HAYATI

Mutasavvıf, şair. 1486’da Erdebil’de dünyaya geldi. 1524’te Azerbaycan’da yaşama veda etti. Cenazesi Erdebil götürüldü ve burada toprağa verildi. Uzun Hasan’ın torunudur. 1488’de babasını Haydar’ın vefatı üzerine dayısı tarafından iki kardeşi ile birlikte düşmanlardan kaçırılarak Şiraz’a gönderildi. Şiraz valisisin, Şah İsmail ve iki kardeşini hapsettiği rivayet edilir. Dönemin Akkoyunlu hükümdarı olan Yakup Sultan’ın ölümü üzerine oğlu Rüstem saltanat mücadelesinden onlardan yararlanmak amacı ile üç kardeşi de hapisten kurtarmış, Şah İsmail’in ağabeyi olan Sultan Ali, katılmış olduğu her iki savaşı da kazanarak Tebriz’e döndüğünde parlak bir törenle karşılandı. Ama Şah İsmail ve iki kardeşinin halk üzerinde olan manevi etkisi, Sultan Ali’nin kazandığı zaferler Rüstem Bey’i korkuttu. Daha sonra onları ortadan kaldırmak amacı ile birtakım çareler düşünürken durumu sezen Sultan Ali kardeşleri ile birlikte Erdebil’e kaçmak istedi. Yolda kendilerini izleyen Rüstem Bey’in askerleri tarafından öldürüldüyse de iki kardeşini yedi müridi ile birlikte Erdebil’e gönderebilmeyi başardı. Şah İsmail ve kardeşi, burada müritlerince korundu. Sürekli izlendikleri için bir süre sonra Bağu dağına, oradan da Gilan, Gaskar, Reşt ve son olarak da Lahican’a kaçırıldılar. Lahican’da Kar Kaya’nın evinde saklanan Şah İsmail, ilköğrenimini özel bir öğretmenden aldı. Babasının müritleri ülkenin dört bir yanından onu görmeye geliyorlardı. Yakalanamadığını gören Rüstem Bey, 1497’de Lahican üzerine sefer düzenlemeye hazırlandığı sırada öldürülmesi üzerine, Şah İsmail hareket geçti. 1500’de müritlerini toplayıp Hazar Denizi kıyılarında bulunan Aravan’a, oradan da Erdebil’e geldi. Kendisine katılan Türk oymakları ile birlikte yeterince kuvvet topladığını görünce ilk olarak babasının ve şiilere yapılan eziyetlerin intikamını almanın yolunu tuttu. 1502’de Tebriz’e gelip de taç giydiği zaman babasının intikamını almış, Bakü’yü zapt etmiş, Nahcivan’da Elvend Beyi’ni yenmişti. Şah İsmail’in bundan sonraki yaşamı ise Şiiliği yaymak, Safevi devletinin sınırların genişletmek yapmış olduğu savaşlar ile geçti. Devletinin sınırları genişleyip de Şiilik Anadolu’ya doğru hızla yayılınca Osmanlı İmparatorluğu ile çatıştı. 1514’te Çaldıran’da Yavuz Sultan Selim’e yenildi ve kaçtı. Uğradığı bu yenilgiden sonra Tebriz’e döndü ise de eski gücünü yitirdiği gibi uğradığı ruhsat çöküntüyle de kendini şaraba verdi. Oğlu Tahmasb’ı yerine atabey olarak bıraktı. Şah İsmail, bu dönemden sonra her yılını ayrı bir şehirde geçirerek yaşamını tamamladı. Azerbaycan’da iken yaşama veda etti ve cenazesi Erdebil’e gönderildi.

Yaşadığı sürece Sünni düşmanı olarak tarihe de kan dökücü sanı ile geçen Şah İsmail, HATAYİ mahlası ile şiirler kaleme aldı. Tarih açısından yargılanmasından bir yana, sanatçı kişiliği çok zor koşullar altında geçen çocukluk döneminde oluştu. Aruz ve hece ölçüsü ile yazdığı şiirler Azerbaycan edebiyatının Nesimi ve Fuzuli arasındaki döneminin en güçlü temsilcisi olduğunu kanıtlar. Özellikle hece ölçüsü ile yazdığı şiirler Anadolu’da gelişmekte olan tekke edebiyatını büyük ölçüde etkiledi. Alevi – Bektaşi edebiyatının Yunus Emre ve Pir Sultan Abdal’dan sonra en güzel örneklerini sundu. Sadettin Nüzhet, Şah İsmail’in şiirlerini dörde ayırıyor: tasavvufi düşünceler içerenler, Aleviliği dile getirenler, Hurufiliğin ilkelerini yansıtanlar ve aşıkane olanlar. Aruz ölçüsü ile yazdığı şiirlerin ise daha çok tasavvufi olduğu görülür. Bu şiirlerinde kullandığı dil, klasik şiirin dilidir:

“Bu gamze degül beladur ey dost

Bu hande degül cefadur ey dost

Yer yoğiken gök yoğiken ta ezelden var idim

Gevherin yek-danesinden ilerü perkar idüm”

Hece ölçüsü ile koşma ve semai biçiminde yazdığı nefesler ise Yunus Emre’nin izlerini taşır. Ama Hayati’nin kendine özgü bir şiir oluşturduğu da belirtilmelidir.

ESERLERİ

Hece ve aruz ölçüsü ile yazdığı şiirlerini kapsayan DİVAN’ı basıldı (Sadetti Nüzhet Ergün, Hatayi Divanı, 1956; bütün nüshaları karşılaştırılarak yapılan basımı için bk. Aziz Aka Mehmedof, Şah İsmail Hatayi Eserleri I. Baku, 1966). Ayrıca Dehname adlı Hz Ali’yi öven bir mesnevisi (Baku, 1946) ile mesnevi biçiminde yazılmış olan bir Nasihatname’si vardır.

ESER ÖRNEKLERİ

Bu yolun yolcusu olayım dersen

Elde iki karpuz tutmalı değil

Derviş olup şalvar giyeyim dersen

Gâhi deyip gâhi atmalı değil

 

Laden bahçesinde gonca gül olmaz

Kamil ile yoldaş olan yorulmaz

İki mahluk vardır Hak’ka kul olmaz

Mağrurluk kibirlilik etmeli değil

 

Mağrurlar orada olurlar yalan

Kibr imiş yorulup yollarda kalan

Eğer yolcu isen köprüyü dolan

Göz göre çamura batmalı değil

 

Koyun kuzusuna nasıl meledi

Öküzün kulağını kimler enedi

Garip bülbül gül dalında tünedi

Her çalı başında ötmeli değil

 

Şah HATAYİ İmam Cafer muhbiri

Hak’kın yaranıdır Veysel Karani

Hak’kın haznesinden gelen güheri

Müşteri olmaya satmalı değil

KAYNAKÇA: İslam Ansiklopedisi, c: II, S: 275-279, Fahir İz, Eski Türk Edebiyatında Nazım, c: I, s:224, Fevziye Abdullah Tansel, Türkçe Dini Metinler, c: II, s:41-43, amal, Muhammad. Mulla Sadra’s transcendent philosophy. Ashgate Publishing, Ltd., 2006, Kazvinî, Yahyâ-yi. “Lübbü’t-Tevârih.” (2006): 195-218, Kazvini, Budak Münşi-I. “Cevahirü’l-ahbâr., Lewis, Bernard. “Ortadoğu, İki Bin Yıllık Ortadoğu Tarihi.” Ankara: Arkadaş Yayınevi (2005), Minorsky, Vladimir. “The Poetry of Shāh Ismā’īl I.” Bulletin of the School of Oriental and African Studies 10.04 (1942): 1006-1029, Münşî, İskender Bey. “Târih-i âlem-ârâ-yı Abbâsî.”

Paylaş