HAYATI

XIV. yüzyıl din alimlerinden. Ankaralı Mehmet oğlu Mustafa XIV. yüzyılda yaşamıştır. Devrinin din alimlerinden biridir. İnanç oğullarından Aslan Bey ve Osmanoğullarından I. Murat tarafından korunan Ankaralı Mustafa, onların adına Arapça kaynaklara dayanarak tefsirler yazmıştır. Kuranın pek çok suresini tercüme edip açıklayan bu eserleri içinde, dolayısı ile anlattığı hikayeler, on dördüncü yüzyıl Türk nesrinin temiz ve güzel örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

ESERLERİ

Yasin Tefsiri: İçinde Arap ve Fars kaynaklarından alınmış Farsça beyitler ve hikayeler bulunmaktadır.

Tebareke Tefsiri: Bu eserin baş tarafında, müellif, kendi adının Mustafa bin Mehmet olduğunu, bu eserin Orhan Bey’in oğlu Murat Bey’e arz edilmek için Türkçe yazdığını söylemektedir. Yazarın meşhur Derviş Hikayesi bundadır.

Kulhüvallah ve İhlas Surelerinin Tefsiri: Bunun dışında, müellif, Çelebi bin Arslan bin İnanç Bey tarafından kendisine Türkçe bir tefsir risalesinin yazılmasını işaret edildiğini ve bu eseri bunun üzerine yazdığını bildiriyor. Evsaf diğerleri ile aynıdır.

ESER ÖRNEKLERİ

HİKAYE

Bir derviş Basra şehrine giderken susadı. Bir kapudan biç içim su diledi. Ol evden bir kız bir bardak su çıkardı. Derviş suyu içerken gözü kızın cemaline erdi. Gönül kuşu kızın zülfi tuzağına giriftar oldu. Adımın atmağa dermanı kalmadı, kapuda düştü. Ev ıssı hoca, mukbillerden idi. Geldi, gördi: aşk leşkeri dervüşün günlünü yağmalamış, gözünden yaş revan olmuş. Hoca gözünden dahi yaş revan oldu.

Sordu:

-Derviş, ne oldun? Sana ne geldi?

Derviş eydür:

-Ya hoca, hiç bilmezem ne oldum; evet, bu kadar bilirem ki bir kişi üşbu evdan bir içim su verdi, içtim. Gönlüm ki Hu hazinesidir, yağmalandı, üşbunda kaldım. Ya hoca, ben bu bazara razı degülem: içtiğin suyu ödeyeyin, gönlümi geri versin, gideyim! Dedi.

Hoca evine girdi, sordu:

-Dervişe suyu kim verdi?

Kız eyitti:

-Ben verdim.

Hoca sevini geri çıktı, eyitti:

-Derviş gönlünü hoş tut maksadın hasıldur.

Hoca buyurdu, dervişi hamama ilettiler. Dervişin hırkasın çıkardılar, fahir donlar geydürdüler, kıza nikah ettiler. Dervişi kız ile halvet kıldılar. Çün derviş elin uzattı kızın döşeğine, gerü heman nağre urdı düşdi, çün öki geldi, eyitti:

-Kani benüm ol eskice hırkam, sancak ve asam? Bana verün, ben giderüm!

Kız sordu:

-Ne oldun?

Derviş eydür:

-Çün senden yana el uzattım, Tanrıdan ün geldi kulağıma ki “Ey yalancı derviş! Gözün görmez mi ki benden artığa bir kez nazar kıldım, tenünden Salihler donun çıkardım. Bir dahi nazar kılarsam günlünden imam hil’atin çıkarıram. Eğer beni dilersen cihandan elün çek! Bu meseldir ki iki nesne sevgisi bir gönüle sığmaz.”

KAYNAKÇA: V. Mahir Kocatürk, Başlangıcından Günümüze Türk Edebiyatı Antolojisi, s:56

Paylaş