HAYATI

Roman yazarı. 20 Ocak 1975 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul Yeşilköy’de tamamladı. Kıbrıs Girne Amerikan Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu. Çevirmenlik, ekonomi muhabirliği yaptı. Bankacılık ve tekstil sektöründe çalıştı.

ESERLERİ

Roman:

  • Metal Fırtına, (O.Uçar ile) İst.: Timaş, 2004
  • Üçüncü Dünya Savaşı, İst.: Timaş, 2005
  • Metal Fırtına 2 Kurtuluş, İst.: Timaş, 2005
  • Nükleer Darbe, İst.: Altın, 2006
  • Bigeran, İst.: Profil, 2007
  • Metal Fırtına 3, İst.: Profil, 2005
  • Metal Fırtına 4, İst.: Profil, 2009

Deneme:

  • Sistem A Geleceğin Düşüncesi, İst.: Timaş, 2005

ESER ÖRNEKLERİ

METAL FIRTINA I’DEN

Ölümün kesinleştiği anlarda insan farklı bir varlığa dönüşüyordu demek ki. Sonsuz bir mutluluk kaplıyordu içini. Varoluşun en derin yarası olan ölüm korkusu terk ediyordu bedenini ve kendisini bir geçiş alanında buluyor insan.

Zengin kesimlerde ABD destekli yönetimin v varlığı ile AB’ye gireceğimiz kesin olarak konuşulurken, varoş kesimlerde ABD işgalinin ülkeye getireceği güzel yaşamın hayalleri kuruluyordu! Ruh dünyası yıkılmış insanlar her şeye inanma eğiliminde oluyordu.

Ölümün kesinleştiği anlarda insan farklı bir varlığa dönüşüyordu demek ki. Sonsuz bir mutluluk kaplıyordu içini. Varoluşun en derin yarası olan ölüm korkusu terk ediyordu bedeni ve kendisini bir geçiş alanında buluyordu insan. O alanda neyin olacağının bir önemi yoktu. Ölümün şeklinin de bir önemi yoktu.

ABD’nin gelmiş geçmiş en acımasız askerî tarihe sahip ülkelerden biri olduğunu iyi öğrenmişti… Kamplardaki Kızılderililere çiçek mikroplu battaniyeler vererek onları hasta edip öldüren, böylece biyolojik savaşın ilk örneklerinden birini veren onlardı.

-Dünyanın bunun kolay bir zafer olduğunu düşünmesine izin veremeyiz değil mi? Türk ulusunun yüzyıllardır kanla yazdığı kahramanlık destanlarına ihanet edemeyiz.” – “Haklısınız komutanım, en az bir düşman öldürmeden ölmek bize haram olsun. Bu tuzaktan kurtulmak da bize haram olsun.”

Ölümün kesinleştiği anlarda insan farklı bir varlığa dönüşüyordu demek ki. Sonsuz bir mutluluk kaplıyordu içini. Varoluşun en derin yarası olan ölüm korkusu terk ediyordu bedeni ve kendisini bir geçiş alanında buluyordu insan.

Bütün bedenler kırmızıya bulanmıştı. Kimseyi birbirinden ayırt etmek mümkün değildi, tek renk halini almıştı insanlar. Savaşın tek karakteri, tek ırkı, tek kişiliği ve tek bir yüzü olduğu gibi tek bir rengi vardı..

KAYNAKÇA: Işık 06, 3616; tr.wikipedia.org.

Paylaş