HAYATI

XIV. yüzyıl divan şairlerinden. II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde yaşayan Aşki, o dönemin divan şiirini maddi duygu ve klasik sanat endişesi ile işleyen şairlerden biridir. Dile, duyguya ve mazmunlara hakimiyet bakımından devrinin iyi şairlerinden biri olarak kabul edilir. Eldeki küçük Divan’ı sadece gazellerden ibarettir. Ancak bu gazellerden pek çoğu II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet’i övmek üzere kaleme alınmıştır.

İran edebiyatından gelme estetik unsurları şiirlerinde epeyce kullanan Aşki, ananevi mefhum ve mazmunları sürekli tercüme ederek Türk şiirine mal etmeye çalışmaktadır. Şair, bu sahada oldukça başarı göstermekte ancak bu sahada gözle görünür, büyük bir başarı gösterememektedir.

ESERLERİ
  • Divan
  • Heft Peyker
ESER ÖRNEKLERİ
DİVAN’DAN

GAZELLER

GAZEL I

Ela gözüne kara zülfünün hevasıdurur
Gözümden uykum alan başıma bela getiren

Kemankeş kaşına kurban olam kim
Geçirir gamze-i tirin ciğerden

Nev-cihansın hazer et ah-ı sehergahımdan
Hoş değil etme cefalar seni candan sevene

Ağyara lütfedip bana cevr ü cefa kılar
Yâre ne kılmışam bilmezem günahımı

GAZEL II

Emdir dudağın derde derde dudağın emdir
Emdir bana lütfeyle lütfeyle bana emdir

Aşkında bana cana cana bana aşkında
Gamdır dün ü gün mahrem dün ü gün gamdır

Aşki düşeli aşka aşka düşeli Aşki
Yemdir gözünün yaşı yaşı gözünün yemdir

KASİDE

Hamdülillah kim girü meşşâta-i sûr-i zafer
Gâze-i feth ile nusret şâhidi rûyın bezer
Tâli’ oldı âsümân-ı bahtdan devlet mehi
Maşrık-ı ümmîdden şems-i se’âdet çekdi ser
Ârzû dürrâcını sayd eyledi bâz-ı murâd
Âhû-yı maksûde urdı pençesin şîr-i zafer
Dürlü reng ile olup ârâste tâvûs-ı feth
Şâhun ikbâli gülistânında oldı cilve-ger
Husrev-i Rüstem-şecâ’et Erdeşîr-i şîr-dil
Kisrî-i Hâtim-sehâvet kayser-i Fagfûr-fer
Pâdişâh-ı mülk-gîr ü şehriyâr-ı tâc-bahş
Dâver-i cinn ü inâs ü kahramân-ı bahr ü ber
Kâtil-i küffâr şemşîr-i Hudâ şîr-i Resûl
Fahr-i âlem âfitâb-ı sâye-ver hayrü’l-beşer
Şâh-ı gâzî Hân Muhammed şem’-i şer’ ü şems-i dîn
Bahr-i lutf u kân-ı cûd ü ma’den-i fazl ü hüner
Saltanet tahtında her kim ide anunla cedel
Efserini yile virüp âhir eyler terk-i ser
Şâh-ı gâzîdür ki fethi düşmenin kesr eyleyüp
Hâne-i ömri binâsin eyledi zîr ü zeber
Râh-i dînde sâdık u rûz-ı gazâda murtazâ
Âl-i Osmândur velîkin adl ile gûyâ Ömer
Leşker-i mansûrı gerdinden gülistâna sabâ
İledürse zâyid olur çeşm-i nergesde baser
Fitne-i küffârdan İslâmı hıfz itmek içün
Tîgı hısn-ı âhenîn oldı çomâgi def’-i şer
Halk kaçan görür-idi şâhid-i âsâyişi
Zulm şâmın âfitâb-ı adli kılmasa seher
Şîr-peyker sancagından mâh-ı kalb-ârâ-yı feth
Berk ururdı nite kim kalb-i esedde nûr-i hwêr
Hızmetinde serv gibi her ki togrı olmadı
Dest-i devrândan irişdi pâyine zahm-i teber
Cengde bed-hwâhı boynına adûsı başına
Gürz ü şemşîri olurlar rû-be-rû vü ser-be-ser
Şehr-i İstanbûlı bir lahza içinde aldugı
Mehdî-i âhir-zemân oldugına şâhid yiter
Her ki sûsen gibi medhine dil uzada olur
Geldügi sâ’et vücûde misl-i nerges tâc-ver
Meclisi ehli olur def gibi ser-tâ-pây gûş
Her kaçan nâyı yanınca okınur bu şi’r-i ter
Subh-i devlet irdi sâkî togdı hurşîd-i zafer
Vaktidür la’l-i müzâb ile pür ola câm-ı zer
Nâle-i kumrî işidüp lâle gibi câm dut
Tâ ki yol bulmaya sana fitne-i devr-i kamer
Sen melek-sîret perî-hû mâhı gören âdemî
Dir buna hûrî-durur mâder feriştehdür peder
Kâmetündür serv-i gülzâr-ı letâfet âh kim
İrmedüm ömrüm su gibi bu hevâda_itdi güzer
İy meh-i mihr-ahterüm gül yüzünün şevkı-y-ile
Gonce gibi merdüm-i çeşmüm-durur hûnîn-ciger
İşve-i çeşmünle ruhsârun gülinden kem degül
Lâlenün bagrında dag u çeşm-i nergesde seher
Hattun ile la’lünün vasfını yazsam nâmeye
Hatt anber-bûy olup hâme olur ney-şeker
Sâkiyâ gül mevsimidür hâssa feth-i şâh ile
Âlem oldı fer bulup bâg-ı cinândan hûb-ter
Bu ferahdan şâd olup sahn-ı sahrâda bugün
Hızr gibi hulle-i sebz ile tonandı şecer
Cân safâ bulmag-içün sâfî meyi dök sâgere
Vakt-i şâdî vü tarebdür gitdi dillerden keder
Âsümâna efser-i şâdî irişsün yiridür
Şimdi kim feth-i şehenşeh-durur illerde haber
Behmen-i Hûşeng-Haşmet Kisrî-i Behrâm-kâm
Keykubâd-ı Cem-Haşem İskender-i Dârâb-der
Zıll-i Hak Sultân Muhammed âfitâb-ı dîn ki_olur
Yidi deryâ kef-i lek-bahşı katında bir şemer
Her ne araya irişür ise ol ferruh-kadem
Devlet ü ikbâl ü bahta olur ol ara maker
Husrevâ devrân nice kim devr kıla görmeye
Bir senün gibi şeh-i âlî-güher sâhib-nazer
Bir gazâ kıldun cihân içinde ki_anı rûzigâr
Şevket ü ferrine İslâm ehlinün târîh ider
Eyledün Kostantıniyye şehrini bir demde feth
Komadun tekfûra hergiz zerrece cây-ı mefer
Âkıbet kahrun kılıcı ile kat’ olup başı
Terk kıldı âlemi kesdi hayâtından vezer
Def gibi yiye tabanca dest-i devrândan ruhı
Her ki sen şeh hızmetinde baglamaz ney-veş kemer
Bahr ü berde her ne denlü varsa kâferler kamu
Tîg-ı tîzün harbini işidüp itdiler hazer
Mâr gibi çünki nîzen dil uzada gizlenür
Rûbeh-i mâde gibi bîşe içinde şîr-i ner
Ol Sikender keştîyi yürütdi-y-ise bahrde
Sen Sikender keştîlere yirde itdürdi sefer
Havf-i tîgundan adû gösterdi arka yay gibi
Gerçi rûz-i rezm gögsin gerdi mânend-i siper
Avnün ile âhû-yı hûnîn-cigerdür şîr-dil
Adlün ile kebk-i bî-zûr oldı şâhîn-şâh-per
Pâdişehler gerçi olur taht u tâca mu’tebir
Sensin ol kim taht u tâc olur senünle mu’teber
Âhir-i ömr-i adûdur evvel-i fethün senün
Ba’de Deccâl oldı Mehdînün livâsi müşteher
Devlet ü ikbâl ile âlemde dâyim var ol
Kim salâh-ı mülk ü dîn-çün terk kılup hwâb u hêr
Bir iş itdün düşmen-i dîn olana ki_olmış-durur
Râzî vü hoşnûd senden Tanrı vü Peygâmber
Husrevâ Işkî kulun ol cevherîdür kim bu gün
Rişte-i nazma dizer güftâr yirine dürer
Hûb elkâbun şerîf adun ile oldugı-çün
Oldı şi’rüm böyle hûb u nâzük ü zîbâ vü ter
Zâhir iken keff-i Mûsî işe gelmez pây-i gâv
Var iken enfâs-ı Îsî gûşa girmez nehk-ı her
Kişver-i ikbâlden niçe ki bürc-i nusrete
Râyet-i feth ola nasb ide adûdan kesr-i cer
Leşker-i nusret-gulâmun kim nasîridür Hudâ
Her ne yire varsa dâyim düşmene bulsun zafer

KAYNAKÇA: Şentürk, Ahmet Atillâ, N. Boşdurmaz (hzl.) (2012). Molla Aşkî, Dîvân. İstanbul: Yapı Kredi Yay. 294-302

 

Paylaş