HAYATI

Halk ozanı. Emrah’ın hayatı karanlıklar içindedir. Erzurumlu olduğunu söylediği bir şiirden anlıyoruz:

“Ne aşıklar çıkupdur Erzurum’dan liyk Emrahi

Bu esnada hakikat bezminin üstadı ben çıdım”

Ne zaman, nerede doğduğunu ne kendisinden ne de başkalarından öğrenemiyoruz. Rivayete göre Bayburtludur. Erzurum’a sonradan gelmiştir. Erzurum’dan Yavi’ye giden yol üzerinde, Tanbura köyünde doğduğu da rivayet olunmaktadır. Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu, onun Tokatlı Nuri ile çağdaş olduğuna bakarak, 1777-1781 yılları arasında doğduğunu kabul ediyorsa da Eflatun Cem Güney, onun 1815-20 yılları arasında doğduğunu tahmin etmektedir.

Gençliğinde Erzurum’a gelmiş, bir miktar medrese öğrenimi görmüş, eski şiirin zevkini tadıp, eski nazım tekniğini tanımak fırsatını da bulmuştu. Divançesinde:

“Kelamın fehmedenler eylesünler bu müseddesten

Bu feyzi almışım Emrah bir şeyhi mukaddesten”

Dediğine bakılacak olursa, Nakşibendi tarikatının Halidiye şubesini kuran Şeyh Halit’e intisab ederek ondan feyz almıştı. Bundan sonraki hayatının, eski saz şairlerinin töresine uyarak, diyar diyar dolaşmakla geçtiğini görüyoruz. Trabzon, Kastamonu, Konya, Niğde ve Sivas’a da uğradığını eserlerindeki yansıtmalardan ve halk rivayetlerinden öğreniyoruz. Sivas’tan Tokat’a geçen aşık, oradan da Merzifon, Gümüş, Hacıköy, Çorum ve Çankırı’ya da uğramıştır. Erzurum ve Sivas’ta olduğu gibi buralarda da evlenmeye kalkmış, Sivas’ta Nakşibendi şeyhi Nalçaçızade Ahmet Efendi’yi sinirlendirmiş, Gümüş Hacıköy’de müftü efendiyi kızdırmıştı. Bu konuda bir hicviye yazmıştı. Emrah’ın burada da evlenmeye kalktığını öğreniyoruz. Rivayete göre Emrah, bir süre için, Kastamonu’da evlenip oturmuş, memleketin ileri gelenlerinden Alişan Bey’in konağında sohbet aşığı olarak saygı ve himaye görmüştü. Alişan Bey’in ölümü üzerine:

“Biz zaman bu bezmde çok Alişanlar var idi

Çok şecaat sahibi sahipkıranlar var idi

Böyle viran değildi gördüğüm gülzarlar

Bunda tezyinhaneler ali mekanlar var idi

Kande kalmış bilmezem bu gülşenin ranaları

Nice nevres kadliler nevres civanlar var idi”

Diyerek derdini sazına söyletmektedir. Kastamonu’da duramayıp, ailesini de terk ederek, Orta Anadolu’ya doğru savuşmuştur. Bir rivayete göre, Emrah’ın, Sivas’a gelmiş ve postunu Saatçioğlu Hanesi’ne serip, sazını da Havuzlu Kahve’ye asmıştı. Az zamanda ünü çevreye yayılıp, “Mahi” adında güzel bir dula gönlünü kaptırmıştı:

“Ben de bir yavruya gönül düşürdüm

Yanağı benzettim nar danesine

Muhabbet sevdasın baştan aşırdım

Asıldım zülfün her danesine”

Diyerek yanıp yakıldığını görüyoruz. Rivayete göre ileri gelenlerin aracı olmaları ile, bu hatunla evlenir. Ömrünün sonlarına doğru (1840), onun, yine kaçıp Tokat’ın Niksar kazasına gittiğini duyuyoruz. Burada da “Acem Kızı” denilen yaşlıca bir hatunla evlenir. Rivayete göre Emrah, burada ölüyor. “Emrah Oğulları” diye, şairin soyundan geldiklerini iddia edenlerin bulundukları Niksar’da, Eflatun Cem Güney, onun Tekke Bayırı Mezarlığı’ndaki mezarını da bulmuş, mezar taşındaki kitabeye göre, Emrah, 1860’da ölmüştür.

EDEBİ KİŞİLİĞİ

Erzurumlu Emrah, bu yüzyılın diğer aşıklarında da görüldüğü üzere, yalnız aşık tarzı yolunda yetişmekle kalmamış, divan edebiyatını da okumuştu. Ayrıca bir süre tasavvuf ve tekke şiiri ile de ilgilenmişti. Gerçi tasavvuf yoluna girmemişti. Lakin bu yolun tesirleri de şiirlerine yansıtmıştı. O devirde edebi hareketlerin sığınağı tekkelerdi. Emrah gibi aşıkların uğradıkları itibar, itibar gördükleri edebi çevrelerinin ileri gelenleri bütün Anadolu’ya yayılmış bulunan dergahlardı. O devirdeki tarikatlardan Nakşibendiliği seçmişti. Bu tarikatın Bağdatlı Şeyh Halit’e bağlı olan Halidiye şubesine mensuptu.

Emrah’ın şiirleri, Orta Anadolu’da yetişmiş aşıkları da etkilemişti. Bunlar arasında Tokatlı Nuri, Deliktaşlı Ruhsati, Münhaci, Merzifonlu Eyüp Sabri gibi ünlü şairler yetişmişti. Daha doğrusu bunlar, Erzurumlu Emrah çevresinde toplanan aşıklar olmuşlar, bu özellikle cönklerde yansımıştı.

Emrah, saz şairleri arasında, eserlerindeki çeşitlilik bakımından dikkati çeker. Bundan dolayıdır ki, çeşitli zümreler arasında tanınıp sevilmiştir. Gazel, kalenderi ve müstezatları eski zevki tatmin ederken, öte yandan tasavvufu okşar şiirleriyle de tekke erbabının hoşuna gitmiştir. Koşmaları da halk arasında yayılmıştı. Aruz vezni ile de şiirler söyleyen Emrah, bütün özellikleriyle aşık tarzının son büyük mümessitlerinden biri olarak belirlenmiştir. Gazel ve kalenderlerinde vezin ve terkip kusurları olmakla birlikte, lirizm ve duygu zenginliği ondaki kusurları örtecek seviyededir. Hem divan hem de saz şairi yolunda özellikle gösteren Emrah, çağının bir şairidir.

Erzurumlu Emrah, yalnız aşk temasını işlemekle kalmamış, çağının dertlerini ve toplum sorunlarını da yansıtmıştır. Şiirlerinde, aşıkların çoğu gibi, halinden şikayetçi olup, talihsizliğini ve değerinin bilinmediğini dile getirmektedir.

ESERLERİ
  • Divan’ı Emrah

Emrah’ın şiirlerinden pek çok dönemin çeşitli mecmua ve cönklerinde yer almıştır.

ESER ÖRNEKLERİ
ERZURUMLU EMRAH ŞİİRLERİ

KOŞMALAR

I

Ne feryad edersin divane bülbül
Senin bu feryadın gülşene kalsın
Bu dünyada iremezsen murada
Huzur-ı mahşere divane kalsın
*
Nesin medhedeyim bir kaşı kare
Şu sineme açtı unulmaz yâre
Cümle tabib gelse derdime çare
Derdimin dermanı Lokman’a kalsın
*
Bir yar için geçti can ü serinden
Vücudum kül oldu aşkın narinden
Emrah buse ister, nazlı yârinden
Bu bayram olmazsa Kurban’a kaldın

II

Sabahtan uğradım ben bir fidana
Dedim mahmur musun dedi ki, yok yok
Ak elleri boğum boğum kınalı
Dedim bayram mıdır dedi ki yok yok
*
Dedim inci nedir dedi dişimdir
Dedim kalem nedir dedi kaşımdır
Dedim on beş nedir dedi yaşımdır
Dedim daha var mı dedi ki yok yok
*
Dedim ölüm vardır, dedi aynımda
Dedim zulüm vardır dedi boynumda
Dedim ak memeler dedi koynumda
Dedim ver ağzıma söyledi yok yok
*
Dedim Erzurum nendir dedi ilimdir
Dedim gider misin dedi yolumdur
Dedim Emrah nendir dedi kulumdur
Dedim satar mısın söyledi yok yok

III

Bir nazenin bana gel gel eyledi
Varmasam incinir varsam incinir
Beyaz gerdanından ince belinden
Sarmasam incinir sarsam incinir
*
Kaşına çekilmiş kudret kalemi
Görmemiş dünyada derd ü elemi
Her sabah, her akşam verir selamı
Almasam incinir alsam incinir
*
Gene görünüyor yârin illeri
Başımızda sevda yelleri
Yârin bahçesinde gonçe gülleri
Dermesem incinir dersem incinir
*
Nereden nereye sevmişler yâri
Ateşe komayor yakıyor beni
Aşık Emrah sever böyle bir canı
Sevmesem incinir sevsem incinir

IV

Sevdiğim hayal-i vuslatın beni
Diyar-ı gurbete hayran gezdirir
Hasrederek hayal-i firkatin beni
Neşe-i vaslına giryan gezdirir
*
Gönül bu hasretten aceb kanalı
Ya ruı mahşerde böyle yanalı
Bilmem yoksa kader ab ü an gezdirir
*
Emrahi bu gamdan eyleme şekya
Demek ki böyleymiş takdir-i Mevla
Derd-i aşkın beni ey saçı Leyla
Mecnun edip viran viran gezdirir

V

Zalim ağyar dört yanımız diyor
Bizim ol yar ile aramız mı var
Bunca demdir gönül hasret kalıyor
Semtine varmaya çaremiz mi var
*
Benim ağladım yâre şen gelir
Sanırım cismime taze can gelir
Ah ettikçe yaş yerine kan gelir
Bilmem ki yürekte yaramız mı var
*
Aşıklık isteyen derd-i ser ister
Aşıklık bilmeyen Şirin er ister
Zamane mahbubu sim ü zer ister
Ya bizim vermeye paramız mı var
*
Vatan tutacağım gayri külhanda
Şad olup gülmedim devr-i zamanda
Niçin ah etmesin Emrah cihanda
Rüyunde benleri karamız mı var

VI

Bir seher uğradım göl kenarına
Sunam beni gördü, yüzmeğe durdu
Çalındı çırpındı çıktı kenara
Ela gözlerini süzmeğe durdu
*
İstediğim kendimi bu göle atam
Elimi uzatıp yavruyu tutam
Bir hayal eyledim sarılıp yatam
Vefasız gönlümü üzmeye durdu
*
Emrah şahin almış bugün yalçını
Yel estikçe döker bele saçını
Arzihal eyledim visal bacını
İnci dişlerini dizmeye durdu

VII

Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez
*
Yüğrüktür bizim atımız
Yârden atlandı zatımız
Gurbet ilde kıymetimiz
Ya bilinir ya bilinmez
*
Bahçenizde nar ağacı
Kimi tatlı kimi acı
Gönlündeki derd ilacı
Ya bulunur ya bulunmaz
*
Deryalarda olur bahri
Doldur da ver içem zehri
Sunam gurbet ilin kahri
Ya çekilir ya çekilmez
*
Emrah der ki düştüm dile
Bülbül figan eder güle
Güzel sevmek bir sarp kal’e
Ya alınır ya alınmaz

VIII

Tutam yar elinden tutam
Çıkam dağlara dağlara
Olam bir yaralı bülbül
İnem bağlara bağlara
*
Birin bilir binin bilmez
Bu dünya kimseye kalmaz
Yar ismini desem olmaz
Düşer dillere dillere
*
Emrah eydür bu günümdür
Arşa çıkan tütünümdür
Yâre gidecek günümdür
Düşem yollara yollara

IX

Ağalar gurbetten geldi
Geldim ki cananım gitmiş
Bir daha saz almam ele
Salınıp gezenim gitmiş
*
Aynasın verin dizine
Sürmeler çeksin gözüne
Siyah zülfün mah yüzüne
Tarayıp düzenim gitmiş
*
İçmişsem ezel şarabı
Gine kavuşturur Ya Rabbi
Destinde aşkın kitabı
Okuyum yazanım gitmiş
*
Bir daha içmenem bade
Sırrımı vermemen yade
Uçtu gövel kaldı ada
Göllerde gezenim gitmiş
*
Emrah’ım ben de varırsam
Düşmandan hayıf alırsam
Va’dem yeter, ben ölürsem
Kabrimi kazanım gitmiş

KAYNAKÇA: Pertev Naili Boratav / Folklor ve Edebiyat (c. 2, 1983 Nurettin Albayrak / TDV İslâm Ansiklopedisi (c. 11, 1995), İbnülemin Mahmud Kemal İnal / Son Asır Türk Şairleri (c. 1, 1999), Saim Sakaoğlu / Erzurumlu Emrah / Büyük Türk Klasikleri (2002)

Paylaş