HAYATI

Tarihçi ve şair. Doğum tarihi tam olarak bilinemeyen Şanizade Ataullah Efendi’nin İstanbul’da doğduğu ve 1826’da Tire’de vefat ettiği biliniyor. Medine mollalarından olan Hacı Mehmet Sadık Efendi’nin oğludur. Medrese öğreniminden sonra, Dürrizade Mehmet Arif’in ilk şeyhülislamlığı sırasında, 1785’te, sınavla müderris oldu. Bir yandan da tıp ve matematik gibi bilimlerle ilgilendi. 1788’den sonra, ordu kadısı olan babası ile birlikte dolaştı. 1816’da Eyüp kadılığına getirildi. Musule-i Süleymaniyye’ye, yani müderrisliğin en üst rütbesine ulaştı. 1819’da Mütercim Asım’ın vefat etmesi üzerine kendisine vakanüvislik görevi verildi. Şanizade Ataullah Efendi’nin tıp alanındaki bilgisi, çağdaşı olan hekimlerim, özellikle hekimbaşı Behçet Efendi’nin düşmanlığına yol açtı. Nitekim Behçet Efendi’nin kötülemeleri sonucu vakanüvislik görevinden alındı. Yeniçeri ocağının kaldırılışı esnasında da Bektaşilik ile suçlanarak arpalığı olan Tire’ye sürüldü. İki ay sonra bağışlandıysa da, af haberini getirenlerin kendisini öldürmeye geldiklerini sanarak fenalık geçirdi ve hayatını kaybetti. Mezarı Tire’dedir ve günümüzde mezarının olduğu yerde bir anıt vardır.

“devrinin en alim hekimi olan ve Avrupa tababetini memleketimize getirenlerin başında sayılması icap eden Şanizade Ataullah Efendi” (A. H. Tanpınar), tıp, tarih edebiyat, askerlik ve matematik gibi pek çok alanda ürünler verdi. Şiirlerinde ise Ata mahlasını kullandı. Tıpla ilgili olan yapıtlarında yalın bir dil seçti. Özellikle tıp terimlerine Türkçe karşılıklar bulmaya çaba gösterdi. Kendisinden sonra gelenlerin Arapça terimleri tercih ettikleri düşünülürse Şanizade Ataullah Efendi’nin önemi daha iyi anlaşılır. Tarih görüşü ile bu alana bir yenilik getirmez. Divan geleneğine bağlı kalarak kaleme aldığı şiirlerinde tasavvuf etkisi görülür:

“ Her ne kim alemde var insan içinde gizlidir

Nokta-i vahdet veli irfan içinde gizlidir”

ESERLERİ
  • Divan, Tarih (toplam dört cilt. 1867’de üç cilt halinde basıldı)
  • “Miratü’l Ebdan fi Teşrih-i Azaü’l-İnsan” (anatomi hakkındadır), “Usulü’t Tabia” (küçük hacimli bir fizyoloji kitabıdır), “Miyaru’l-Etibba”, “Kanunü’l-Cerrahin” (cerrahi hakkında) ve “Mizanü’l-Edviye” (ecza hakkındadır): tıpla ilgili olan bu yapıtların ilk üçü bir arada 1820’de İstanbul’da, sonuncusu ise 1826’Da Bulak’ta basıldı.
  • Istılahat-ı Etibba (tıp terimleri ile ilgili)

Şanizade Ataullah Efendi’nin askerlik ve matematik alanlarında telif-tercüme yapıtları da vardır.

ESER ÖRNEKLERİ

TARİH’TEN

VUSUL-İ ORDU-YI HUMAYUN BE-ASİTANE-İ ALİYYE

Eva’il-i muharremde istikbal-i sadr-i a’zami için irsal olunan silah-dar-ı hazret-i tac-dari itmam-ı hidmet ve mah-ı mezburun on sekizinci isneyn günü dahil-i asitane-i sa’adet oldu. Ve yigirmi üçüncü sebt günü sadr-ı a’zam ce rical-i devlet Davud Paşa Sahrasına vasıl oldular. Ve yevm-i merkumda Mir-ahur Zeynülabidin Beğ taraf-ı inayet-mü’telif-i şahaneden canib-i sadr-ı zafer-asara beray-ı istifsar ihsan olunan rahş-ı müzeyyene refakat ile canib-i sadaret-panhiye azimet ve tebliğ-i selam-i nezaviş-peyam ve arz-ı semend-i Kaytasi-endam ile itmam-ı hidmet ve ol gece sadr-i a’zam hazreleri Davud Paşa Sarayında bir da’ire mahsusada beytütet eyledi ve ferdası, mah-ı mezbüdun yigirmi beşinci isneyn günü şeyhü’l-islam ve kaa’m-makaam paşa ve kapudan paşa ve emin-i maden Mustafa Paşa hazeratı ve ulema ve rical ka’ide üzre varup ordu-yı hümayunu istikbal alay ile getirip derun-ı şehre idhal ve sadr-ı a’zam hazretlerini sorgucuyla huzur-ı hümayuna isal eylediler ve her nevaziş ü izzet buyuruuldukdan sonra avdetlerine ruhsat birle herkes mahalline müracaat edip ahali-i ordu sükun ve rahat oldular.

KAYNAKÇA: Abdülhak Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim (Paris 1939) (haz. Aykut Kazancıgil – Sevim Tekeli), İstanbul 1991, s. 215-217.

Paylaş