HAYATI

Asıl adı Ahmet olan Nedim’in İstanbul’da doğmuş olduğunu ancak tahmin edebiliyoruz. Anadolu’da kadılık görevlerinde bulunmuş Mehmet Efendi adında birinin oğludur. Büyük babası ise, Sultan İbrahim’in tahttan indirilmesinden sonra çıkan bir ayaklanmada, halk ve ulema tarafından linç edilerek öldürülmüş olan Merzifonlu Mustafa Bin Müslihiddin’dir. Bu şahıs, kadı askerlik mertebesine kadar yükselmişti. Sapık bir kimse olduğundan, tarih kitaplarında adı “mülakkap” olarak geçer, bundan dolayıdır ki Nedim’in düşmanları bazı kitaplarda ondan “Mülakkap-zade” diye söz ederler.

Nedim’in annesi, Fatih devri ulemasından Karaçelebizade Hüsamettin Efendi ailesinden Saliha Hatun’dur. Böylece Nedim, hem baba, hem de ana tarafından ulema sınıfından gelmektedir. Nedim’in soyu, baba tarafından Fatih devrinde yaşamış, Mevlevi tarikatına mensup bir aileye gitmektedir. Kendisi de III. Ahmet’e sunduğu bir kasidesinde, saraya hizmet eden bir aileden gelmiş olduğunu övünerek anlatır:

“Fahr iken ecdadıma ol asitanın hidmeti

Hazret-i sultan Ebüfeth’in zamanından beri

Padişahana’ı seleften bunca ihsanlar görüp

Her biri olmuş iken bab-ı refiin çakeri”

Karlofça Antlaşmasının getirdiği barış ve güvenlik içinde, “Edirne Vakası” sonunda padişah olan III. Ahmet devrinde Nedim, medrese öğrenimi yaptı. Şeyhülislam Ebe-zade Abdullah Efendi zamanında yapılan sınavı kazandı ve Hariç Medresesi müderrisleri arasına girdi. Onun bu sınavı kazanarak mesleğe girmesinin 1707-1713 yılları arasına rastladığı tahmin olunmaktadır. Annesi Saliha Hatun’u kaybettiği tarihlerde henüz amacına ulaşamayan Nedim’i, Şehit Ali Paşa’ya, sadrazamlığı ve Mora seferi münasebetiyle sunduğu kasidelerinde henüz bir müderrisliğe tayin edilmediği için dilek ve şikayetlerde bulunur görmekteyiz. Lakin bu sırada onun himayesini görememiştir. Ancak Nevşehirli İbrahim Paşa’nın himayesinde amacına ulaşacak ve meslekte ilerlediği görülecektir.

Henüz vezir rütbesinde bulunduğu, yıldızı iyice parlamadığı bir sırada, mirahurluğa getirilmesinden sonra, barış ve sükundan söz eden bir kaside sunmuş, bir hariç medresesi elde etmişti. İbrahim Paşa’nın aynı yılın ekim ayında vezir olmasından duyduğu sevinci, uzun bir tarih kıtası ile ifade etmiş, ertesi yıl da Fatma Sultan’la evlenip sadrazam olunca da, bir kaside sunmuştu. Paşa’nın sadık bir bendesi olduğundan, böyle kerem sahibi bir efendisi var iken, kimsesiz ve işsiz bırakılmasının acılarından söz ediyordu.

Nedim, hayatının en mutlu günlerini Kağıthane’de “Sadabad” Cağaloğlu’nda “Ferruhabad”, Kuruçeşme’de, Vezirazam Kara Mustafa Paşa’dan kalan Tırnakçı Yalısı’nın ardındaki tepede yapılan “Kasr-ı Süreyya”da Vefa Bahçesi’nde geçirdi. Bu yerlerdeki hayatını yazdığı kasidelerle tasvir ediyordu. Paşa’nı düzenlediği lale seyranlarında Nedim de hazır bulunuyordu. III. Ahmet, İbrahim Paşa ve vezirleri ile birlikte Nedim de, Topkapı Sarayı’nın bahçesine çıkıyor, yeni açılan lalelere şiirler söylüyor, onlara şairane adlar veriyordu.

Bu devirde Çırağan Sarayı da eğlence kaynaklarından biri idi. Beşiktaş’ta, Arap İskelesi civarı, Fındıklı’ya kadar ormanlıktı. Çırağan safaları, bülbüllerin doluştuğu bu ağaçlar altında yapılırdı. İbrahim Paşa’nın emri ile Fındıklı’dan Beşiktaş’a doğru açılan yol Nedim’in evinin önünden geçiyordu. Yeni yapılan köşkler arasında, Nedim, en çok Sadabad’dan hoşlanıyordu. Padişah ve sadrazamın sürdürdükleri safalara Nedim de katılıyordu. Şarkıları ve gazellerinde lale, Çırağan ve Sadabad’ı yaşatıyordu. Bazı resmi toplantılara da davet ediliyor, ramazanlarda İbrahim Paşa’nın huzurunda verilen tefsir derslerine kari (okuyucu) sıfatı ile katılıyordu.

İbrahim Paşa, onu, III. Ahmet ile de tanıştırmıştı. Paşa, Nedim’i, her zaman görmek istiyordu. Vefasızlığından dolayı ona sitemler ettiğini de Nedim’in bir kasidesinden öğreniyoruz. Nedim’in artık şikayetlerini ve sızlanmaları son bulmuştu. Bir aralık onun Mahmut Paşa Mahkemesi naipliğine tayin edildiğini görüyoruz. Bu sebeple yazdığı bir kasidede hem teşekkür ediyor, ama yine de çektiği maddi sıkıntılardan şikayet ediyordu. Aynı yılda onun “Ayni Tarihi” adlı yapıtını çevirecek heyete dahi olduğunu da öğreniyoruz. Bir yıl sonra da Molla Kırımi medresesine tayin edildi. 1728’de huzur derslerinden sonra, müderrislere ihsanlarda bulunurken, Nedim de bu arada düşünülmüş, terfi ettirilerek Sadi Efendi Medresesine tayin edilmişti. Artık mesleğinde hızla ilerlemeye başlamıştı. Nişancı Medresesi’ne, nihayet Sahniseman Medresesi’ne tayin edildi. Bu sırada Sahaifülahbar adlı yapıtı çeviren heyette de bulunan Nedim’in bir süre sonra da Nevşehirli İbrahim Paşa’nın kütüphane memurluğuna tayin edildiğini görüyoruz. Bu münasebetle yazdığı teşekkürde, emeklerini ilim yoluna hasretme düşüncesinden, bu işi kitapsız başaramayacağından dolayı, bu hafızkütüplüğü aklından geçirmekle birlikte, söylemeye cesaret edemediğinden bahsetmektedir. Bu görev, onun değerini arttırmış, bilim yolu da önünde açılmış oluyordu.

Bir yıl geçmeden, Nedim, Sekban Ali medresesine tayin edilmişti.

Ölümü ve mezarı üzerine çeşitli rivayetler bulunmakla birlikte, Nedim’in, tarihlerde Lale Devri olarak geçen, zevk ve eğlence devrinin sonunda patlayan, Patrona Halil Ayaklanması denilen kargaşalık sırasında, bir cinnet sonucu öldüğü belgelerden anlaşılmaktadır. Çeşitli kaynakların birbirini tutmayan ifadelerinden sonra, ele geçen tereke suretine göre, onun ölümü kesin olarak 23 Ekim 1730 tarihinden az önceye rastlamaktadır. Bu tereke suretinden anlaşıldığında göre, Ortaköy’e giden yol üzerinde, Tekerlek Mustafa tarafından yaptırılan caminin bulunduğu mahallededir. Ayrıca yine bu belgeden, Lübabe adındaki kızına, karısı Ümmü Gülsüm hanımın babası İbrahim Çelebi bin Elhaç Mustafa Çelebi’nin vasi tayin edildiğini, Rukiye, Hamide ve Ayşe adlı üç kız kardeşi olduğunu öğreniyoruz. Nedim’in Abdurrahman Şeref adındaki amcası da şair imiş.

Nedim’in mezarı, Üsküdar’da Tunusbağı Mezarlığının biraz yukarısında, Selimiye dergahı civarındaki Çiçekli mevkindedir. Sonradan annesi Saliha Hatun’un mezarı da yanına nakledilmiş, her ikisi de parmaklık içine alınmıştır.

EDEBİ KİŞİLİĞİ

Nedim, nesir yolunda da eserleri olmakla birlikte, asıl ününü şiirleri ile kazanmıştı. Bu mensur eserleri içinde Derviş Ahmet Dede’nin Sahailfüllahber adını taşıyan dünya tarihinin çevirisi başta gelmektedir. Bazı kaynaklar göre çevirisi on yılda tamamlanan bu üç ciltlik eseri, Nedim’in de dahil olduğu bir heyet Türkçeye çevirmişti. Bir heyetle birlikte çevirisine katıldığı bir başka eser de Ayni Tarihi adlı yapıttır.

Şiirlerinde dini temayül görülmeyen Nedim’in divanında, münacat ve naat da yoktur. Sanata ve bilime değer veren devlet adamlarının himayelerinde yaşayan Nedim’i yaşadığı çağ ve içinde bulunduğu çevre, tarihler düşürmeye, methiyeler yazmaya, yaşadığı barış çağının hayatını tasvir etmeye teşvik etmiştir. Doğumlar, düğünler, bayram, ramazan, yeni yıl tebrikleri, yazları Çırağan ve Kağıthane, Boğaz gezintileri, kışları helva sohbetleri, yeni köşkler, kasırlar ve sarayların yapılamaları, hatta Ürgüp ve Nevşehir’de cami, hamam, çarşı ve kervansaray gibi yapıların yapılmaları gibi vesilelerle, Nedim, kaside türünün dar sınırlarını genişletmiş, yerli töreler ve güzellikleri, gerçek tabiat sevgisini, özel hayat ve ilişkilerini de kasideye sokmuştu. Bazı durumlarda kuralları da aşarak, Sadabad’ın yapılması ve Revan fethi gibi olayları, kaside yerine şarkı ile kutluyordu.

Şarkı türü, o çağın eğlence hayatının tesiri ile Nedim’in elinde iyice gelişmiş ve rağbet görmüştür. Tabiat ve eğlence hayatından başka, o devrin giyiniş modasını yansıtan şarkılar bestelemiş, sonraki devirlere dahi ulaşmıştı. Onun ele aldığı temalara, yansıttığı eğlence dünyasına, aşk duygularını ifadeye en uygun olan divan şekli gazeldi. Gazel, onun elinde hafif, zarif, nükteli yer yer laubali bir tarzda duyguları ifade eden bir biçim almıştı. Ele aldığı konular, şiirde kullandığı unsurlar, şiir üslubunun renkli oluşu, kendine has bir tarz, yeni bir yol olmuştu.

Şarkı ve gazellerinde oldukça sade ve külfetsiz bir dil kullanan Nedim, zaman zaman konuşma dilinin ahengine yaklaşmış, halk deyimleri ile süslü İstanbul şivesini kullanmaktaki ustalığı ile de dikkat çekmişti. Daha önce Baki ve Şeyhülislam Yahya gibi şairlerin de öncülüğünü yaptıkları bu akım, Nedim’de artık iyice yerleşmiş ve bilinçli bir hal almıştı. Divan edebiyatının sert ve kalıplaşmış dilini yumuşatıp halka ve hayata bağlamasını bilmişti.

Nedim, klişeleşmiş mazmunları da şiirlerinde yenilemiş, duygularını yeni buluşlarla tasvir etmişti. Onun, bu yeni söyleyiş yolu yüzünden, “Nedim-i taze zeban” diye adlandırdığını görüyoruz.

Lale Devri’nin eğlence alemlerini, yerlerini, manzaralarını, halkın giyiniş şeklini, adet ve törelerini anlatırken, divan şiirini geniş ölçüde hayata bağlamış, önemli bir yenilik getirmişti. Şarkı ve gazel şöyle dursun, kaside türünü bile hayata bağlamanın bir yolunu bulmuş, tabiat güzelliklerini, aşk ve hayat neşesini bunlara da aşılamıştı.

Nedim divanının şarkılar bölümünde koşma vezni ile yazılmış bir de “türkü” vardır. Eğlence hayatının verdiği bir hoşgörü ve istek havası içinde, Nedim’in bestelenmiş şarkıları halk dilinde yayılırken, halk müziği ve şiirinin de yüksek tabaka arasında yayıldığı anlaşılmaktadır.

Nedim, yaşadığı devirde bazı çağdaş şairleri etkilemiş olmakla birlikte, yine de şairlerin en büyüğü sayılmıyordu. Şairlerin bir bölümü onun değerini biliyordu. Lakin büyükler katında daha çok hoş sohbet bir şair olarak beğeniliyor ve tutuluyordu. Nedim’in asıl değeri Tanzimat’tan sonra anlaşılmış, hele Milli Edebiyat devrinden sonra, Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilmiş, pek çok kere divanı basılmış ve aydınlar arasında sevilerek okunmuştur.

ESERLERİ
  • Divân
  • Sahâifü’l-Ahbâr’ın ve Ayni Tarihi’nin Bazı Kısımlarının Tercümeleri
  • Şehit Ali Paşa’ya Yazdığı Dilekçe (Kemâl Edib Kürkçüoğlu, Fuat Köprülü Armağanı içinde, İstanbul, 1953)
  • Safâi Tezkiresi İçin Yazdığı Takriz
  • İzzet Paşa’nın Nigârnamesine Verdiği Cevap
ESER ÖRNEKLERİ
NEDİM DİVANI’NDAN SEÇME PARÇALAR

GAZELLER

I

Haddeden geçmiş nezaket yal ü bal olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsar-ı al olmuş sana

Buy-ı gül taktir olunmuş nazın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi destmal olmuş sana

Şöyle gerd olmuş Firengistan birikmiş bir yere
Sonra gelmiş guşe-i ebrude hal olmuş sana

Ol büt-i tersa sana “mey nuş ider misin” demiş
El-aman ey dil ne müşkil-ter sual olmuş sana

Sen ne camın mestisin aya kimin hayranısın
Kendin aldırdın gönül n’oldun ne hal olmuş sana

Leblerin mecruh olur dendan-ı sin-i buseden
La’lin öptürmek bu haletle muhal olmuş sana

Yok bu şehr içre senin vasf ettiğin dilber Nedim
Bir peri-suret görünmüş bir hayal olmuş sana

II

Ben olsam bir de mutrib bir de tarf-ı cuybar olsa
Hoş imdi bir de ferza bir civan-ı şivekar olsa

Yeter geçdi bu güna malihulyalarla evkatım
Aman bir gün mukaddem ah fasl-i nevbahar olsa

Bize geldikde inkar eyleme ikrarına zalim
Demişsin “yok demezdim bade-i şirin-güvar olsa”

Senin vasfında cana bir neşat-aver gazel gördüm
Olursa taze eş’ar öyle pak ü ab-dar olsa

III

Bir söz dedi canan ki keramet var içinde
Dün giceye dair bir işaret var içinde

Mayhane mukassi görünür taşradan amma
Bir başka ferah başka letafet var içinde

Eyvah o üç çifte kayık aldı kararım
Şarkı okuyup geçti bir afet var içinde

Olmakda derununda hava ateş-i suzan
Nayın diyebilmem ki ne halet var içinde

Ey şuh Nedima ile bir seyrin işitik
Tenhaca varup Göksu’ya işret var içinde

IV

Bir nim neşve say bu cihanın baharını
Bir sagar-ı keşideye tut lalezarını

Bir dem mi var ki ah iderek anmaya gönül
Ey serv-kad seninle geçen rüzgarını

Şevk-i müdam va’de-i feryada dinlemez
Reşk ana kim cihanda bu gün buldu yarını

İran zemine tuhfemiz olsun bu nev gazel
İrgürsün İsfahan’a Stanbul diyarını

Düşmen ne denlü saht ise de şad ol ey Nedim
Seng üzre gösterir zer-i kamil iyarını

V

Sinede evvel ne muhrik arzular var idi
Lebde serkeş ahlar ateşli hular var idi

Böyle bi-halet değildi gördüğüm sahra-yı aşk
Anda Mecnun bidler divane cular var idi

Ben bu gün bir nevbahar-ı hüsn ü an seyr eyledim
Tarf-ı destarında sünbül gibi mular var idi

Sen yine bir nev-niyaz aşık mı peyda eyledin
Kuyuna yer yer dökülmüş ab-rülar var idi

Ey Nedim ey bülbül-i şeyda niçin hamuşsun
Sende evvel çok nevalar güft ü gülar var idi

VI

Ol peri-ru aşıka olsa da mani değil
Gündüzün olmazsa ahşam olsa da mani değil

Sine saf olsun heman reyb ü riyadan zahida
Elde teşbihe bedel cam olsa da mani değil

Dil-rübanın hunu germ olsun heman etvarı nerm
Mübtela-yı cam-ı gül-fam olsa da mani değil

Sen dolu üç defacık çek camı da sonra senin
Vuslatın muhtaç-ı ibram olsa da mani değil

Pek umar teşrifini iydin ikinci gün Nedim
Gündüzün olmazsa ahşam olsa da mani değil

VII

Çoktan ey saki gelip sinemde mihman olmadın
Derdime destindeki sagarla derman olmadın

Mahsın mehden güzelsin belki amma neyleyim
Ah bir şeb burç-i aguşumda taban olmadın

Hayli demdir ki belin koçmağa kasd ettikçe ben
Naz ile benden yine bana girizan olmadın

Kande buldun böyle dilkeş nazmı hayranım Nedim
Cam-ı mey nuş etmedin hem-bezm-i canan olmadın

VIII

Muradın anlarız ol gamzenin izanımız vardır
Beli söz bilmeyiz amma biraz irfanımız vardır

O şuhun sunduğu peymaneyi reddetmeyiz elbet
Anınla böylece ahd etmişiz peymanımız vardır

Münasibdir sana ey tıfl-ı nazım hüccetin al gel
Beşiktaş’a yakın bir hane-i viranımız vardır

Güzel sevmekte zahid müşkilin var ise bizden sor
Bizim ol fende çok tahkikimiz itkanımız vardır

Koçup her şeb miyanın canına can katmada ağyar
Beher zalim sen insaf et bizim de canımız vardır

Sıkılma bezme gel bigane yok da’vetlimiz ancak
Nedima bendeniz var bir dehi sultanımız vardır

IX

Mest-i nazım, kim büyüttü böyle biperva seni
Kim yetiştirdi bu güne servden bala seni

Büyden hoş, renkten pakizedir nazik tenin
Beslenmiş koynunda güya kim gül-ü rana seni

Güllü diyba giydin amma korkarım azar eder
Nazenimin saye-i har-ı gül-ü diyba seni

Bir elinde gül bir elde cam geldin sakıya
Kangısın alsam: güllü, yahut ki camı ya seni

Sandım olmuş ceste bir fevvare-i ab-ı hayat
Böyle gösterdi bana ol kadd-i müstesna seni

Saf iken ayine-i endamdam sinem deriğ
Alamam bir kerecik aguşa sertapa seni

Ben dedikçe böyle kim kıldı Nedim’i natüvan
Gösterir engüşt ile meclisteki miyna seni

ŞARKILAR

I

Bir safa bahşedelim gel şu dil-i naşada
Gidelim serv-i revanım yürü Sa’dabad’a
İşte üç çifte kayık iskelede amade
Gidelim serv-i revanım yürü Sa’dabab’a

Güzelim oynayalım kam alalım dünyadan
Ma-i tasnim içelim çeşme-i nev-peydadan
Görelim ab-ı hayat aktığın ejderhadan
Gidelim serv-i revanım yürü Sa’dabab’a

Geh varup havz kenarında hıraman olalım
Gel gelip Kasr-ı Cinan seyrine hayran olalım
Gah şarkı okuyup gah gazelhan olalım
Gidelim serv-i revanım yürü Sa’dabad’a

İzn alıp cum’a namazına deyü maderden
Bir gün uğrayalayım çerh-i sitem-perverden
Dolaşıp iskeleye doğru nihan yollardan
Gidelim serv-i revanım yürü Sa’dabad’a

Bir sen ü bir ben ü bir mutrib-i Pakize-eda
İznin olursa eğer bir de Nedim-i şeyda
Gayri yaranı bu günlük edip ey şuh feda
Gidelim serv-i revanım yürü Sa’dabad’a

II

Sinemi delidi bu gün bir afet-i çar-pareli
Gül yanaklı gülgüli kerrakali mor hareli
Çifte benli sim gerdenli güneş ruhsareli
Gün yanaklı gülgüli kerrakeli mor hareli

Bir civan-kaşi sarık sarmış efendim başına
Sürme çekmiş ıtr-ı şahiler sürünmüş kaşına
Şimdi girmiş dahi tahminimde on beş yaşına
Gül yanaklı gülgüli kerrakeli mor hareli

Şeh-nişinler ziyneti aguşlar pirayesi
Dahi bir yıldır yanından ayrılalı dayesi
Sevdiğim gönlüm süruru ömrümün sermayesi
Gül yanaklı gülgüli kerrakeli mor hareli

Şivesi nazı edası handesi pek bi-bedel
Gerdeni püskürme benli gözleri gaayet güzel
Sırma kakül sim gerden zülf tel tel ince bel
Gül yanaklı gülgüli kerrakeli mor hareli

Ol peri-ruyum cefa-yı çeşm-i celladın demem
Derd-i aşkıyla Nedim’in ah ü efganım demem
Tarz u tavrın söylemem mani’ değil adın demem
Gül yanaklı gülgüli kerrakeli mor hareli

III

Yetmez mi sana bister ü balin kucağım
Serd oldu hava çıkma koyundan kuzucağım
Ateşlik eder sana bu sinemdeki dağım
Serd oldu hava çıkma koyundan kuzucağım

Sen böyle soğuk yerde niçin yatar uyursun
Billahi döğer dur hele seni görsün
Dahi küçüceksin yalınız yatma üşürsün
Serd oldu hava çıkma koyundan kuzucağım

Yaklaştı şita ebr-i siyeh tuttu cihanı
Kalmadı sabahın gezecek tab ü tüvanı
Kurbanın olam geçti Boğaz seyri zamanı
Serd oldu hava çıkma koyundan kuzucağım

Bir cam çek ey gonce-dehen def’-i humar et
Çeşmimde hayalin gibi gel geşt ü güzar et
Nakşın gibi ayine-i sinemde karar et
Serd oldu hava çıkma koyundan kuzucağım

Der sana Nedima bunu tekrar be-tekrar
Bigane ile etme sakın azm-i çemenzar
Gürgan gibi ağyar kaparlar senin zinhar
Serd oldu hava çıkma koyundan kuzucağım

IV

Gülzara salın mevsimidir geşt ü güzarın
Ver hükmünü ey serv-i revan köhne baharın
Dök zülfünü semmur giyinsin ko izarın
Ver hükmünü ey serv-i revan köhne baharın

Bülbüllerin ister seni ey gonce-dehen gel
Gül gittiğini anmayalım gülşene sen gel
Pa-mal-i şita olmadan iklim-i çemen gel
Ver hükmünü ey serv-i revan köhne baharın

Sal hatt-ı siyeh-karın o ruhsare-i ale
Semmurunu kaplat bu sene kırmızı şale
Al deste eğer lale bulunmazsa piyale
Ver hükmünü ey serv-i revan köhne baharın

V

İyd erişsin bais-i şevk-i cedid olsun da gör
Seyr-i Sa’dabad’ı sen bir kerre iyd olsun da gör
Guşe guşe mihrler mehler bedid olsun da gör
Seyr-i Sa’dabad’ı sen bir kerre iyd olsun da gör

Anda seyret kim ne fursatlar girer cana ele
Gör ne dil-cular ne meh-rular ne ahular gele
Tıff-ı nazım sevdiğim bir iki gün sabr et hele
Sayr-i Sa’dabad’ı sen bir kerre iyd olsun da gör

Gerçi kim vardır anın her demde başka ziyneti
Ruze eyyamında da inkar olunmaz haleti
Şimdi anlanmaz hele bir hoşça kadr ü kıymeti
Seyr-i Sa’dabad’ı sen bir kerre iyd olsun da gör

Dur zuhur etsin hele her guşeden bir dil-rüba
Kimi gitsin bağa doğru kimi sahradan yana
Bak nedir dünyada resm-i sohbet-i zek ü safa
Seyr-i Sa’dabad’ı sen bir kerre iyd olsun da gör

Tıfl-ı nazım “cümle gördüm” deyü aldatma beni
Görmedim bir hoşça sen dahi bir dilcü gülşeni
Serv-i nazım gel Nedim-i zar gezdirsin seni
Seyr-i Sa’dabad’ı sen bir kerre iyd olsun da gör

VI

Erişti nevbahar eyyamı, açıldı gülü gülşen
Çıragan vakti geldi, lalezarın didesi ruşen
Çimenler döndü ru-yü yâre reng-i lale vü gülden
Çıragan vakit geldi, lalezarın didesi ruşen

Gelir deyu Cihanın Şehriyarı bezm-i gülzara
Temaşa etmen içün yasimenler çıktı divara
Tebessümle dedi gül gonce güş-u bülbülü zara
Çıragan vakti geldi, lalezarın didesi ruşen

Olup gülşen çıragan ile perşevk ü neşatefza
Zemini lalezarın nurdan tavustur güya
Hezara müjde kim açıldı ru-yü gonce-i ziyba
Çıragan vakti geldi lalezarım didesi ruşen

Sezadır kim cihanın Padişah-ı mekremetkarı
Müşerref ede taşrif-i humayuniyle gülzarı
Nedim’in sazlarla okuna bu taze güftarı
Çıragan vakti geldi didesi ruşen.

TÜRKÜ

Sevdiğim cemalin çünki göremem
Çıkmasın hayalin dil-i şeydadan
Hak-i paye çünki yüzler süremem
Alayım peyamın bad-ı sabadan

Kebub çeşm-i bir-rahm etti nigahın
Aşıkların göğe çıkardı ahın
Sordum gerdeninden zülf-i siyahın
Bir cevap vermedi aktan karadan

Sevdiğim bendene düşerse hizmet
Kapına kul olmak canıma minnet
Göre idim sende buy-i muhabbet
İstediğim budur sen bi-vefadan

Nedima hüsnüne olmuştur aşık
Öyle bir aşık kim kavlinde sadık
Kereme ne kadar değilse layık
Ar etmez efendim şehler gedadan.

KAYNAKÇA: Bursalı Mehmed Tahir / Osmanlı Müellifleri I (1972), Atilla Özkırımlı / Nedim (1974), İhsan Işık / Yazarlar Sözlüğü (1990, 1998) – Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) – Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007) – Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 4, 2013) – Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013)

 

 

 

 

Paylaş