HAYATI

10 Ocak 1917’de Tokat, Zile’de dünyaya geldi. 20 Haziran 1997’de İstanbul’da hayatını kaybetti. Tam adı Mahmut Cahit Külebi’dir. Mahmut Cahit, Nazmi Cahit ve Cahit Erencan imzalarını da kullandı. Niksar Gazi Ahmet Danişmend İlkokulu ve Sivas Lisesi’ni bitirdikten sonra 1940 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Antalya ve Ankara liseleri ile Ankara Devlet Konservatuarı’nda edebiyat öğretmenliği, Milli Eğitim Müfettişliği yaptı. Kültür Ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak İsviçre’de bulunduktan sonra 1970 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığına getirildi. Emekliliğinden sonra Türk Dil Kurumu Genel Yazmanlığı görevinde bulundu. 1983 yılında Türk Dil Kurumu’nun kapatılmasıyla kurumdaki görevi sonra erdi. Daha sonra SODEP’e katılarak politikaya atıldı.

İlk şiirleri lise sıralarındayken Sivas Erkek Lisesi’nin Toplantı adlı dergisinde yayımlanan Cahit Külebi’nin daha sonra 1935 yılında Yücel dergisinde “Sivas Erkek Lisesi-Ahmet” imzasıyla bir şiiri çıktı. İstanbul’a geldikten sonra ise Gençlik dergisinde “Mahmut Cahit” ve “Nazmi Cahit” imzalarıyla ikişer şiiri yayımlandı. Varlık ve Sokak dergilerinde yayımlana şiirlerinde ise “Cahit Erencan” imzasını kullandı. Daha sonra İnsan, Yaratış, Türk Dili, Kültür Dünyası, Söz ve Hisar dergilerinde yazdı.

Şiirlerini İkinci Dünya Savaşı içinde gelişen hareketli bir edebiyat ortamında yazmaya başlayan Cahit Külebi, değişik akımlardan etkilenen ve farklı kaynaklardan beslenen Türk şiirinde bir yandan aşık edebiyatının, bir yandan da serbest şiirin özelliklerini kullanarak farklı bir ses meydana getirdi. M. Kutlu, Cahit Külebi’nin şiirleri için “Çocukluk ve ilk gençlik günlerinden gelen intibaların ağır bastığı şiirlerinde insanı bıktırmayan, oldukça serbest, fakat kendisini hissettiren bir dil musikisi vardır. Aşık edebiyatını yaklaşır, ama taklide düşmez. Sade, rahat, kolay bir söz söyleyişi vardır. Yurt manzaraları çizer, bazen kötümser olsa bile esasen sıcak, sevimli, yerine göre gurbet ve hasret kokan canlı bir memleket edebiyatı oluşturmaya çalışır” biçiminde değerlendirir. Behçet Necatigil, şiirinin özgünlüğüne dikkat çeker: “1940-1950’li yılları kapsayan Yeni Şiir akımında kendine özel bir yer ayırdı. Aydın bir saz şairi içtenliği, bir Karacaoğlan rahatlığı ve temiz bir dil ile zaman zaman kötümser, güvensiz kendi türküsünü söyledi. Yarım kafiyeler, iç sesler, duygu ve düşüncelerine eklediği zarif benzetmeler, söyleşindeki titizlikle en sevilen şairler arasına girdi. Yurt köşelerinin manzara ve insan gerçeklerini, modern bir biçim ve yeni bir romantizm ile yaratış, anılarla güçlü içten bir duyarlılık başlıca özellikleridir”. Cahit Külebi’nin şiirlerini değerlendirirken araştırmacıların üzerinde en çok durduğu nokta onun yerliliğidir. Kent ve doğa ilişkisine bakan Hilmi Yavuz da Cahit Külebi’ye bu açıdan bakar: “Külebi’nin büyük şehir karşısındaki konumu, Doğa’yı olumsuzlayan istiarelerle bildirilir. Doğa’ya ve doğan olana karşıttır büyük şehir; bu yüzden de şairi ürkütür, doğal olanı özletir. Büyük şehirlerle iletişim kurulamaması, şehrin doğal olmayan işaretler taşımasındandır. Şehir karadır, kır mavi: kara boyalı Cebeci Köprüsü, Külebi’nin mavi rüzgarlarının estiği, bıldır gezdiği, tarlaları özletecektir.”

Orhan Veli Kanık, Cahit Külebi hakkında şu değerlendirmeyi yapmaktadır: ““Ben teşbihten haz etmem… Niçin şiirlerini seviyorum? Külebi bu işi ustalıkla idare etmesini biliyor da ondan. Onun başka şiirlerinde de bazı taşbihler gördüm, onları da sevdim… Bu teşbihleri teşbihten saymamak lazım. Burada teşbih hudutlarının dışına çıkan bir ifade kuvveti var. “Külebi eskilerin mecaz-ı ur dedikleri halk mecazlarını kullanıyar. Bal gibi, mis gibi, gül gibi vb. Bu şiir, gelecek yıllara Cahit Külebi devrinin bir tarihi olarak kalacak… Külebi’nin şiirlerini okumakla doyamıyorum.”

Turgut Uyar ise Cahit Külebi’yi şu sözlerle değerlendirir: Külebi bir ‘vakıa’dır, bir açıklanmaz olaydır Türk şiirinde. Oysa gündeşi Orhan Veli kuşağı açıklanabilir; birtakım toplumsal şartlara bağlanarak; yetişme, oluşma, yaşama düzenlerine bakarak açıklanabilir. Bir sebep bulunabilir onların güzelliğine ya da eksikliğine. Yaptıkları, bir bakıma toplumsal bir değişmenin şakası, uygulama savaşı, şiire bir yeni adam getirmenin soluk soluğa telaşıdır. Ya Külebi? “Külebi, durup dururken çıkar. Sıcak sıcak gözleri ve elleri gülen. Anadolu lirizmini taşıyan bir ‘hurda kamyon’ Külebi, Cemal Süreya’nın deyişiyle ‘tarihsiz bir coğrafyanın’ şairidir. Ne var ki tarihsiz bir coğrafya ‘doğal’dır. Külebi en güzel şiirlerinde, doğanın insanla ilişkisini tarihsiz bir gelenek gibi anlatır.”

Cahit Külebi ise kendi sanatını şöyle açıklamaktadır: “Benim şiirim halkçıdır. Toplumculuk da halkçılığın içinde yer alır. Halkçılık, toplumculuktan daha geniş ve kapsamlıdır. Elbette, benim şiirimin de, herhangi bir öğreti belirtisi yoktur. Herhangi bir öğretiye dayanarak da şiir yazmıyorum. Toplumcu ülkelerde de artık öğreti açısından öğreti açısından şiir yazma modeli de gittikçe azalmaktadır. Ama, toplumculuktan çok halkçılığı benimsemiş bir insan olduğum için, toplumculuğuma gölge düşürmenin yanılgı olduğunu belirtmek isterim. Ben halkçı bir şairim.”

“Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda” Nevit Kodallı tarafından “Atatürk Oratoryosu” adı ile bestelendi ve ilk kez 9 Kasım 1953’te Atatürk’ün naaşının Anıtkabir’a nakli töreninde icra edildi.

Cahit Külebi, “Yeşeren Otlar” ile 1955 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü; “Yangın” ile 1981 Yeditepe Şiir Ödülü’nü almıştır.

ESERLERİ

ŞİİR: Adamın Biri (1946), Rüzgâr (1949) Atatürk Kurtuluş Savaşında (1952) Yeşeren Otlar (1954), Süt (1965), Yangın (1980), Güz Türküleri (1991). Ayrıca seçilmiş ya da toplu şiirleri: Şiirler (bütün şiirleri, 1969), Türk Mavisi (seçilmiş şiirler, 1973), Sıkıntı ve Umut (bütün şiirleri, 1977), Bütün Şiirleri (1982) adlarıyla yayımlandı.

DENEME: Şiir Her Zaman (1985). ANI: İçi Sevda Dolu Yolculuk (1986).

ÇEVİRİ: Papatya Falı (oyun, Jean Anouilh’ten, 1966).

 

 

 

 

 

Paylaş