HAYATI

Şair. 25 Aralık 1953 günü Hassa / Hatay’da dünyaya geldi. Asıl adı Hüseyin HAMEŞ. Fatma Hanım ile çiftçi Şaban Hameş’in oğludur. İlk ve ortaokulu Hassa’da okuyan Hüseyin Hameş, liseyi Mersin Öğretmen Okulu’nda, yükseköğrenimi ise Gazi Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümü’nde tamamladı. Urfa’da ilkokul öğretmenliği (1972-74), Ankara’da Film-Radyo-Televizyon ile Eğitim Merkezi’nde radyo programcılığı (1978-91) yaptı. 1991’den bu yana ticaretle uğraşıyor. TYS üyesi. 

Hüseyin Ferhad’ın “Bir Şiir Ustası: A. Kadir” başlıklı ilk yazısı 1977’de Yeni Toplum’da, ilk şiirleri 1978’de Sanat Emeği’nde çıktı. Sonraki yıllarda ürünleri Türk Dili, Somut, Yazko Edebiyat, Bilim ve Sanat, Yarın dergilerinde yazdı. Halen Adam Sanat ve Varlık gibi pek çok dergide yer aldı.  

ÖDÜLLERİ

  • Ve Yürüdük Gecenin Ateşleri İçinden ile 1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü 
  • Söyle Gölgen de Gitsin ile 1994 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü 
  • Kılıç İpekte Sınanır ile 2001 Altın Portakal Şiir Ödülü. 

ESERLERİ

Şiir:  

  • Deniz Çobanları, İst.: Yeni Türkü, 1982 
  • Ve Yürüdük Gecenin Ateşleri İçinden, İst.: Varlık, 1984 
  • Söyle Gölgen de Gitsin, Ank.: Ekin, 1993 
  • Hayal Ülkesinin Keşfi, Ank.: Ekin, 1995 
  • Kılıç İpekte Sınanır (Toplu Şiirler 1982-2000), İst.: YKY, 2000 
  • Simurg, Ank.: Ekin, 2004 
  • Beni de Ezberine Al, (Seçme Şiirler) İst.: Toroslu, 2007 

Deneme-Eleştiri:  

  • Aşka ve Barbarlara Dair, Ank.: Ekin, 1995 

Anlatı:  

  • Cennet Diye Bir Yer, Ank.: Ekin, 1997 

ESER ÖRNEKLERİ

Şiirin ve Yüreğin Tarihini Yazmayı Deneyenlere 

Trabzanlara yaslanıp şarkı söylüyor bir kadın 
anlayamadığım tuhaf bir dille ve ivmeyle. 

Kuru yapraklar savruluyor ıssız yamaçlara yukarı 
tansökümü öpüşüyor şehir surlarıyla ansızın. 

Ayaz mı, yoksa ilkyaz mı içimi acıtan böyle; 
nedendir şu mememin altındaki anlamsız ağrı? 

Kırgın, minareye tırmanan bir müezzin gibi dalgın 
yürüyorum gece yarılarının geç hüznüyle. 

Ah, nerede göğü martılarla dolu limanı aşkın 
nerede gençliğimi evlad edinen mahir tanrı? 

Bir kadın şarkı söylüyor devşirip rüzgarı 
farkında olmadan mülteci yalnızlığıma alnını dayayıp. 

Sokaklar bomboş, terkedilmiş tüm mahalle; 
tedirginlik sinmiş evlere o keşiş yüzüyle. 

Azizeler koşarak çıkıyor merdivenlerini eski manastırın, 
avlusunda yuvarlanışını duyuyorum bakır çanının. 

Ufka bir yıldız akıyor kirpiklerim düğümleniyor 
şakaklarıma sıvaşan ışının külleriyle. 

İlahiler yankılanıyor aklımda, dualar okunuyor; 
ümmed hıncıyla yüreğime gömüyor hançerini batın. 

Bir kadın şarkı söylüyor yaralı sesiyle, 
sesime kazıyorum kadını Türk dili Fars dili Arap diliyle. 

Kitapların balkonundan başka bir şey değilse cennet 
ummanında bencileyin bir muamma vardır elbet. 

Kayalar yuvarlanıyor, çirişotları gürültüyle büyüyor; 
bir cırcırböceği önüme düşüyor omuzunda liriyle. 

Yağmur başlıyor birden, org melekleri uçuşuyor; 
ellerime dokunuyor sevda remili bir cinayet! 

Sular aydınlanıyor giderek, epriyor kutsal yangın; 
keder, örtüyor günün üzerini imam cübbesiyle. 

İnanla ve hicranla şarkı söylüyor bir kadın 
telleri birer birer kırılıyor inleyen kemanının. 

Yollar puslanıyor, ikona kuşları palazlanıyor, 
mermer kaldırımlar buğulanıyor çiy taneleriyle. 

Perdeler çekilmiş, kapılar sürgülü, behçe duvarı yıkık, 
soluk alışı duyuluyor fidanlıktaki sarnıcın. 

Yürüyorum nehir boyunca dudaklarımda bir ıslık, 
sanki alınyazım beni çağırıyor kuğuran sesiyle. 

İsa mı diriliyor? yoksa Golgotha o yana mı devriliyor; 
birden cüme alem mumları sönüyor göksel mihrabımın! 

Samanyoluna yaslanıp şarkı söylüyor bir kadın 
dul bir sevinçle ve gücenik sevgiyle. 

Ay doğuyor, ümidin yıkık kuleleri doğruluyor; 
mayın tarlalarına dönüşüyor acının sınırı. 

Bir pembe bulut oluyor zafer, eğilip yüzünü yalıyor 
aşık meydanlarında terkedilen yüce sabrın. 

Bir kadın şarkı söylüyor devşirip rüzgarı 
rüzgarlı uçurumlardan yalnızlığıma alnını dayayıp. 

Şiirin ve yüreğin tarihini yazmayı deneyenleriyle 
hayat böyle güleç iken ağlamak gerçekten ayıp! 

KAYNAKÇA: Necatigil, İsimler, 192; Kurdakul, Sözlük (1999), 352.

Paylaş