HAYATI

Öykücü ve yazar. 9 Haziran 1906’da İstanbul’da dünyaya geldi. 23 Mayıs 1943’te Adapazarı’nda, yedek subay olarak askerlik görevini yaptığı sırada tifüs hastalığı nedeni ile yaşama veda etti. Adapazarı’nda toprağa verildi. . İstanbul Erkek Lisesi’nden sonra bir süre İÜEF’ye devam ettiyse de bitirmeden ayrıldı. 1934’te Vakit gazetesinde çalışmaya başladı. Aynı gazetede yazı işleri müdürlüğü yaptı.

Kenan Hulusi Koray, ilk yazı ve öykülerini fakülte öğrencisiyken Servetifünun-Uyanış dergisinde yayımladı. 1928’de şairane ve süslü bir üslupla yazılmış olan “Rübâb-ı Şikeste”, “Hâtıraların Hikâyesi”, “Bir Tutam Saç”, “Beyaz Güller”, “Çıplak Model”, “Güzel ve Esrarengiz”, “Bir Kölenin İntikamı” adlı romantik öyküleriyle tanındı. 1928’de yayımladıkları Yedi Meşale adlı kitap ve 8 sayı çıkabilen Meşale adlı dergiyle edebiyat dünyasına giren “Yedi Meşaleciler” arasında yer aldı. Milliyet, Vakit, İkdam, Tan, Resimli Uyanış, Hayat, Muhit, Mektep, Bütün, Yeni Türk Mecmuası, Yeni Mecmua, Varlık gibi dergi ve gazetelerde öykülerinin yanında düzyazı şiir, eleştiri ve röportajlar da yayımladı.

İ. Enginün, ilk öykülerinden başlayarak biçim ile özü uyuşturmaya çalıştığını belirttiği Kenan Hulusi için, “insanlara bakışı sevgi doludur, bütün beşeri zaaflar bazan bir kader halini alan ufak bir vak’a etrafında verilir. Hikâyelerinin dünyası genellikle İstanbul’dur ve beyaz Rusları konu alan hikâyeleri ayrıca dikkati çeker. Köy ise meseleleri ile hikâyelerine girer” değerlendirmesini yaptı. Kenan Hulusi’nin Cumhuriyet döneminde öykünün gelişimine yol açan yazarlardan biri olduğunu belirten O. Önertoy, daha çok, olayları gerçekleştiren kişiler üzerine dikkati çekerek “öykülerindeki kişilerin kimileri gerçek yaşamdan alınmış, kimileri de kendisinin idealinde yarattığı kişilerdir. Fizik ve psikolojik yapıları, toplumsal durumları belirlenmeyen bu kişiler özellikle korku öykülerinde kaderlerine boyun eğen insanlardır. Kimi öykülerinde de öykünün kahramanı hayvanlardır” der. B. Necatigil ise onun önce kelime, hayal ve renge önem vererek biçim sorunları üzerinde durduğunu, renkli ve hareketli bir üsluba eriştikten sonra, içe ve olaya geçerek olgunluk eserlerini verdiğini belirtir. Yazarın Vakit gazetesinde tefrika edilen “Osmanoflar” (1938) adlı romanı ile “RBK Pansiyonu” (1942) adlı uzun öyküsü kitaplaşmamıştır. Ayrıca ilk kitabının arka kapağında, yayımlanacağı belirtilen “Merzenguş Sultan” adlı öykü kitabı ile “Sürgün Yarası” ve “Roman” adlı romanları ile H. S. Gezgin’in yayımlanacağını belirttiği “Paraşüt” kitabı da basılmamıştır.

ESERLERİ

Öykü:

  • Yedi Meşale, (ortak kitap) İst.: Akşam Mtb., 1928
  • Bir Yudum Su, İst.: Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi, 1929
  • Bahar Hikâyeleri, İst.: Çığır Kitabevi, 1939
  • Son Öpüş, İst., 1939
  • Bir Otelde Yedi Kişi, İst., 1940
  • Bir Yudum Su, (yedi yeni öyküyle birlikte) İst.: 1949
  • Hikâyeler, (der. İ. Enginün) İst.: Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, 1973
  • Beşer Dakikalık Hikâyeler, (haz. M. K. Özgül), İst.: Timaş, 2000
ESER ÖRNEKLERİ
BİR YUDUM SU*

ÇÖLDE

-Sen Lübna’yı boşamış değil misin? Bunu Lübna’nın amcası söylüyordu.

-Söylesene, sen Lübna’yı boşamış değil misin? Öyleyse onun çadırı civarında hala ne arıyorsun? Lübna’dan ne istiyorsun ve Lübna’yı niçin arıyorsun? Madem ki seviyordun, niçin boşadın ve şimdi meramın ne? “Beni Huzaa, kabilesinin ne kadar müteassıp olduğunu bilmiyor musun? Bilmiyor musun ki kabilemizin içinde genç kızlar vardır. Boşadığın bir kadının çadırı dibinde ettiğin ahü figanı işitiyorlar. Söylediğin aşıkane gazelleri duyuyorlar. Ve geceleri onlar da, gizli gizli tekrar ediyorlar. Sen kabilemizin ahlakını bozuyorsun.

Eğer Lübna’nın çadırı dibinde bir kere daha görünecek olursan kılıcım namına yemin ederim ki seni buradan sağ, hiçbir zaman çıkarmam.

Kays bir şey söyleyecek vaziyette değildi. O yalnız düşünüyordu ki, içeride Lübna vardı. Ve içeride Lübna çadırının karşılıklı direkleri arasında kurduğu bir salıncakta yarı çıplak uyumuştu.

Fakat günden güne zayıflıyordu. Bir gün Lübna’yı unutabilmesi için bir seyahate çıkmasını söylediler.

Öyle yaptı.

Çöl ufuklarında bir tavus ağırlığı ile yavaş yavaş yol alan yıldızlar böyle bir macera hiçbir vakit kaydetmiş değildiler. Hiçbir vakit bir deve üstünde yol alırken, kalbinin ihtirasını, ateş halin gelmiş mısralar şeklinde ufuklara hakkeden bir yolcu görmediler.

Çöl yıldızlarının, derin bakışlarla namer’i ziyaları içine toplayan avizeler gibi billur ışıkları altında hiçbir kervanın yolcuları bu kadar hararetli, aynı zamanda bu kadar munis bir aşkın neşidesini işitmediler, ve hiçbir karban kafilesi geride bıraktığı bir aşkın ihtirasını hiçbir adamdan bu kadar kuvvetle duymadı. Deve ağır hareketlerle yavaş yavaş ilerlerken yanık bağrında bir damla suyun teskin edebileceği harareti söyleyen bir gazel, göğün altın avizelerinde yaşlı bir iltima yapardı. Göğün altın avizelerinde bu sesin ince bir figan ile işlenmiş hüznü, karşılıklı akislerle uzar, derinleşir ve bazen, çok uzaktan geçen bir kafilenin bu sese verdiği cevap derinden derine duyulurdu.

(*Bir Yudum Su, küçük, zarif bir hikayedir. Lübna ve Kays arasında geçen yakıcı bir aşk öyküsüdür.)

KAYNAKÇA: H. S. Gezgin, “Kenan Hulusi”, Yeni Mecmua, S. 64 (19 Temmuz 1940); İ. Enginün, “Koray, Kenan Hulusi”, TDEA, V, 395; İ. Enginün, Hikâyeler, (K. Hulusi Koray) İst., 1973; Necatigil, İsimler, 233; Önertoy, 226; Ö. Lekesiz, Yeni Türk Edebiyatında Öykü 1, İst., 1997, s. 333-339.

Paylaş