yolum şeyhime sarmazsa merhem yareme
Olmazsa çare derdime ah veyleta vah veyleta

Yanar Niyazi derd ile hiç kimse yok halin bile
Nalan olup girdi yola ah veyleta vah veyleta

VI

Can bu ilden göçmeden canını bulmazsa ne guç
Yârini terk etmeden yaranı bulmazsa ne güç

Sureti insan içi hayvan olursa kişinin
Taşlar ile döğünüp insanı bulmazsa ne güç

Ademin gönlü evinde bahr-ı umman gizlidir
Fahr-ı tamme erişip sultanı bulmazsa ne güç

Şol fakir olup gezenlerde hazine dopdolu
Sa’y edip ol kenz-i bi-payanı bulmazsa ne güç

“Fakrı fahri” devletine erişen sultan olur
Fahr-ı tamma erişip sultanı bulmazsa ne güç

Bunda gelmekten murad çünkim Hak’ın irfanıdır
Ey Niyazi kişi ol irfanı bulmazsa ne güç

VII

Uyan gafletten ey naim
Hakk’a yalvar seherlerde
Döküp acı yaşı daim
Hakk’a yalvar seherlerde

Kapısında durup her bar
Yüzün dergahına tut var
Yürekten kıl demaden zar
Hakk’a yalvar seherlerde

Seherlerde açılır gül
Anınçün zar olup bülbül
Uyanıp derd ile ey dil
Hakk’a yalvar seherlerde

Gel ey miskin-i biçare
Dolaşıp gezme avare
Dilersen derdine çare
Hakk’a yalvar seherlerde

Açılır bab-ı Sübhani
Çekilir han-ı sultanı
Dökülür feyz-i Rabbani
Hakk’a yalvar seherlerde

Seherde kalkuben her gah
Yüzün yere sürüp kıl ah
Ere lütfu sana nagah
Hakk’a yalvar seherlerde

Seherde uykudan uyan
Niyazi durma derde yan
Ola kim erişe derman
Hakk’a yalvar seherlerde

VIII

Kalbini bağ-ı cinan et ravza-i tevhidi ile
Can dimağın kıl muattar nefha-i tevhid ile

Kabe-i nur-ı siyahın bi-nihayet yolların
Kat eder erbab-ı aşk bir lemha-i tevhid ile

Her ne denlü ru-siyah ettiyse isyanın senin
Ağarır bi-şek yüzün bu garra-ı tevhid ile

Mavera-yı ins ü cinni seyredip arşa çıkar
Kim ki mi’rac eylediyse cezbe-i tevhid ile

Ey Niyazi arif-i billah gönülden selb eder
On sekiz bin perdeyi bir lem’a-i tevhid ile

KAYNAKÇA: Mustafa Tatçı / Niyazî-i Mısrî Hayatı Eserleri ve Fikirleri-Bir Risalesinin Tenkitli Metni (1983), İhsan Işık / Yazarlar Sözlüğü (1990, 1998) – Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) – Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007) – Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 4, 2013) – Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013).

Paylaş