HAYATI

Divan şairi. 1809’da İstanbul’da dünyaya geldi. 1861’de İstanbul’da yaşama veda etti. Yenikapı mevlevihanesinde toprağa verildi. Şeref Hanım’ın babası vakanüvis Halil Nuri Bey’in oğlu olan, kadı sınıfından Mehmet Nebil Bey’dir. Şeref Hanım’dan söz eden kaynaklar, yaşamı üzerine başka bir bilgi vermemektedir. Bu nedenle nasıl yetiştiği, ne türlü bir yaşam sürdüğü ve evlenip evlenmediği bilinmiyor. Şeref Hanım hakkında bilinen, Yenikapı mevlevihanesi şeyhi olan Osman Selahattin Dede’ye bağlandığı ve Mevlevi olduğudur. Geçinebilmesi için iki yüz kuruş maaş bağlandığı da şiirlerinden öğrenilmektedir.

Şeref Hanım’ın Divan’ı 1867’de ve 1875’te olmak üzere iki kez basıldı. Eski şiir geleneğine bağlı, tasavvufi ve aşıkane şiirler yazmıştır. Manzumelerinde lafız, mana ve vezin hatası yok gibidir. Divan’ında tevhid, münacaat, naat gibi dini manzumelerle, muhtelif din ve tasavvuf büyüklerine yazılan şiirler, kitabın dörtte birini kapsayacak kadar önemli bir yer tutmaktadır. Bu arada peygamberin torunları Hasan ve Hüseyin için yazılmış mersiyelerin sayısı on altıdır. Bütün bu şiirlerde sadelik ve samimilikten başka bir sanat değeri de görülmemektedir. Fikir ve duyguda bir önem yoktur. Tanrı’ya, Peygamber’e yalvarışlarında ruh ve tavır daha çok geriye bağlanmakta ve bazen eski asırların basit ilahilerini hatırlatmaktadır.

Şeref Hanım’ın gazellerinde ise Divan’ında görülen aynı sade ve düzgün ifade devam etmektedir. Gazelleri yekahenk denilebilir. Ekseriyetle aşktan başka duygulara sapmadığı görülür. O da divan şiirinin klasik tarzı içinde erkek gibi hareket ediyorsa da sık sık kadınlığını hissettirmektedir. Terennüm ettiği mahrumiyet ve hasretle dolu, fedakar ve feragatkar bir aşktır. Bu duygusuyla fazla derine gidemeyen ve çok defa şiir ve sanat dışında kalan bir hassasiyet gösterir. Onun için mısralarının çoğuna normal, düzgün ve samimi duygulu, fakat sıradanlığın pek de üstüne çıkamayan sözler diyebiliriz.

ESERLERİ
  • Divan
ESER ÖRNEKLERİ
ŞEREF HANIM DİVANI’NDA

GAZELLER

GAZEL I

Sad heyf sad te’essür ü sad ah ah ah
Ahımla eyleyim felek ayinesin siyah

Bir padişaha malik idi kim misali hiç
Gelmiş değil cihan kurulaldan yok iştibah

İtmiş idi anasır-ı zat-ı şerifini
Adl u inayet ü kerem ü cüddan İlah

Bim-i mehabetiydi ayak bağı yoksa hep
A’daları iderdi der-i devletin penah

Çok gördü zatını bize devran çün akıbet
İtdi heman cennet-i firdevsi ceygah

Asrı gibi makaamı da emn ü aman ola
Taht-ı bekaada da yine Mahmud Han ola

GAZEL II

Yad eyleyip geçen demi kan ağlasın gönül
Ah eylesin ne çare heman ağlasın gönül

Su serpmek içün ateş-i kalb-i hazinime
Her vakt u her zaman aman ağlasın gönül

Bir öyle padişahdan ayrıldık ah ah
Bir ben değil zemin ü zaman ağlasın gönül

Oldu nihan gözden o hurşid-i saltanat
Yansın bu derd ile dil ü can ağlasın gönül

Etsek aceb mi haşre kadar nale vü büka
Olduk veliyy-i ni’metimizden felek cüda

GAZEL III

Hiç çerh-i dun etmeyip Allah’dan hicab
Kıldı saray-ı hatırımı ser-te-ser harab

Cevr ü sitem bana feleğin eski adeti
Olduk velik cümleye raci’i bu ızdırap

Senden olaydı eyler idi hanümanının
Hakisteri bir ahım ile göklere şitab

Kimsin felek ki medhalin olsun bu vak’ada
Kaadir mi afitaba vere zerre piç ü tab

Tedbir olaydı tir-i kazaya eger siper
Ol pehlevanın olmaz idi menzisli türab

Hem verdi Hak hem aldı yine kurb-i hazrete
Celb eylesin Resulu de zir-i şefa’ate

GAZEL IV

Ya Rab o şah-ı hazret-i Faruk-hasleti
Çeksin kenar-ı cuduna dad u adaleti

Olsun nasib zatına ta yevm-i rüstehiz
Bi-vasita müşahede sahib-şefa’ati

Selb oldu hab u rahat u asayiş-i ibad
Bulsun makaabilinde o da zevk-i cenneti

Takdir-i Kirdgara rıza-dade ol heman
Gelmiş ne çare eyleyelim vakt u sa’ati

Hayru’l-halef koyup yerine gitdi kendi ah
İhya een odur yine bu taht-ı devleti

Yatdıkça ta-be-haşr o dür-i genc-i ma’delet
Mahdumı ola ziver-i evreng-i saltanat

KAYNAKÇA: TDE Ansiklopedisi (c. 8, 1998, s. 138), Mehmet Arslan / Şeref Hanım Divanı (2002), Baştuğ, İbrahim (hzl.) (1999). İbnü’l-Emin Mahmud Kemal, Son Asır Türk Şairleri. C. IV. Ankara: AKM Yay, Ahmed Muhtâr (Hacı Begzâde) (1311). Şair Hanımlarımız. İstanbul: Matbaa-i Safa ve Enver.

 

Paylaş