HAYATI

Yazar. 1901’de İstanbul’da dünyaya geldi. 1973’te tedavi için gittiği Zürih’te yaşama veda etti. İstanbul’da Eyüp Mezarlığı’nda toprağa verildi. Tam adı Fikret ADİL  KAMERTAN. Bazı yapıtlarını Bir İstanbullu ve Kuloğlu imzaları ile kaleme aldı. Mahmut Adil ile Safiye Hanım’ın oğlu.

Ortaöğrenimini Galatasaray Sultanisi’nde tamamlayan Fikret Adil, daha sonra Şirket-i Hayriye’de Düyun-ı Umumiye’de çalıştı. Kurtuluş Savaşı yıllarında gönüllü olarak Savaş’a katıldı. Cumhriyet’in ilanından sonra önce Muhtelif Mübadele Komisyonu ve Anadolu Ajansı’nda çalıştı. 1937’da İş Bankası’nda görev yapmaya başlayan Fikret Adil’in burada tam otuz yıl görev yaptı. 1966’da kendi isteği ile emekliye ayrıldı.

Daha çok sanat yazıları, öykü ve röportajları ile tanınan Fikret Adil, yazı hayatına Şebap dergisinde başladı. Sonraki yıllarda yazılarını daha sonra Ağaç, Ses, Yücel ve Yeditepe dergilerinde, Tanin, Cumhuriyet, Vakit, Akşam, Yeni İstanbul, Havadis gazetelerinde yayımladı. Çoğu Ankara Devlet ve Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen onu aşkın oyun çevirdi. Sanat Dostları Derneği ile PEN Yazarlar Derneği’nin Türkiye kolu kuruculuğunu yaptı. Artist (1931) ve S.E.S. (Sanat Edebiyat Sosyoloji) (1939) dergilerini çıkardı. Meydan dergisinde resim ve sinema kronikleri yaptı. Gazete yazıları çoğunlukla şiir, öykü, müzik, resim, tiyatro, heykel gibi edebiyat ve sanatın ön planda tutulduğu konulardan ve bunların eleştirilerinden oluşmaktadır.

ESERLERİ

Anı-Öykü:

  • Asmalımescit 74, İst.: Sühulet Kitaphanesi, 1933; İntermezzo, İst., 1955
  • Avare Gençlik-Gardenbar Geceleri, İst., 1990.

Gezi:

  • Beyaz Yollar, Mavi Deniz, İst., 1959

Oyun:

  • Deli Saraylı, (J. Giraudoux’dan uyarlama) İst., 1950

Çeviri:

  • Deli Petro (D. Merjekovski’den kısaltarak), 1938?
  • Manon Lesko (Abbé Prévost’tan kısaltarak)
  • 1938; Gog (G. Papini), 1958
  • Gergedan (E. İonesco), 1960
ESER ÖRNEKLERİ

MESERRET’TE BİR TOPLANIŞ (ASMALI MESCİT)

“Meserret’te girdim. Server Bedi daha gelmemişti. Köşede, matbuatın bütün tanınmış çehreleri toplanmış, münakaşa ediyorlardı. Nizamettin Nazif anlatıyordu:

-Evet, eğer bugün hepimiz bu işe karar verir ve bir anonim şirket yaparsak bu gazete çıkar. Öyle ya, hem bizden başka gazetelere yazı yazan kim var? Hepimiz birden çekilelim, bütün tanınmış muharrirler bir gazete yazmaya başlayalım ve o gazete yüz paraya satılmaya başlasın, alimallah ortalığa duman attırırız.

Mahmut Yesari, ağzından emzik gibi nargilenin marpucu, bir taraftan önündeki çizgili kağıda tefrikasını yazıyor, bir taraftan önündeki çizgili kağıda tefrikasını yazıyor, bir taraftan kıs kıs gülüyordu. Nizamettin bir kağıt çıkardı:

-İsimlerinizi yazdırın,

Dedi. Herkes hem kendi ismini, hem bu işe gireceğini zannettiği arkadaşının ismini yazdırdı. Başta Nizamettininki olmak üzere Peyami Safa, Reşat Nuri, Mahmut Yesari, Necip Fazıl, Va-nu, Ahmet Kutsi, Sadri Ethem, Kemalettin Şükrü, Osman Cemal ve daha bir çok arkadaşların isimleri yazıldı. İş, oldu bitti denildi. Fakat biri:

-Gazetenin ismi ne olacak?

Diye sorunca hep apışıp kaldık. Herkes bir şey söyledi. Nihayet birisi:

-Herkesin isimlerinin ilk hecelerinden ve aynı hece tekerrür etmemek şartı ile bir isim yapalım, diye ortaya bir fikir attı.

Kalemlere sarıldık ve on dakika sonra ortaya şu isim çıktı:

PENFAMOH.

Bir aralık içeri Server Bey girdi. Hep birden:

-Yahu seni unuttuk, gel.

Geldi, meseleyi anlattık. İsimleri tekrir etti, ve:

-Bu penfamoh bir gazete isminden ziyade bir kurşun kalem markasına benziyor.

Nizamettin atıldı:

-Hayır, olamaz. Bir kurşun kalem için en münasip marka “Kara Davut”tur. 18 cildi münteşir, elli altısı henüz gayri münteşir ve hulasa birer ciltlik mabaitli üç kitap çıkmış, sinemaya çevrilmek hakkı “Klakson Film Şirketi” tarafından alınarak başrolü Duglas Ferbanksa tevdi edilecek olan bir dağ eserinin isminden daha münasip hiç kurşun kalem markası olur mu? Asla! Yoktur ve olamaz, hem olmamalıdır. Zira ve çünkü, aynı zamanda, fakat, mamafih…

Mahmut Yesari’nin gölgesi gibi peşini bırakmayan Aklor Kont Saffet atıldı:

-Hım, biliriz…

Nizamettin, etraftan yükselen kahkahalar arasında vereceği cevabı unuttu.

Hoş, onun bir söz söylemesi için hatırlaması da lazım değildi ya.

Server Bedi ile bir köşeye çekilerek konuştuk. Server Bedi kendisi ile çalışmak üzere bir gazetede iş teklif etti.

Anlaştık. Faaliyete derhal geçmek üzere ayrıldık.”

(Fikret Adil, Asmalı Mescit 74, 1933).

KAYNAKÇA: Nebioğlu, 20-21; Necatigil, İsimler, 164; “Âdil, Fikret”, TDEA, I, 38; “Adil, Fikret”, DBİA, I, 79; Karaalioğlu, 267; Artan, 26, 34

Paylaş