HAYATI

15. yüzyıl divan şairlerinden. Gelibolulu olduğu bilinen Yazıcıoğlu Mehmet’in doğum tarihi hakkından bir bilgi yok. 1451’de Gelibolu’da vefat etmiş ve buraya gömülmüştür. Yazıcı adı ile ünlenmiş çağın bilgin ve hattatlarından olan Selahaddin Efendi adında birinin oğludur. Malkara köylerinden birinden olduğu söylenir (Bursalı Mehmet Tahir). Öğrenimini tamamlamak için önce İran’a, daha sonra da Maveünnehir’e gitmiş, dönüşünde kardeşi Ahmet Bican ile birlikte Gelibolu’ya yerleşmiştir. III. Murat ile görüşüp Edirne’den Ankara’ya dönen Hacı Bayram Veli ile tanışan iki kardeş, bu ünlü şeyhin müritleri arasına girdiler, daha sonra da Gelibolu’da inzivaya çekildiler. İki kardeşten Yazıcıoğlu Mehmet, XV. yüzyılın tanınmış mutasavvıflarından ve Hacı Bayram Veli’nin halifelerinden biri idi. “Ama seccade-i irşada geçüp kimseyi irşad ettikleri malum değildir” (Latifi).

Yazıcıoğlu Mehmet, Muhammediye adlı mesnevisi ile ünlüdür. Arapça olarak kaleme aldığı Megaribü’z Zaman ise kardeşi Ahmet Bican tarafından Türk diline çevrildi. Bu yapıt, o güne dek yapılmış tefsirlerin gözden geçirilmesi, hadislerin incelenmesi sonucu yazılmıştır. Mevcuatı, alemin nizamını, peygamberleri, melekleri ve kıyameti konu alır. Muhammediye’de, bir bakıma Megaribü’z Zaman’ın nazma çekilmiş biçimidir.

Muhammediyye’de yalnız Anadolu’da değil, Balkan Orta Asya ve Kırım Türkleri arasında da sevilerek okunmuş, benzerleri yazılmış, şerh edilmiş (Bursalı İsmail Hakkı, Ferahü’l Ruh, iki cilt, Bulak ve İstanbul’da basıldı)  pek çok kez basılmış, kimi bölümleri bestelenerek okunmuştur. Yazıcıoğlu Mehmet’in bir de Arap dilinde kaleme aldığı Füsusü’l Hikem adlı bir şerhi bulunmaktadır: Münteha.

ESERLERİ
  • Megâribü’z-Zamân
  • Şerh-i Füsûsü’l-Hikem (El-Müntehâ Ale’l-Füsûs)
  • Muhammediyye
ESER ÖRNEKLERİ
MUHAMMEDİYE’DEN

ADEM İLE HAVVA

Şeytan dedi ki: Ey Adem istersen, eğer edebi mülkte kalmayı umuyorsan,

Cennet ağacının tanesinden ye. Ömrünü ölüm kederinden sakın.

(Adem ile Havva) Kabul etmediler, O (şeytan) yemin etti. Öğüttür sözünü kabul edin.

Sonra Havva, Ademe: “Şimdi gel, bu ağacın yemişinden al”, dedi.

Adem dedi ki: “Hak bize bunu yasak etti”. Havva ise sözünü mutlaka tut dedi.

Eline yapıştı ve ağaca geldi. Adem bu söz üzerine sanki cam gibi eridi.

Adem onu canı gönülden seviyordu. O an onu reddetmeye kıyamadı.

Gönlü her zaman onunla mutluydu ve o anda da mest idi.

Dedi ki: “yemem, sonunda işkence vardır”. Dedi ki: “Ye zira Tanrının esirgemesi boldur”.

Havva kendisi alarak iki tane yedi. Ve “gör bana bir zarar geldi mi?” dedi.

Sonra ağaçtan bir daha kesti. Kadın fesada erkekten daha önce hazırdır.

Ona sunduğunda Adem onu yedi. Derhal vücudunu bir tireme tuttu.

Cibril gelerek başından tacı aldı. Mikail ise alnından çelengi aldı.

Başından taç, vücudundan da cennet elbisesi gitti. Ayıbı açılarak gözüktü.

İkisi de orada çıplak kaldı. Bu duruma çok pişman oldular.

Korkudan ve utançtan oradan kaçtılar. Zira Celal-i Kibrayi’den utandılar.

Ona orada o an bir ses ulaştı ki “ey Adem benden mi kaçıyorsun?”

Dedi: “Ya Rabbi, günahtan utandım”. Ancak senden kim kaçabilir?

Dedi ki: “yakınımdan gidin; bana asi olan, bana yakın olamaz”.

Adem’in asi olması bu şekilde özel muamele bulmuşken, reva mıydı?

KAYNAKÇA: Göze Aslantaş, Ferhunde (2007). Yazıcıoğlu Mehmed’in Muhammediye’si Üzerinde Dil Bilgisi Çalışması (İnceleme-Metin-İndeks 41b-80a). Yüksek Lisans Tezi. Sivas: Cumhuriyet Üniversitesi, Kartal, Ahmet (2011). “XVIII. Yüzyıl Klasik Türk Edebiyatı: Mesneviler”. Turkish Studies International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic 6 (1): 211-234.

Paylaş