HAYATI

1890 yılında Halep’te dünyaya geldi. 2 Temmuz 1980 günü İstanbul’da hayatını kaybetti. Mehmet Beşir Bey ve Emine Maide Hanım’ın oğludur. İlköğrenimine babasının Bidayet Mahkemesi başkatibi olarak bulunduğu Halep’te başladı. Orta öğrenimini Selanik’te tamamladıktan sonra 1910 yılında İstanbul Hukuk Mektebi’nden mezun oldu. Bu sırada açılan bir sınavı kazanarak Beyrut Sultanisi’ne öğretmen olarak atandı. Burada 1918’e kadar görev yaptı. Daha sonra İstanbul’a döndü ve 1919 yılında Darüleytam müdürlüğü görevine getirildi. Oradan da Kastamonu Sultanisi müdürlüğüne atandı. 1922’de bir süre Ankara’da Matbuat Umum Müdürlüğü’nde çalıştı. Ardından Kastamonu Maarif müdürlüğüne, oradan da İstanbul Üsküdar Kız Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirildi. İki yıl kadar sonra Kabataş Lisesi’ne; 1937 yılında da Haydarpaşa Lisesi’ne geçti. 1951’de göz rahatsızlığı sebebi ile emekliye ayrıldı.

Mehmet Behçet Yazar, 1908 yılında kurulan Fecr-i Ati topluluğuna katıldı. Bu topluluğun gerek şiir, gerekse düzyazı alanındaki bütün özelliklerini taşıyan şair, dile ve nazım tekniğine egemen, daha çok bireyciliği ön plana almış olduğu lirik şiirler kaleme almıştır. Fecr-i Ati topluluğu dağıldıktan sonra eserlerini Şair ve Nedim dergilerinde yayımlamaya devam etti.

Mehmet Behçet Yazar edebiyat tarihlerinde daha çok, yaşadığı dönemin şair ve romancılarıyla ilgili olarak hazırladığı anket, röportaj ve antolojilerle yerini almıştır. Bu eserlerden özellikle “Edebiyatçılarımız ve Türk Edebiyatı” adlı yapıt dönemin pek çok yazarının Türk edebiyatının geçmişini ve geleceğini değerlendirdiği görüşleri ile önemini günümüzde de korumaktadır.

Kenan Akyüz, Mehmet Behçet Yazar hakkında şu değerlendirmeyi yapar: “1908’den sonra tanınmağa başlayan ve Fecr-i Âtî topluluğuna mensub bulunan Behcet Yazar, bu topluluğun gerek şiir ve gerekse nesir sahasındaki hemen hemen bütün özelliklerini benimseyen bir şairdir. Duyuş, hayâl ve ifade tarzlarında olduğu gibi, konulardaki ferdçilik bakımından da Fecr-i Ati’nin bünyesine tamamıyle uymuştur. Cenâb Şehabeddin’in ve sonra da “Şi’r-i Kamer”in o devirdeki çok yaygın te’siri, onun da bazı parçalarında kendisini gösterir. Şiirlerinin mühim bir özelliği, taşıdıkları büyük samimiyet ve bundan doğan lirizmdir. Dile ve nazmın tekniğine ise kuvvetle hakimdir. Son şiirlerinde, dil ve üslûp bakımından da, zamanla, dilin takip ettiği seyre uygun bir sâdeleşme göze çarpar. “Mensur şiir”lerin bir şekli olan fantezilerinde ise, dil ve üslûb değişikliği daha önceden başlamış bulunmaktadır. Sanat çalışmaları arasında edebi ince de yer ayıran şairin – yukarıda isimlerini verdiğimiz – incelemeleri, edebiyat tarihi üzerinde çalışacak olanlar için değerli malzeme ile doludur.”

ESERLERİ

ŞİİR: Erganun (1911), Buhurdan (mensur şiirleri, 1925), Yumak (1938).

ARAŞTIRMA-İNCELEME: Beyrut Vilayeti I- Cenub Kısmı (1333-1335), Beyrut Vilayeti II- Şimal Kısmı (1333-1335), Kastamonu Âsâr’ı Kadimesi (1341), Genç Şairlerimiz ve Eserleri (6 Mart 1936’da Kadıköy Halkevi’nde verdiği konferansın metni, 1937), Genç Romancılarımız ve Eserleri (1937), Edebiyatçılarımız ve Türk Edebiyatı (1938), Edebiyatçılarımızı Tanıyalım – Edebiyatçılar Alemi (97 Şair ve yazar Yedi Gün’de Tefrika; Edebiyatçılar Âlemi: Edebiyatımızın Unutulan Simaları adıyla, yay. haz. Mustafa Everdi, 1999).

ÇOCUK KİTABI: Orhan’ın Deniz Eğlenceleri (1926), Orhan ile Gümüş (1927), Orhan’ın Hayvanlar Bahçesi (1927), Orhan’ın Teyyareciliği (1931)

Paylaş