HAYATI

Öykü ve roman yazarı. 1886’da İstanbul’da dünyaya geldi. 1940’ta İstanbul’da yaşama veda etti. Askeri kaymakamlardan olan Süleyman Bey’in oğludur.

İlk ve orta öğrenimini babasının görevi nedeni ile bulunduğu Halep ve Bayburt’ta tamamlayan Cemil Süleyman, İstanbul Tıbbıye’den mezun oldu. 1909’de Darülmuallimin’de fen tatbikat öğretmenli olarak çalıştı. 1912’de karantina idaresinde doktor olarak çalışmaya başladı. Cidde, Karaman ve Tebük’te bulundu. Balkan Savaşı sırasında Yanya cephesinde, I. Dünya Savaşı’nda Arabistan’da ve Kurtuluş Savaşı’nda da Antalya’da çalıştı. Cumhuriyetin ilanından sonra Çanakkale’de ve Samsun’da sıhhiye müdürlüğü yaptı. 1927-1934 yılları arasında Arabistan’da yaşadı. Cemil Süleyman’ın son görev yeri ise Devlet Denizyolları doktorluğu oldu.

Edebiyat yaşamına öykü türünde kaleme aldığı eserleriyle giren Cemil Süleyman, bir yandan hikaye yazmayı sürdürürken, bir yandan da birkaç roman yayımlamıştır. Adı Fecr-i Ati topluluğu yazarları arasında geçen Cemil Süleyman’ın Timsal-i Aşk adlı öykü kitabı Fecr-i Ati’nin ilk eseri olarak kayıtlara geçti. 1909-1913 yılları arasında bu yolda yoğun çalışma gösteren yazar, o yıllarda Fecr-i Ati’nin önde gelen sanatçılarından biri olmuşsa da, sonradan kendini doktorluk mesleğine vermiş ve basından ayrılmıştı. Bu sebeple oluşma çağındaki sanatının yarıda kalmasına ve adının edebiyat alanında unutulmasına yol açmıştır. Öykü ve romanlarında işlediği konular dili ve anlatımı Edebiyat-ı Cedide etkisinde kaldığını göstermektedir. Yayımlanmış roman ve öykülerinde aşırı duygululuk, hastalıklı (verem) tipler, kadın-erkek arasında mutluluğa ulaşamayan ilişkiler ve ihmal edilmiş sevgililer yer almıştır. Konularını hayattan aldığını söyleyen romancının bazı yapıtlarında hekim kahramanların, hasta-hekim ilişkilerinin, hatta Doktor Cemil adıyla yazarın varlığı da bu sözünü doğrulamaktadır. Zamanında çok ünlenmiş Siyah Gözler romanı dul bir kadının psikolojisini başarıyla yansıtır.

ESERLERİ

Öykü:

  • Timsal-i Aşk, İst.: Fecr-i Ati Kütüphanesi, 1325/1909
  • Ukde, İst.: Resimli Kitap Mtb., 1328/1912

Roman:

  • Siyah Gözler, İst.: Tanin Mtb., 1327/1911
  • “İnhizam” (Servet-i Fünun, 1909-1910) ve “Kadın Ruhu” (Tanin, 1910) romanları tefrika halinde kalmıştır.
ESER ÖRNEKLERİ

SİYAH GÖZLER’DEN

“Genç kadın, tekrar pencerenin önüne gelerek, sokağı tedkik etti. El ayak çekilmiş, karşıki komşunun lambası sönmüştü. Fakat yine kabil değildi. Nihayet, hiç ses çıkarmamaya karar verdi. Gelir, kapının kapalı olduğunu görünce dönerdi. Birden, alt katta bir gürültü oldu. Dikkat etti: Gülter kapısını kapatıyordu. Ve zaten yatar yatmaz ölü gibi uyudu. Tekrar saate bakarak: “Belki de gelmeyecek” dedi. Şimdi kalbinde bir istirahat-i amika hissediyor; belki de onun heyecana düşürmek için söylenmiş bir şey olduğunu düşünerek müteselli oluyordu. Ah bir kere bu tehlikeyi de atlatsa… Yarın ona pek çok şey söyleyecekti.

“-Rica ederim, diyecekti, artık her şey burada bitsin… Ben dul bir kadınım, herkesin lisanına düşmek istemem…”

Ve bunu, artık tamamıyla kararlaştırıyordu. Mademki evlenmek kabil değil…

Burada gözleri bir dumanla kararıyor; mümkün olmayacak bir şey karşısında duyulan bir ümitsizlikle meyus oluyordu. Evet madem ki bu mümkün değildi… Bundan sonra artık kendisini toplamaya çalışacak, daimi bir halecan içinde, bir işkence, bir azap olan bu tehlikeli münasebetten sıyrılmak için tedricen hissiyatını idare edecekti. Belki bu suretle yavaş yavaş her şeyi unutabilirdi…

Şimdi intihara karar veren bir nevmid çaresizliğiyle bugünden itibaren takip edeceği hatt-ı hareketi düşünüyor; şu dakikada gözünün önünde bütün hakikatiyle, ona bulunduğu mevkiin çirkinliklerini gösteren tedbirsizliklerinin azab-ı nedameti duyuyordu. Ve kendisini, böyle gece yarıları, herkes yataklarında derin bir istirahat-i vicdaniyye ile uyurken, penceresinin önünde, gizli gizli dostunu bekleyen birisi menzilesine düşmüş görmekten o kadar elim bir azab-ı vicdani hissediyordu ki, kadınlığın bütün hissiyat-ı gurur ü ismeti, birden galeyana gelerek, vücudunu bir buhran-ı a’sab içinde ihata etti. Heyecanından titriyor, eli ayağı buz gibi oluyordu. Elini kalbinin üstüne götürdü. Ve: “Yarabbi, dedi, sen benim canımı al…”

KAYNAKÇA: Yazar, 108-114; O. Okay, “Cemil Süleyman”, Büyük Türk Klasikleri, c. XI, s. 336-342.

Paylaş