HAYATI

Öykü yazarı. 28 Ekim 1961 günü Ankara’da dünyaya geldi. Nebahat Hanım ile tuhafiyeci Mükerrem Şenocak’ın oğlu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı; DTCF Tiyatro Bölümü’nü bitirdi (1987). TRT ve reklam ajanslarında senaryo ve metin yazarı olarak çalıştı. İstanbul’da yaşıyor; bekâr.

İlk öyküsü 1985’te Nitelik dergisinde (Ankara) çıktı. Öykülerini Edebiyat Eleştiri, Milliyet Sanat ve E dergilerinde yayımladı. Üçüncü kitabı Naj’la tanındı. Öykülerinde ölüm ve aşk konularını büyülü gerçekçi/gerçeküstücü bir anlayışla ele aldı. Masal dilinden aldığı imgelerle kurduğu ritmik cümlelerde Türkçeyi başarıyla kullandığı görüldü.

ÖDÜLLERİ

  • Karanfilsiz ile 1987 Akademi Kitabevi Öykü Ödülü (birincilik; A. Yıldız ile paylaştı)
  • Naj ile 1998 Sabahattin Ali Hikâye Yarışması (başarı ödülü).

ESERLERİ

Öykü:

  • Karanfilsiz, İst.: Cem, 1988
  • Gülayşe Yabancının Aşkı, Ank.: Yazıt, 1990
  • Naj, İst.: Can, 1999
  • Hayatta Kalma Oyunu, İst.: Can, 2001
  • Sevgili Nefret, İst.: Can, 2002

Gezi:

  • Yoldan Çıkmış Anılar, İst.: İş Bankası, 2005.

ESER ÖRNEKLERİ

NAJ’DAN

Artık kimler intihar eder, biliyordu. Artık neden son çare intihardır, biliyordu. Unutmak Bütün sorun ‘unutmak’tı İnsanlar unutabilseydiler, hiç kimse intihar etmezdi. Unutamıyordu. Kendine kızıyordu. Öfke duyuyordu. Bu koşullarda var olmayı sürdürdüğü, acılar çekmeye dayandığı için.

Bir tablo bir canlıdır. Nefes alır ve konuşur. Âşık olma ve âşık etme yetilerine sahiptir. Acıkabilir. Susayabilir. Sanatseverdir. Şiire bayılır. Sinemadan habersizdir. İnsan sesinin dokunuşlarıyla canlanır. Bir ateş cambazı ona aşk heyecanları yaşatır. Korkunç bir saygısız ve küfürbazdır. Yüzlerce yıldır tehdit altında yaşamış olmanın verdiği derin kaygıyla ülserlidir. Mükemmel bir müzik dinleyicisidir ama, insan sesini tercih eder. İnsanların gözlerine bakmayı sever. İnsanları gözlerinden tanır. İnsanları gözlerinden sever. Bazen aşık olur. Unutur. Unutulmaya tahammülü yoktur. Tutkulu biri tarafından çalınmayı düşler. Hep bunu düşler.

Ölemiyordu. Nasıl istiyordu oysa. Yalnız geçmişte yaşananların değil, hatta özellikle geleceğin ölmesini istiyordu; kurulmuş bütün hayallerin, görüşmüş düşlerin, aşkın, beynini ele geçiren karanlık gölgenin. Ondan kurtulmanın tek yolu belleğinden kurtulmaksa, kurtulmalıydı.

Nasılsa iki kişiyiz, sonsuza kadar gideriz. Çok uzun yol. Orada biraz dinleniriz. Çay içeriz. Şarap içeriz. Geçmişi yâd ederiz. Sohbet ederiz… Bir çiçeğin ömrünü dinleriz. Kelebekleri kıskanırız. Denizlere güleriz. Gökyüzünü överiz. Şarap içeriz. Nasılsa iki kişiyiz.

İki kanatlı bir kapının üzerine mermer bir panoya kocaman harflerle yazılıydı: Tatlı Tatlı Ölebileceğiniz Bir Yer. Özendiriyorlar mı? Hayır. Tam tersi, bir yıldırıcılık vardı sanki; ölümü hafife alıyorlar, alay ediyorlardı. Başlığın altında küçük harflerle ‘son müdahale’ yazıyordu. Müdahale. Yaşamak ölmekten daha kötü bir görünüm aldığında yapıyorlardı bu ‘müdahale’yi. Herhalde bu yüzden ‘son müdahale’ yazıyordu orada. Bundan hoşlandı. Bu, ölmek isteyenleri anlayabildiklerini fısıldadı…

KAYNAKÇA: F. Alptekin, “Yaşamı Gerçekdışı Algılıyorum” (söyleşi), Cumhuriyet, 23 Temmuz 1999; S. Uludağ, “Bütün Hayaller Gerçek”, Radikal, 29 Temmuz 1999; E. Korap, “Gerçeküstü Öyküler…”, Milliyet Sanat, S. 464 (15 Eylül 1999).

Paylaş