HAYATI

1826 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. 13 Eylül 1871 günü İstanbul’da hayatını kaybetti. Asıl ismi İbrahim Şinasi’dir. İlköğrenimini Mahalle Sıbyan mektebinden tamamladıktan sonra Fevziye Mektebi’nden mezun oldu. Daha sonra Tophane Müşirliği Mektub-i Kalemi’nde memurluğa başladı. Arapça, Farsça ve Fransızca dillerini öğrendi. 1848 yılında devlet hesabına Paris’e gönderildi. Burada maliye, matematik ve sosyal bilimler alanlarında eğitim gördü ve Fransızcasını ilerletme fırsatı buldu. Dönemin ünlü Fransız şair ve yazarlarından olan Lamartine, Ernest Renan ve Littre ile ahbaplık kurdu ve bu yazarların toplantılarına katıldı. Sociate Asiatic Derneği’ne üye oldu. Yurda döndükten sonra Tophane Müşavirliği Kalemi’ndeki görevine geri döndü ve kısa bir süre sonra Maarif Meclisi üyeliğine atandı. Reşit Paşa’dan himaye gördü. Şinasi, bir ara sakalını kestiği için Maarif Meclisi üyeliğine son verilse de Reşit Paşa yeniden sadrazam olunca görevine tekrar başladı.

Şinasi, memurluğunun yanı sıra gazetecilik ve çeviri çalışmaları da yaptı. 1860 yılında önce Agah Efendi ile birlikte ilk Türkçe gazete olan Tercüman-ı Ahval’ı, 1862’de ise tek başına Tasvir-i Efkar gazetelerini çıkardı. Bu gazetede kaleme aldığı yazılarında devlet yönetimini eleştirdiği gerekçesi ile 1863 yılında Maarif Meclisi üyeliğinden uzaklaştırıldı. 1865’de Fransa’ya kaçarken gazetenin yönetimini Namık Kemal’e bıraktı. Paris’te ikamet ettiği yıllarda Jön Türkler’in siyasi çalışmalarına katılmayarak kitaplıklarda dil ve edebiyat çalışmaları yaptı. 1869 yılı sonbaharında İstanbul’a döndü. Burada bir matbaa kurarak kitaplarının basımı ile ilgilendi. Ayazpaşa’da olan kabri zamanla kaybolmuştur.

Şinasi, 1862 yılında yaptığı çevirileri kitaplaştırdı. Paris’te bulunduğu yıllarda derlediği atasözlerini Durub-ı Emsal-i Osmaniye adı ile yayımladı. Yusuf Kamil Paşa’nın Telemaque çevirisinin ikinci basımı ile Ahmet Vefik Paşa’nın Hikmet-i Tarih ve Şecere-i Türki gibi eserlerinin de bulunduğu bazı kitaplarını kendi kurduğu Tevkir-i Efkar Matbaası’nda özenli bir biçimde tekrar yayımladı. Tasvir-i Efkar’a rekabet amacı ile çıkarılan Ruzname-i Ceride-i Havadis gazetesi yazarlarından olan Sait Efendi ile giriştiği ünlü “Mebhusetün anha” tartışmasının yankıları sürerken yeniden Paris’e gitti.

Şinasi, ikinci dönem Paris hayatı öncekine göre daha karanlık olmakla birlikte, bu kez kendisini tümüyle bilimsel ve edebi çalışmalara verdiği anlaşılmaktadır. Societe Asiatüque’ten ayrıldıktan sonra Littre ile olan dostluğunu da ilerletti. Paris’te Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin maddi bakımından destekleyen Mustafa Fazıl Paşa ile ilişkide bulunduğu iddiası ise bir söylentiden öteye gitmemiştir. Hatta Mustafa Fazıl Paşa’nın daveti üzerine 1867 yılının mayıs ayında Paris’e gelen, aralarında Namık Kemal’in de bulunduğu cemiyet mensuplarından mümkün olduğu kadar uzak durdu. 1869 yılında İstanbul’a döndükten sonra Babıali’de bir ev kiralayarak kendisini bütünü ile yayımcılığa vermiştir. Ancak Paris’te geçirmiş olduğu sıkıntılı günler Şinasi’yi oldukça yıpratmıştı. 1871 kışında hastalandı. Bu esnalarda ensesine çıkan habis bir ur sebebiyle hastalığı hızla ilerledi ve beyin tümörü nedeni ile hayatını kaybetti.

Münif Paşa, Cevdet Paşa ve Ahmet Vefik Paşa gibi çağdaşı diğer Osmanlı aydınları arasında çok yönlü kişiliği ile dikkat çeken Şinasi’nin en önemli yanı etkinlikte bulunduğu hemen her alanda öncü rolü oynamasıdır. Fransız şiirinden çevirdiği bazı örneklerde derli toplu bir biçimde ilk kez bir kitapta toplayıp Türk okuyucusuna sunan, Türkçe ilk tiyatro oyunu Şair Evlenmesi’ni kaleme alan, ilk Türk gazetesini kuran Şinasi bütün bu özellikleriyle Türk edebiyatında gerçek anlamda bir rol açıcı olmuştur.

Paris’ gitmeden önce bazı manzum tarihler ile birkaç gazel ve Mustafa Reşit Paşa için eski tarzda bir kaside kaleme alan Şinasi, Paris’ten döndükten sonra, içerik bakımından bütünüyle yeni tarzda şiirler yazmaya başlar. Esasında şairlik iddiasında bulunmayan Şinasi’nin Türk edebiyatına getirmiş olduğu ilk yenilik şiir alanında görülür. Şinasi’nin şiirde yapmış olduğu en önemli yenilik, birtakım güncel sorunları şiirin içeriğinde sunulmasıdır. Onun Tercüme-i Manzume’si bir bakıma Batı edebiyatına açılmış olan bir pencere olmuştur.

Şinasi’nin bir diğer eseri Müntehabat-ı Eşar’da ise geleneğe az çok bağlı kalarak şiirlerini bir divan tertibi hatırlatacak tarzda bir araya getirmiştir. Biçim bakımından herhangi bir yenilik iddiası bulunmayan eser, divan şiirinin manzumlar dünyasından uzaklaşması ve sade bir söyleyişe yönelmesiyle dikkat çeker. Getirdiği bir başka yenilik ise şiirlerde mısra ve beyit bütünlüğü yerine, manzumenin belirli bir düşünce çevresinde gelişmesidir. İçerik bakımından divan şairlerinin münacatlarından çok farklı olan Şinasi’nin Münacat’ında, modern gökbilimden alınma bazı öğeler ile birlikte daha çok 18. Yüzyıl rasyonalist filozoflarının etkileri de dikkat çekmektedir.

Şinasi’nin “Münacat”ını Derviş Yunus ilahisi sanarak, ilk okuduğu zaman adeta büyülenen genç Namık Kemal’in aralarında bulunduğu Encümen-i Şüara topluluğundan uzaklaşma sebebi bu manzumedeki gelenekten farklı yandır. Onun Mustafa Reşit Paşa için dört kaside ile bazı gazeller, şarkılar, tarihler, murabbalar, bazı manzum öyküler, Sultan Abdülmecit için marş ve bir bölüm hicivlerden oluşan bu küçük eserinde dönemin padişahı Sultan Abdülaziz için herhangi bir manzume bulunmaması da dikkat çeker.

Şinasi, Tercüman-ı Ahval ve özellikle Tasvir- Efkar gazetelerinde yayımlanan çeşitli yazılarında, açıkça belirtmemiş olsa da meşrutiyet yanlısı, parlamento düşüncesini benimsemiş bir Tanzimat aydını olarak görünmektedir. Dönemin koşulları dolayısıyla da bu düşüncelerini Yeni Osmanlılar gibi açıkça ortaya koyamamış, ancak değişik biçimlerde kaside ve yazılarında belirtmeye çalışmıştır.

Şinasi’nin Mustafa Reşit Paşa için kaleme aldığı dört kasidesinden özellikle son ikisi klasik kasidelerden tamamı ile farklı, Fransız İhtilali’nden gelen bazı etkiler de içinde olmak üzere, doğrudan doğruya Tanzimat, kanun, adalet, millet, devlet, medeniyet reis-i cumhur, taassup ve cehalet gibi kavramlar çerçevesinde oluşmuş, düşünce aynı ağır basan örneklerdir. O sırada kendine göre bazı ölçüler belirleyen Şinasi, kasidelerinde Mustafa Reşit Paşa’yı çeşitli açılardan görmekte ve yüceltmektedir. Şinasi’ye göre Reşit Paşa “medeniyet resulü” olarak tanımlanabilecek yeni bir kahraman tipidir.

Parlamenter bir rejim yanlısı olan ve bu yüzden kısa bir süre sonra meşrutiyet yolunda basın ile ciddi bir mücadele başlayan Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin akıl hocası kabul edilen Şinasi, başta Namık Kemal olmak üzere, özgürlük için mücadele veren gençleri de bir bakıma yönlendirmiştir.

Şinasi’nin Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar gazeteleri yazılarında ortaya koymuş olduğu esas düşünce, Türkiye’de vatandaşlık hukuku konusunda dönüm noktası oluşturan, vatandaşların ülke sorunları üzerinde düşünme ve bu düşüncelerini dile getirebilmenin kazanılmış bir hak olduğunu açıkça ifade etmesidir.  Gazeteyi, bir ulusun maddi ve manevi kalkınmasında önemli bir adım kabul eden Şinasi, Tercüman-ı Ahval’da olduğu gibi, Tasvir- Efkar’da da bu nokta üzerinde ısrarla durmaktadır.

Şinasi halkı medeniyet haklarından haberdar etmek ve bunları kullanabilmelerini sağlamak istiyordu. Bu da okuyucuya anlayabileceği bir dille hitap etme zorunluluğu doğurmuştu. İşte bu noktada Şinasi, Türk yazı dilini yeniden kurmaya ve düz yazıyı eskisinden farklı olarak, doğrudan doğruya bir anlatım öğesi durumuna getirmeye yönelmiştir.

Şinasi’in 19. Yüzyıl Türk yazı dilinin sadeleşmesi yolunda yapmış olduğu en önemli hizmet, herhangi bir söz oyununa başvurmadan, sade ve anlaşılır bir biçimde yazma tarzını başlatmış olmasıdır. Bu konu üzerinde özellikle Tercüman’ı Ahval’da ısrarla duran ve gazetenin sade bir dille yayımlanacağından söz eden Şinasi, o zamana kadar düz yazıda çok sık kullanılan bağlaçları azaltmak ve noktalama işaretlerini ilk kez kullanmakla bu alanda bir yenilik başlatır. Bu yüzden hem Tercüman-ı Ahval, hem de Tasvir-i Efkar sadece Türk basın tarihinin değil, aynı zamanda Türk kültür tarihinin de önemli dönüm noktalarından birini oluşturur.

Saray Tiyatrosu’nda oynanmak üzere özellikle halk dili ile kaleme aldığı Şair Evlenmesi oyunu ise, yazıldığı günlerde sahnelenmemiş olmakla birlikte, Türk tiyatro tarihinin metne dayalı, Batılı anlamda ilk telif ürünü olması bakımından önem taşımaktadır. Moliere tiyatrosundan hareket edilerek yazılan oyunda halkın arasından seçilmiş tipler aracılığı ile Türk toplumunda Tanzimat’tan bu yana eleştirilen görücü usulü evlenme sorunu üzerine durulmuştur. Şair Evlenmesi Türk tiyatrosu için iyi bir örnek olmakla birlikte, olasılıkla siyasi düşüncelerin yoğun olduğu bir ortamda ortaya çıkmış olması sebebi ile gereken ilgiyi görememiştir. Ancak II. Meşrutiyet’ten sonraki dönemde sahnelenen eser, Türk tiyatrosunda komedi türünün ilk örneği olması bakımından da başlangıç olarak kabul edilmektedir.

Şinasi’nin Türk edebiyatının klasik anlamda son tezkiresi kabul edilen Hatımetu’l-eşar’ı müellifi Fatih Efendi’nin onayı ile yeniden düzenleyerek yeniden yayımlamaya başladığı saptanmış ancak birkaç forması basılabilen bu eser  ölümü üzerine yayımlanamamıştır. Ebuziyya Tevfik’in, Şinasi’nin Paris’e ikinci kez gidişinde “tı” harfine kadar bölümün yazılıp tamamlandığı belirttiği sözlüğünden ise herhangi bir örnek bulunamamıştır.

Namık Kemal Şinasi hakkında şu sözleri söylemiştir “Hangi senede olduğu hatırımda değildir. Fakat zannıma göre 78 sene-i Hicrîyesinde olacak (Milâdi 1861) bir ramazan günü kitap aramak için Sultan Bayazıd Camii avlusundaki sergilere girdim. Elime ta’lîk yazı litograf basmayla bir kağıt parçası tutuşturdular. Yirmi de para istediler. Parayı verdim, kağıdı aldım. Üstünde ilâhi ünvanı gördüm. Derviş Yunus ilâhisi zannettim. Bununla beraber okumağa başladım. O ilâhi ne idi biliyor musun, ne idi? Beni, yazdığım yazının şimdiki derecesine isal etmeğe, milletin lisanını, şimdiki hâlini getirmeğe sebeb-i müstakil olan ilâhi bir ilâhi idi . Sade fikre ne kadar da yakışır. Mebâdisi şudur: ‘Hak teâlâ âzâmet âleminin pâdişehî / Lâ- mekândır olamaz devletinin taht-gehî’. Yazdığı şeyleri gördüğüm, hatta beğenmediğim Şinasi’nin ilâhi bir hâkim olduğunu o şiirden anladım. Fakat fikrimi tamamiyle edebiyat arkadaşlarıma anlatamadım. Gittim, kendini buldum. “Gazetesine muîn oldum. Merhum Şinasi Tasvir-i Efkâr ile edebiyât-ı sahîhaya Osmanlı lisanında tesis etti. Ben de gûya muîni idim.”

ESERLERİ

Tercüme-i Manzume (şiir çev., 1859, Süheyl Beken tar. yeniden bas., 1960), Şair Evlenmesi (1 perdelik komedi, 1860, Fevziye Abdullah Tansel tar. yeniden bas. 1960), Müntehabât-ı Eş’ar (şiirlerinden seçmeler, 1862, Süheyl Beken tar. yen. bas., 1960), Durub-i Emsal-i Osmaniye (atasözleri, 1863; Ebuziyya Tevfik’in kattığı 4 bin atasözüyle birlikte yeni bas., 1885), Müntehabât-ı Eş’ar, Tasvir-i Efkâr (seçme makaleler, 3 cilt, Ebüzziya Tevfik tar. derlenerek, 1885, Fevziye Abdullah Tansel tar. yeni bas., Makaleler adıyla 1960)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş