15 Eylül 1901’de Bayburt’ta dünyaya geldi. 6 Mart 1948’de Ankara’da hayatını kaybetti. Kemalettin Kami imzasını da kullandı. Bayburt, Hasankale, Refahiye malmüdürlükleri ve Refahiye belediye başkanlığı görevinde bulunan Osman Nuri Efendi ile Hayriye Hanım’ın oğludur. İlköğrenimini özel olarak yaptı. 1910’da Erzurum’da başladığı rüştiye öğrenimini babasının atandığı Refahiye’de tamamladı. I. Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda babasını kaybetti. Annesi ile birlikte Sivas ve Kayseri’ye, oradan da Bursa Sultanisi’ne matematik öğretmeni olarak atanan ağabeyi Hüsnü (Uluğ) Bey’in yanına gitti. 1920’de girdiği Darülmuallimin son sınıfındayken Kurtuluş Savaşı’nın başlaması üzerine Ankara’ya gitti; Matbuat Umum Müdürlüğü’nde istihbarat katibi ve matbuat tetkik memuru olarak çalışmaya başladı. 1923’te İstanbul’a giderek yarım bıraktığı Darülmuallimdeki eğitimini sınavla tamamladı. Öğrenimine devam etmek üzere yeni açılan Orta Öğretmen Okulu’na kaydoldu. Fakat Anadolu Ajansı’nın çağrıları üzerine Ankara’ya döndü. Ajansın şirket haline gelmesinden sonra hem şirketin on bir ortağından biri oldu, hem de 1926’dan 1933’e kadar ajans başmuhabirliği görevini yürüttü. Bu arada ajansın İstanbul teşkilatını kurmak amacıyla bir yıl süreyle İstanbul’da görevlendirildi. 1933’de Anadolu Ajansı’nın temsilcisi olarak gönderildiği Paris’te Siyasal Bilimler Okulu’nda ekonomi politik eğitimi gördü. Yurda döndükten sonra Rize ve Erzurum milletvekili olarak Meclis’te görev yaptı. Türk Dil Kurumu’nda Terim Kolu başkanı olarak çalıştı. Geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Ankara Asri Mezarlığı’nda gömülüdür.

Şiire küçük yaşlarda başlayan Kemalettin Kamu şiirlerinde önce aruz veznini (bunlar arasında yazılmış olan ilk şiirler: “Takip”, “Lale Devri İçin”, “Benim Aşkım”, “Hicret Akşamları”, “Erzurum”, “İzmir”) İstanbul’a gittikten sonra aruzun yanında heceyi, 21 yaşından sonra yalnızca heceyi kullandı. Hayattayken kitap yayımlamayan Kamu’nun şiirleri daha çok Dergah, Varlık, Kalem, Büyük Mecmua, Oluş, Ülkü, Türk Yurdu gibi dergilerde yayımlandı. Kurtuluş Savaşı yıllarında yazdığı “Türkün Duası”, “İzmir Yollarında”, “İstiklal Ordusu Şehitlerine”, “Zafer”, “Dumlupınar Yolunda” gibi şiirleriyle dikkat çekti. Gurbet, hasret, kimsesizlik gibi duygusal yönü ağır basan lirik şiirleri, özellikle “Gurbet” adlı şiiri dolayısıyla “Gurbet Şairi” olarak tanındı. Şairin hayatını ve yapıtlarını inceleyen R. N. Evrimer “içli ve samimi bir ifade, hakiki sanat titizliği ve itinası, onun şiirlerinde göze çarpan başlıca hususiyetlerdir. (…) Şiirlerinin başlıca vasfı lirik olmasıdır” der.

“Kemalettin Kamu, gurbeti her zaman içinde duymuş, temiz ve sade bir dille yazılmış içli ve samimî şiirleriyle hepimize duyurmuş ve haklı olarak gurbet şairi unvanını almıştır.” (İlhan Geçer)

“O’na en büyük şair diyemeyeceğiz. Fakat, şiirleri sevilen, dilden dile dolaşan bir şair demeye hakkımız vardır… Kemalettin Kamu’nun dili temiz ve güzeldir.. Şair umumiyetle dil ve üslûp üzerinde durmuş ve çalışmıştır. “Daima romantik yaşamış ve öyle kalmıştır. Onun tek faklı tarafı, memleket sevgisini mısralarından en iyi işlemesidir. Bütün şiirlerinde bu asil sevginin renkli ve çekici pırıltılarını görüyoruz, onlarda ülküsüne bağlanmış bir şairin kuvvetli inanışları yaşar.” (R. Necdet Evrimer)

“Kemalettin Kamu’nun örnek olarak ayrı bir yeri olmalıdır şiirimizde. (sadece onun değil, birçok şairimizin payları vardır bu ‘örnek olmak’ta, İkinci Büyük Savaş başlarına kadar gelen şairlerimizin çoğunun, Nâzım hariç.) Şiiri hepsi bir vahiy, bir Tanrı vergisi olarak düşünmüşlerdir, kabul etmişlerdir. Şiirin hayatına katılan daha doğrusu hayatın şiire katılması gereken bir etkinlik olduğunun farkına varmamışlardır. Şiir bir meslek değil onlar için. Arada bir hatırlanan, sığınılan, içine hüzünlerin yahut’neşve’lerin döküldüğü bir kalıp. Sanıyorum bu yüzden, pek tutarlı olamamıştır Tanzimat sonrası şiirimiz.” (Turgut Uyar)

“Kemalettin Kâmi Kamu, hayatının ikinci devresinde daha iyi hazırlanmış olmasına rağmen, maalesef birincisine nispetle daha az parlayabildi. Sebebi de, siyasetin, kendisini istidatlı bulduğu sahalardan koparıp alması, başka istikametlere sevk etmesi; onun sahalarına ise, kalem ve kâğıtla ilgili olmayanları göndermesidir. (…) Fakat politika, Kemalettin Kamu’yu başka yaradılıştaki insanlarla garip becayişlere tabi tutmuş; bahçivana aşçılık, aşçıya bahçivanlık ettirmiştir. Neticede yemekler lezzetsiz olmuş, tarhlar çiçeksiz kalmıştır.” (Vâlâ Nurettin)

“Doğup büyünen yerlerden uzakta, gurbette olmak Kamu’nun ruh dünyasında soyut bir gurbet duygusu yaratmış ve bu duygu şairi gizemci bir gurbet anlayışına götürmüştür. (…) ‘Kimsesizlik’, ‘Bingöl Çobanları’, ‘Gurbet’ adlı şiirleriyle hep hatırlanacak olan Kamu’nun şiirimizde ‘zaman’ konusunu işleyen ender şairlerden biri olduğunu da söylemek gerekir.” (Eray Canberk)

 

 

 

 

Paylaş