HAYATI

Yazar ve düşünür. 1852’de İstanbul’da dünyaya geldi. 6 Şubat 1887’de İstanbul’da 6 Şubat 1887’de, bilek damarlarını kesip, ölüme gidişi sırasında vücudunun verdiği tepki ve geçirdiği değişimleri bir kâğıda not ederek yaşamına son verdi. Eyüp Mezarlığı’nda toprağa verildi. Ailesi hakkında fazla bir bilgi yoktur. Bilinen en eski aile üyesi, baba tarafından akrabası olan Gürcü asıllı Hamdi Mehmet Paşa, Abdülhamit’in başmabeyincisidir. Babası Hurşit Paşa Adana’da mutasarrıflık yapmıştır; annesi hakkındaki tek bilgi 1886 Martında öldüğüdür.

Maddi açıdan varlıklı bir ailede doğan Beşir Fuat, Fatih Rüştiyesi’nde başladığı öğrenimini babasının görevi nedeniyle gittiği Suriye’de Cizvit Mektebi’nde sürdürdü. Beş yıl kaldığı Girit’te Almanca ve İngilizce öğrendi. 1876’da Harbiye Mektebi’ni bitirince Abdülaziz’in yaverliğine getirildi. Sırp ve Rus savaşlarına katıldı. Askerlikteki son görev Lanzımat-ı Umumiye Dairesi Teftiş Heyeti azalığı oldu.

Beşir Fuad, Envar-ı Zeka, kendi yayımları Haver, Güneş dergi ve Ceride-i Havadis, Tercüman-ı Hakikat gazetelerinde çıkan yazı ve çevirileri ile tanındı. Kısa yaşamı içinde iki yüzden fazla makale, on beşten fazla kitap yayımlayarak askerlik, dil, fizyoloji, edebiyat, felsefe alanlarındaki çalışmaları ile etkili oldu. Felsefede Alman düşünürü Ludwig Büchner’den esinlenerek metafiziğin yeri olmadığını savundu, materyalist görüşlere yakın durdu. Victor Hugo üzerine hazırladığı kitapta Osmanlı edebiyat adamlarının romantizmini yıkmaya çalıştı. Voltaire kitabi ile de pozitif bilimlerin üstünlüğünü göstermeye çalışarak yaşadığı dönemin çok ilerisinde bir düşün adamı kimliği gösterdi. Bu yönleri ile de Beşir Fuad, Ahmet Mithat Efendi ve Nabizade Nazım üzerinde etkili oldu. Batı’nın önemli sanatçı ve düşünürlerinin yanı sıra ülkesinde bilinmeyen kimi düşünce ve sanat akımlarını da çağdaşlarına tanıtma gibi bir işlev üstlenmiş olan Beşir Fuat, Türk düşünce hayatına gerçekçilik ve nesnelliğin yerleşmesinde öncülük etmiştir. İslam dinine saygısızlık etmemekle birlikte materyalist felsefeyi benimsemiş bir ateist olan Beşir Fuat, yaşamın maddede kendi kendine oluştuğunu, herhangi bir varlıkta her şeyden önce madde ve kuvvet bulunduğunu savunan “ilk Türk materyalist”tir.

İleri derecede Fransızca, Almanca ve İngilizce bilmesi, Beşir Fuad’a, Batı’da gelişen düşünce ve sanat akımlarını günü gününe izleyebilme imkânı sağlamıştır. 1883-84 arasında daha çok çeviriler biçiminde yansıyan bu yakın izleme, özellikle 1884 tarihinden sonra telif yazıların kaleme alındığı bir verime dönüşür ve Beşir Fuat bu dönemde felsefe, fen ve fizyolojiden askerliğe varıncaya kadar bir dizi konuda düşünce yazıları yazar; aynı dönemin bir başka verimi dil, özellikle de yabancı dillerin öğretimi konusundaki çeviri kitap ve makaleleridir. Ancak Beşir Fuat’ın bu dönemdeki asıl etkinliği Namık Kemal, Recaizade Mahmud Ekrem ve Muallim Naci gibi romantizm etkisindeki şair ve yazarlara karşı E. Zola’nın natüralizmini savunması ve bu doğrultuda yürüttüğü tartışmalardır.

ESERLERİ

Dil:

  • Miftah-ı Bedreka-i Lisan-i Fransevî, 1885

Eleştirel Biyografi:

  • Viktor Hügo, 1885
  • Voltaire, 1887

Makaleler:

  • Beşer (I. Kısım), 1886. Mektup: İntikad (Muallim Naci ile), 1887
  • Mektûbât (Fazlı Necib ile), 1889

Çeviri:

  • Cinayetin Tesiri (E. Zola, roman) 1885
  • İki Bebek (Victor Bernard – Eugene Granger’den – tek perdelik komedi), 1884
  • Binbaşıyı Davet (K. F. Mor – tek perdelik komedi), 1884
  • Birinci Kat (James Cobb – iki perdelik komedi) 1884
  • Bedreka-i Fransevî (sarf-gramer kısmı – Emile Otto), 1884
  • Bedreka-i Fransevî (nahiv-dilbilgisi kısmı – Emile Otto), 1884
  • Almanca Muallimi (E. Otto) 1886
  • İngilizce Muallimi (E. Otto), 1886
  • Miftah-ı Usûl-i Talim (E. Otto), 1887.
ESER ÖRNEKLERİ

MÜTERCİMİN İFADESİ 

Eski vakitlerde elsine-i ecnebiyyenin tahsiline şimdiki kadar rağbet olunmadığı cihetle bir lisan hakkında tertib ve tasnif olunan sarf ve nahvler, zaten o lisanı çocukluktan beri ebeveyninden öğrenmiş olanlara münhasır gibi olduğundan, yalnız nazariyattan ibaret idi.

Bu usul ile ecnebi lisanının tahsilinde çekilecek müşkilat cüz’i bir mülahaza ile anlaşılıyor; çünkü talibin, birçok zahmetle bellediği kavaidi tatbik edebilmek için sermayesi olmadığından, zaten zihninde hıfzı müşkil olan kavaidi tedricen unutarak, sa’yi ekseriya semeresiz kalmakta idi. Muahharan doktor “Ana” “Alendorf” vesair bazı zevat “Bir insan ana lisanını nasıl öğrenir ise sair lisanları da öyle öğrenmelidir” usulünü vaz ederek elsine-i hazıranın ta’limi için o yolda birtakım eserler neşreylemişlerdir. Gerçi bu usulün ittihazı pek çok fevaidi mucib olmuş ise de yine mahzurdan salim değil idi; zira evvelki usul yalnız nazariyattan ibaret olduğu halde “An” ve “Alendrof” usullerinde bilakis yalnız tatbikata ehemmiyet verildiğinden nazariyat kısmı gayr-i muntazam bir surette bırakıldıktan başka şamil olduğu kavaid dahi dekayık-ı lisana ıttıla’a kafi değil idi.

İşte bu iki usulün sabit olan mahzuratından salim ve fevaidini cami olmak üzere Heydelgberg Darülfünun elsine muallimi doktor “Emil Otto” bir usul ittihaz etmiştir ki bu usul kendisinin şöhretini badi olmuş ve en meşhur elsine muallimlerini eserine tabiyyete mecbur etmiştir.

Bizim “Bedreka-i Lisan-ı Fransevi” namıyla neşrine mübaşeret eylediğimiz eser muallim-i mumaileyhin büyük sarfının şive-i Türkiyyeye tatbikan, tercümesidir.

KAYNAKÇA: O. Okay, İlk Türk Pozitivist ve Natüralisti Beşir Fuad, İst., 1969; H. İnci, Şiir ve Hakikat (Yazılar ve Tartışmalar), İst., 1999.

Paylaş