HAYATI

Şair ve yazar. 1953 yılında Elazığ’a bağlı Harput ilçesinde dünyaya geldi. Elazığ Lisesi’ni (1971) ve Erciyes Üni. Tıp Fakültesi’ni (1986) bitirdi. Balıkesir’de tamamladığı zorunlu hizmetinin (1987-90) ardından Kayseri Sağlık Müdürlüğü’nde çalıştı (1990-93). Kayseri’de yaşıyor, serbest hekimlik yapıyor. Evli, iki çocuk babası. TYB, İLESAM üyesi. Şiirlerini 1970’lerin başında yayımlamaya başladı. Türk Edebiyatı, Töre, Doğuş, Boğaziçi, Devlet, Divan, Yağmur, Erciyes, Kültür ve Sanat, Yeni Düşünce, Erguvan, Hedef, Gözyaşı gibi dergilerde yazdı. Struga Şiir Akşamları’nda Türkiye’yi temsil etti (1994).

ESERLERİ

Şiir:

  • Dağlar Ardı Şiirleri, Kayseri, SeDa, 1984
  • Kâinat Şiiristan, 1986
  • Şeyma Ceylan Yüreği, 1991

Deneme:

  • Şiirden Taşan Sözler, 1992

ESER ÖRNEKLERİ

Balıkesir’de Akşam

Zannımca karanlık, göklerde Deniz..
Dibi, şeffaf bir zar… nazenin, ürkek
Belli ki: delinir, her gün ansızın…
Önce akar, Dursunbey’in Dağı’na! …

Çöllerde yarılmış taşlar üstüne
Nasıl damlar, yağmur; ince tül gibi…
Toprağın kokusu ciğerlerinde
Serinlik, dallarda kızıl gül gibi..

Erimiş kurşun gibi; yayılır, akar artık…
Dursunbey’den, ovaya…ta Ayvalık’a kadar
Siyah bir yorgan sanki, ak kuğu tüylerinden
Gece…mazlum anası, belki şafağa kadar!

Denizin, yeşilin,dağın Türkçe’si
İşte Balıkesir! … Zağnos’tan kalan
Ve bir Fatiha’dır… zaman içinde
Paşa Camii’nde, bir dosttan kalan…

Asker Tütün ve Kesmetaş

Bir tabip üsteğmen ve iki tabip asteğmen, Erzurum- Tekman Yolu’na koyulduk… Kıvrıla kıvrıla Palandöken’e çıkan toprak yolda yükselirken, Ağustos sonunda gördüğümüz rengârenk bahar çiçeklerini hayranlıkla okşuyorduk… Dağın zirvesinde, sağda: bir siyah heyula gibi üzerinde yıllanmış bir toprak yığını Palandöken Tabyaları’nı seyretmeye başladık.. Durduk; bir elin ayası ve beş parmak misali yapılmış tabyaların içine girdik. El ayası mesabesinde karargâh binası, binanın üzerinde kesme taşlarla yapılmış eyvan ve taş avluya, parmaklar gibi dağın çeşitli cephelerine dağılmış dehlizlere ve nakışlı kemerlere daldık gittik…
Loş dehlizler ve avlularda; mazgallarda, geçen “Zaman ve Tarih” gözlerimizi yakan bir küf kokusu ve sükût ise; tenimize değen bir ince soğukluk olsa gerekti… Sükûta dokunmanın, zamanı koklamanın karmakarışık hissiyatı içinde dudaklarımızda bildiğimiz dualar, bir rüyayı yaşarcasına tabyalardan ayrıldık…

Ağaçlarda tek tük sarı yapraklar
Yaz desem, bir tuhaf., güz desem değil!
Sonra Palandöken… sanki Kafdağı
Gönül duman duman, köz desem değil! ..

Şu kesıne taşlara yaslanmış asker
Kimbilir kaç sabah ufka bakıp da
Köyünde yarını, ceddini anmış….

Ufukta, sadece bir mavi beyaz
Güvercin ve boşluk… sonsuzluk hissi!
Derin bir çukurda, çok zor sezilen
Paşa Camii’inde bir titrek ezan
Ve hüzün ve eylül… ve titreyen an!

Dağların başında yalnızlığımız
Az nemli, kokulu kesme tütünle
Tayın torbasında zor kardığımız
Bir efkârlı duman gibi sevdamız
Devlet-i Ali Osman’mış….

“Tebaa dediğin ancak emanet..
Dünyada her çocuk, bir nurlu çiçek!
Bir azıcık zulme, biraz muhabbet;
Bil ki Allah rızasını biçecek! …’

Ağaçlarda tek tük sarı yapraklar..
Yaz desem, bir tuhaf… güz desem değil! ..

KAYNAKÇA: İhsan Işık / Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) – Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007).

Paylaş