HAYATI

Roman ve öykü yazarı. 1910’da Çanakkale’de dünyaya geldi. 21 Ocak 1983’te İstanbul’da yaşama veda etti. Polis komiseri Çerkez Hüsnü Naim Bey’in oğlu.

İlkokulu 1924’te Hadımköy İlkokulu’nda; ortaokul ve liseyi ise Edirne Öğretmen Okulu’nda okuyan Kemal Bilbaşar, daha sonra Vize ve Babaeski’de iki yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. 1935’te Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümü’nden mezun oldu. 1937’den sonra İzmir Karataş Ortaokulu Tarih öğretmenliğine atandı; bu görevinden 1961’de kendi isteği ile emekliye ayrıldı. Daha sonra İstanbul’a yerleşti. H. Aksan’la birlikte ortaokullar için tarih, coğrafya ve yurttaşlık bilgisi ders kitapları hazırladı. İzmir’de Cahit Tanyol ile birlikte çıkardıkları Aramak (1939-40) dergisinde yayımlanan öyküleriyle dikkat çekti.

Kemal Bilbaşar’ın ilk öyküsü “Kaza yahut Çumacı Hasan” 1939’da İzmir’de Aramak dergisinde yayımlandı. Sonraki yıllarda yazı ve şiirlerini Yurt ve Dünya, Adımlar, Yürüyüş, Yığın, Yeditepe, Türk Dili, Yazko Edebiyat dergilerinde yayımlamayı sürdürdü. Daha sonra Yurt, Dünya ve Yürüyüş dergilerinde kasaba yaşamını yansıtan öykülerini yayımlamaya başladı. 1939-44 yılları arası tezgahının sürekli işlediği yıllar oldu. Üç öykü kitabı ve bir roman bu yılların ürünüdür.

1953’ten sonra yayımladığı iki öykü kitabındaki ilk çıkışında görülen anlatım ustalığını yitirmeyen Kemal Bilbaşar,  kişilerin iç dünyalarını yansıtma iddiasında ama toplumsal gerçekçi anlayışa bağlı olan çalışmalarını sürdürdü. Emekli olduktan sonra kendini tamamen yazı uğraşısına veren yazar, toplumsal gerçekçi anlatımın yeni doruklarına ulaşan 1953’te Çancı’nın  Karısı ve 1962’de Saltanatın Satılışı öykülerinden yepyeni bir dil, teknik örgüsü içinde çok başarılı bir roman çıkardı: “Cemo”. “Cemo” romanı Rauf Mutluay’ın deyimi ile “gerçek bir edebiyat zaferiydi ve hak ettiği ilgiyi, öygüyü de gördü”. A. Yılmaz 1957’de bazı öykülerini (“Gelinin Muradı” adıyla) ve 1972’de Cemo romanını filme aldı.

Kemal Bilbaşar’ın öykücülüğünün verimli dönemi kabul edilen 1942-48 arasında yazdığı öykülerin ana temaları ise II. Dünya Savaşı’nın yarattığı bunalımlar, çok partili yaşama geçiş, demokratikleşmenin yol açtığı sorunlar, sınıfsal farklılaşma ve bunların orta sınıftan insanlar üzerindeki etkileridir. Bilbaşar’ın öykülerinde olaylarla kişiler arasında doğal bir bağlantı vardır. Ancak bu doğallık, dilin kullanılışından gelen özellikler nedeniyle zaman zaman aksar. Diyalogların, kahramanların iç dünyalarını yansıtmaktan uzak, dilin de deyiş güzelliklerinden yoksun oluşu öyküleri anlatım bakımından tekdüzeliğe götürür. Kemal Bilbaşar, Cemo ile 1967’de TDK Roman Ödülünün ve Yeşil Gölge ile 1968’de May Roman Ödülünün sahibi oldu.

ESERLERİ

Öykü:

  • Anadolu’dan Hikâyeler, İst.: Remzi, 1939
  • Cevizli Bahçe, İzmir: Yeniyol, 1941
  • Pazarlık, 1944
  • Pembe Kurt, İst.: Yeditepe, 1953
  • Köyden Kentten (Üç Buutlu Hikâyeler), İzmir: Kovan, 1961
  • Irgatların Öfkesi, İst.: Tekin, 1971

Roman:

  • Denizin Çağırışı, Ank.: Yurt ve Dünya, 1943
  • Ay Tutulduğu Gece, İzmir: Kovan 1961
  • Cemo, İst.: Evren, 1966
  • Memo, 2 c., İst.: Tekin, 1970-71
  • Yeşil Gölge, İst.: May, 1970
  • Başka Olur Ağaların Düğünü, İst.: Tekin, 1972
  • Kölelik Dönemeci, İst.: Tekin, 1977
  • Bedoş, İst.: Yazko, 1980
  • Zühre Ninem, İst.: Yazko, 1981

Çocuk Kitabı:

  • Yonca Kız, İst.: Milliyet, 1971
  • Kurbağa Çiftliği, İst.: Okan, 1976

Diğer:

  • Medeniyetin Doğuş ve Yayılışlarında Türklerin Rolü, İst.: Burhaneddin Mtb., 1935

Çeviri:

  • Gölgedeki Zorbalar (F. Harper), İst.: Tekin, 1973
ESER ÖRNEKLERİ

“Köklü ekonomik ve sosyal reformlara gidilmeden, yeniden yoğrulmaya kalkılan toplumumuzun tarihsel akışı içinde, halka karşı bir yönetimin baskısı altında insanlarımızın çektikleri çileyi, emeğin sömürülüşünü, büyük toprak sahiplerinin zenginleşmesi sonucunda ırgatların, yarıcıların köylerden kentlere göçmesi ile beliren bunalımları, sosyal çöküntüleri, ekonomik darlıklar, karaborsalar yaratılarak maaşlıların, işçilerin soyuluşlarını, ezilişlerini v.b. arayıp bulmaya; buluşlarımı 141-142 sayılı kanunların tel örgülerine tutulmadan, halkımızın kendi dili, kendi duygu ve düşüncesi, kendi inancı ve zevki ile yazılmış hikaye, oyun ve romanlarla toplumumuza çalışmak başlıca meslek dışı uğraşımdı. Toplum yaşantımızın yoğun aktığı kesimlerden istasyon, santral, garaj, üçüncü mevkii kompartıman, kahve, han, Pazar yeri, gecekondu mahallesi v.b. başlıca sondaj alanlarımdı. Buluşlarımı sunarken, halka daha iyi seslenebilmek için, benden önce gelmiş geçmiş ozanların, meddah hikayecilerin dil hazinelerinden, anlatış özelliklerinden, tekniklerinden yararlanmak zorunluluğu duyuyordum. Bu yolda aramalarım, halk çoğunluğunun kullandığı dili hesaba katmama, İstanbul şivesi ötesinde, bu günün yaşayan Anadolu şiveleriyle, geleneksel halk edebiyatı ürünlerinin deyişlerinden karma bir üslup denemesine beni itti. Cemo ile Memo’nun dili, bu aramanın ürünüdür. Cemo’yu aydınlar kadar halktan adamlarından ilgi ile karşılamalarında bu dil özelliğinin büyük payı olduğu kanısındayım.” (May der, s:17, 1969)

KAYNAKÇA: Necatigil, İsimler, 89; Kurdakul, Cumhuriyet, 112-115; Karaalioğlu, 116; A. Uçman, “Bilbaşar, Kemal”, TDEA, I, 428-429; Necatigil, Eserler, 40, 94-96, 117-118, 270, 304-305, 407-408; Alangu, Hikâye ve Roman, II, 273; K. Ertop, “Anıdan Romana”, Milliyet Sanat, S. 34 (15 Ekim 1981); A.. Benk, “Kemal Bilbaşar’ın Bir Öyküsü Üstüne”, Çağdaş Eleştiri, S. 1 (Mart 1982); Özgüç, I, 118, 459.

Paylaş