HAYATI

Tarihçi, Osmanlı vak‘anüvisi ve Takvîm-i Vekāyi‘ nâzırı. 6 Aralık 1789’da İstanbul’da Ayasofya yakınlarında bir evde dünyaya geldi. 1848’de İstanbul’da yaşama veda etti. Mezarı Yerebatan’da yaptırdığı konağının avlusundadır. Sahhaflar Şeyhi diye anılan Hacı Efendi’nin oğludur. Esat Efendi’nin ailesi Malatya’nın Arapkir kazasına bağlı Nerdübanlı köyündendir. Esad Efendi, geçmişinin Malatya’da medfun Seyyid Battal Gazi’nin amcası Hüseyin Gazi’ye kadar uzandığını ileri sürerek seyyid olduğunu söylemektedir.

Esat Efendi, erken yaşlarda babası Hicaz kadılığına atanında atanınca onunla birlikte Hicaz’a gitti. Yolda geçirdikleri gemi kazasında babasını kaybetti. Kazadan yalnızca Esat Efendi ve amcasının oğlu kurtuldu. Dönemin Mısır valisi Hurşit Paşa tarafından İstanbul’a gönderilince Halet Efendi’ye sığındı. Öğrenimini Halet Efendi’nin yanında tamamladı. 1808’de müderris olan Esat Efendi, geçim sıkıntısı nedeni ile müderrisliği bırakmak zorunda kaldı. Bir süre Adapazarı naipliği yapan Esat Efendi, 1819’da Bab-ı Meşihat’a girdi. İstanbul kadılığında vekayi katipliği yaparken Şanizade’nin ayrılması üzerine, 1825’te vakanüvislik görevine getirildi. Yeniçeriliğin kaldırılması üzerine çıkarılan fermanı Sultan Ahmet Camii’nde okumak gibi önemli olaylarda adı geçen Esat Efendi, ölene kadar sürdürmüş olduğu vakanüvislik görevinin yanı sıra Evkaf müfettişliği, Ordu kadılığı, İstanbul kadılığı, Meclis-i Ahkam-ı Adliye üyeliği de yaptı. Anadolu ve Rumeli kazaskerliği rütbelerini aldı. Mehmet Şah’ın cülusunu kutlamak için büyükelçi sıfatı ile İran’a gönderilmiş ve ilk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi’nin yöneticiliğine ve yazarlık görevlerine getirilmişti.

Yirmiyi aşkın eser veren Esat Efendi, şiir de yazmasına karşın, tarihçiliği ve Takvim-i Vekayi yazarlığı ile hatırlanır. Tarih adlı yapıtını 1821’den 1826’ya kadar olan olayları kapsar ve Şanizade’yi tamamlar. Gerek Tarih’inde gerekse diğer yapıtlarında kendisine kadar gelmiş olan divan nesrini sürdürmüştür. Bu dil, Takvim-i Vakayi’ye yazılarına yalınlaşır. Giderek Mustatraf çevirisinde halkın anlayacağı bir dil kullanmak gerektiğini savunur. Denilebilir ki bu, kullanılan Türkçenin yalınlaşması yolunda yapılan ilk öneridir. Ama Esat Efendi, sorunu bir sözcük ayıklaması olarak alır ve orada da kalır. Şiirleri ise divan geleneğine bağlıdır, bir kendine özgülük taşımaz.

ESERLERİ

Çeviri:

  • Zîbâ-yı Tevârîh
  • Mahmûdü’l-eser fî tercemeti’l-Mustazrafi’l-müste’ser
  • Kevkebü’l-mes‘ûd fî kevkebeti’l-cünûd

Tarih:

  • Üss-ü Zafer (Yeniçeriliğin kaldırılmasına dair)
  • Tercüme-i Müstazraf
  • Teşrifat. Şerh-i Tecvid.

KAYNAKÇA: İbrahim Alâeddin Gövsa / Türk Meşhurları (1946), Cemâleddin, Osmanlı Târih ve Müverrihleri (Âyîne-i Zurefâ), İstanbul 1314, s. 79-83, Hammer, GOD, IV, 463-470, Fatîn, Tezkire, s. 13, Ahmed Rifat Efendi, Devhatü’n-nükabâ, İstanbul 1283, s. 57-59, Mustafa Nûri Paşa, Netâyicü’l-vukūât, İstanbul 1327, III, 103.

 

Paylaş