HAYATI

Divan şairi ve yazar. 1785’te İstanbul’da dünyaya geldi. 1829’da Sivas’ta yaşama veda etti. Sivas’ta toprağa verilen İzzet Molla’nın mezarı 1916’da ailesi tarafından İstanbul’a aktarıldı. Asıl adı Mehmed İzzet’tir. Konyalı bir aileye mensuptur. Kazasker Keçecizade Mehmet Salih Efendi’nin oğludur. Tanzimat devrinin ünlü devlet adamlarından Fuad Paşa’nın babasıdır. Dedesi Keçecizâde Mustafa Efendi’dir.

İzzet Molla, medrese öğrenimi görerek yetişti.  1797’de henüz on iki yaşındayken kendisine müderrislik verildi. 1799’da babasının vefat etmesi nedeni ile öğrenimini güçlükle sürdürdü. Eniştesinin yanında geçen gençlik günlerinin sıkıntılarla dolu olduğu, kendini alkole verdiği, yoksulluğa ve üzüntüye dayanamayıp intihar etmeye karar verdiği, bunun için yer olarak da Göksu’yu seçtiği, “bir binlik şişe rakı alarak” kayığa bindiği söylenir. Kayıkçı Hançerli Bey’in yalısının önünden geçerken pencere önünde oturan Bey, o sıra okumuş olduğu kitapta takıldığı noktayı bu genç molladan sormuş, yalıya çıkan İzzet Molla da, o gün intihardan vazgeçmişti. Bu beyin aracılığı ile Halet Efendi’ye bağlanan İzzet Molla’nın yaşamı o günden sonra değişti. 1809’da Bursa müfettişliğine atamasının dışında 1820’de ilk önemli göreve, Galata kadılığına getirildi. 1822’de Halet Efendi önce sürülüp ardından da öldürülünce yakını olan İzzet Molla da Keşan’a sürgüne gönderildi. Bir yıl sonra bağışlandı ve İstanbul’a döndü. 1825’te Mekke kadılığı, 1826’da İstanbul payesi verilip Haremeyn müfettişi oldu. Daha sonra yerel yönetimlerin masrafları için halktan toplamış oldukları paraların defterlerini (eyaletlerin tevzi defterleri) teftişe gönderildi. Rus savaşı üzerine savaşa girilmemesini öğütleyen bir lahiyayı defterdar kasedarı Rasim Efendi ile birlikte yazıp II. Mahmut’a sunması üzerine de Sivas’a sürüldü. Karşı çıktığı savaşın sonucu onun düşüncelerini doğrulamış, bağışlandığını bildiren ferman Sivas’a gönderilmişse de İzzet Molla haberi almadan hayatını kaybetmiştir.

“Keçecizade İzzet  Molla, hiç şüphesiz klasik nazımın Tanzimat’tan evvelki son üstadıdır. Edebi kültürü Vasıf’la mukayese edilemeyecek kadar kuvvetli olduğu gibi, sanatkar olmak noktasında da ondan çok kuvvetlidir” (Mehmet Fuat Köprülü). Ama soruna başka bir açıdan bakınca da “İzzet Molla’nın eserleri birinci derecede şahsi bulmak ve onu şiirimizde bir çığır sahibi addetmek yahut tam bir mükemmeliyete erişmiş saymak mümkün değildir. XVIII. yüzyılın sonlarına doğru şiirimize büsbütün hakim olan eklektik zevkin bütün özellikleri İzzet Molla’da vardır. Başta Nef’i ve Şeyh Galip olmak üzere Nabi, Nedim, Sabit, Naili ve daha evvelki şairler bu ilhamı zaman zaman idare ederler (Ahmet Hamdi Tanpınar). Tasavvufi olan ise onu alır Mevlana’ya götürür. Burada İzzet Molla’nın Mevlevi olduğunu ve Yenikapı Mevlevihanesi şeyhlerinden Abdülkadir Nasır Dede’ye bağlandığı dile getirilir.

İzzet Molla, öte yandan Haşmet’i andıran davranışları, sözünü esirgemezliği, ince ve esprili kişiliği kendine özgü bir yergiyi şiirine yakıştırmasına yol açar:

“Eyledi kaht-ı ehl-i mesaniden bizi

Oldu insan zümresinden bir sürü hayvan diriğ”

Kimi zaman da içinde yaşadığı çağdan yakınır:

“Bir mevsim-i baharına geldik ki alemin

Bülbül hamüş havz tehi gülistan harap”

Ancak bu yakınma hiçbir zaman başkaldırıya varmaz. Tersine dervişçe bir tevekülle boyun eğiş atasözü niteliğinde dizeler yazdırır İzzet Molla’ya. Kuşkusuz klasik şiirin tekniğini de iyi bilmektedir. Kendine güveni de tamdır. Nitekim hece ölçüsü ile da yazabildiğini göstermek için kaleme aldığı ve şu dizelerle başlayan, ama Divan’ına almadığı şiiri de bunu gösterir:

“Zülfündedir benim baht-ı siyahım

Seni sevdim budur ancak günahım”

İzzet Molla, günümüzde ise, Keşan’a gidişini ve oradaki yaşamını anlattığı Mihnet-i Keşan mesnevisi ile kalacaktır.

ESERLERİ

Şiir:

  • Divan-ı Bahâr-ı Efkâr (1255)
  • Divan-ı Hazân-ı Âsâr (1257)
  • Gülşen-i Aşk (Fe’ilâtün Mefâ’ilün Fe’ilün kalıbıyla yazılmış, yaklâşık 300 beyitlik kısa mesnevi, taşbasması, 1265)
  • Mihnetkeşân (1269).

Düzyazı:

  • Devhatü ‘l-Mehâmid fî Tercemeti’l-Vâlid (babasının hayat hikâyesi, 1811)
  • Şerh-i Elgâz-ı Râgıb Paşa (yazma, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi no: 3566)
  • Lâyihalar (2 layiha, birisi Atâ Tarihi içinde 3. cilt, 1293)
  • Mektuplar (Süleymaniye Kütüphanesi, Es’ad Efendi kıs­mı (3354).

KAYNAKÇA: Fuad Köprülü / Eski Şair­lerimiz Dîvân Edebiyatı Antolojisi (1931), Abdulbakî Gölpınarlı / Dîvân Şiiri XIX. Yüzyıl (1955), Ahmet Hamdi Tanpınar / XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (2. bas. 1956), Nihad Sami Banarlı / Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (2. bas. 1971-1972)

 

 

Paylaş