HAYATI

Şair ve yazar. 1927 yılında İzmir’de dünyaya geldi. 24 Mayıs 2013 günü Ankara’da yaşama veda etti. Emine Hanım ile Şerif Onaran’ın oğlu. İzmir Namık Kemal Lisesi’nden sonra askeri öğrenci olarak İÜ Tıp Fakültesi’ne girdi; AÜ Tıp Fakültesi’ni bitirdi (1954). Harici hastalıklar dalında uzmanlık eğitimi aldı; askeri hastanelerde çalıştı. 1964’te binbaşı rütbesindeyken ordudan ayrıldı; Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi’nde cerrah olarak görev yaptı. TDK Yönetim Kurulu üyeliği ve Yayın ve Tanıtma Kolu başkanlığı, Edebiyatçılar Derneği genel başkanlığı görevlerini yürüttü. 1993’te cerrahlıktan kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Ankara’da yaşıyor. İlk şiirleri İstanbul dergisinde yayımlandı (1944-46). Daha sonra şiir ve yazıları, yönetiminde de görev aldığı Fikirler (İzmir, 1946-48), Yücel, Varlık, Türk Dili dergilerinde yer aldı.

ÖDÜLLERİ

  • 1952 Yunus Nadi Şiir Yarışması (birincilik).

ESERLERİ

Şiir:

  • Unutulmuş Şiirler, 1986

Oyun:

  • Ben Bir İnsan, (R. Asyalı’yla) İst.: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2004

Biyografi:

  • A’dan Z’ye Cahit Külebi, İst.: kitap-lık Dergisi eki, 2004

ESER ÖRNEKLERİ

DENEMENİN SINIRLARI: ATAÇ VE ÖTEKİLER

Bir yapıt deneme anlayışıyla eleştirilirse, yapıtın kabuğunu oluşturan ayrıntılar anlamını yitirir, özünün güzelliği ortaya çıkar. Nermi Uygur’un, edebiyatın değişik alanlarına deneme gözüyle bakmasındaki anlayışı ayrıca değerlendirmek gerekir. Eleştiri ile denemenin tartışıldığı bir ortamda, bu iki konunun ne kadar iç içe geçtiği açıkça görülmektedir. Ancak Nermi Uygur’un yaşama eşittir deneme sözünü değerlendirirken; yaşamayla edindiği deneyimleri okuduklarına sindiren yazarın bakışı önem kazanır.

Bir deneme yazısında bilgi aktarımına katlanılamaz. Bilgi, deneme içinde öylesine silinmeli ki, denemecinin kişiliği öne çıkabilsin! O kişilikte görmeyi Öğreten bir özellik vardır. Denemede yazarın tavımı belli eden bir biçem söz konusudur.

Deneme içtenliklidir. Mektup yazar gibi, günlük tutar gibi, anılardan yola çıkar gibi söze başlarsınız; yaşamanın anlamını, bir şiirin imge zenginliğini, bir romanın gizli dünyasını ortaya koyarsınız.

Felsefedeki dizge bütünlüğü felsefe denemelerinde yoktur. Deneme sıkıdüzene gelmez. Çelişkileri, duygusallığı, aykırı görüşleri öne sürmekte sakınca görmez. Gene de bu çelişkileri, aykırılıkları doğal gösterecek gizli bağlar, özür sayılabilecek incelikler vardır denemede. O özürün arkasında alaycı bir gülümseme de görebilirsiniz.

Yaşam da çelişkilerle dolu değil mi? Yanlış anlaşıldığını, daha önemlisi anlaşılmadığını öne süren kişilerin kendini beğenmişliğiyle, kendini hep gerilerde tutan insanların bir arada yaşadıkları bir toplumda bulunduğumuzu anımsayalım. Öyle bir insan ormanında yaşıyoruz ki, denemeden yola çıkıp öykü de, roman da yazılabilir, şiire, eleştiriye de geçilebilir.

Denemenin sınırsızlığı değil, deneme sınırlarının geçirgenliği üzerine düşünmeliyiz. Denemenin sınırlan derken, denemeyle başka edebiyat alanlarının örtüşmesini anlamalıyız.

Ataç, edebiyatımızda eleştirmen olarak anılır. Öznel eleştiriden yana olduğu için değerlendirmeleri kendine göredir. Daha önemlisi, eleştiriye denemenin penceresinden bakıyor, denebilir.

Denemenin başat özelliklerinden biri, kesin yargılardan uzak durmasıdır. Ataç, Jacque Rigaud’nun şu sözünü ilke edinmiştir: “Et si j’affirme, j’iterroge encore “ (Kesin de söylesem gene sormaktayım.)

Denemede belirsizlik gösteren bir soru, kimi zaman kesin yargı yerine geçer. Kimi zaman kesin bir yargıyla söze başlar gibi olursunuz; aslında kesin yargı değildir o, söylemek istediğiniz teme! konuya yol açmak için, bahane sayılır.

KAYNAKÇA: Behçet Necatigil / Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (18. bas. 1999), Şükran Kurdakul / Şairler ve Yazarlar Sözlüğü (gen. 6. bas. 1999)

Paylaş