HAYATI

1857’de Diyarbakır’da dünyaya geldi. 24 Ocak 1924 günü İstanbul’da hayatını kaybetti. Diyarbakırlı Emirzadaler ailesinden tüccar Mehmet Şerif Efendi’nin oğludur. Sıbyan Mektebi’nde başladığı öğrenim hayatını dayılarının yaşadığı Şirvan ve Mardin’de tamamladı. Arapça ve Farsça dillerini öğrendi. Diyarbakır Telgrafhanesi’nde altı ay memur olarak çalıştı. Daha sonra Mardin Sancağı Tahrirat Kalemi’nde görev yapmaya başladı. Ardından sırasıyla Diyarbakır Heyet-i Teftişiye müsevvedliğinde, Ankara, Mersin, Kozan ve Adana aşar müdürlüklerinde çalıştı. 1886’da İstanbul gelen Ali Emiri Efendi Leskovik, Kırşehir, Trablusşam muhasebecilikleri ile Elazığ, Erzurum ve Halep defterdarlıklarında bulundu. Son olarak Yemen Maliye müfettişi olarak görev yaptı. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra emekliye ayrıldı.

Kitaplara karşı duyduğu büyük sevgisi ile tanınan ve Divan-ı Lügat-ı Türk gibi Türk edebiyatının pek çok değerli eserinin orjinal nüshalarını ortaya çıkaran Ali Emiri, görev yaptığı şehirlerde topladığı yazma eserleriyle İstanbul, Fatih’te bulunan Millet Kütüphanesi’ni kurdu. Osmanlı Tarih ve Edebiyat Mecmuası, Tarih ve Edebiyat ile Amid-i Sevda dergilerini çıkaran yazar, araştırmacı kişiliğinin yanı sıra şiirleri ile çeşitli şehirlerin şairleri ile ilgili kaleme aldığı eserleri ile de Türk edebiyat tarihinden kendine haklı bir yer kazandı. Kabri Fatih Camii’ndedir.

“Ali Emirî kudretli bir divan şairi değil, fakat muvaakiyetli ve velut bir nâzımdır. Onun her hangi bir manzumeyi
süratle kaleme aldığı da muhakkaktır. Esasen Ali Emirî’nin asıl kıymeti şairliğinde değil, tarihî, edebî bilgilerde mümtaz bir
bilgiye sahip oluşundandır. Tefahürden ziyadesiyle hoşlanan Ali Emirî’nin meşhur bilgisi nispetinde çok çok değerli eserler de vücuda getirmiş değildir. Onun en büyük faidesi, ülkemize gayet kıymetli yazmaları ihtiva eden bir kütüphane vakfetmiş
bulunmasındadır. Bugün Millet Kütüphanesi’nin Ali Emirî kitaplarını teşkil eden kısım bilhassa tarih, divan ve mecmua
hususunda birçok kütüphanelere tercik olunacak kıymettedir. Uzun süren hayatı esnasında nerede değerli bir yazma eser
gördü ise satın almış ve kütüphanesini zenginleştirmeye çalışmıştır Türk dilinin en mühim bir menbaı olan Divan-ı  Lügat-it
Türk de dahil olduğu halde bir çok ehemmiyetli eserler onun himmetiyle elde edilmiş ve bunlardan bir kısmı tab
olunabilmiştir.” (Sadeddin Nüzhet Ergun) 

ESERLERİ

Tezkire-i Şuârâ-i Âmid (c. 1. 1910), Cevahir-ül Mülûk (Osmanlı padişahlarının şiirleri, 1901), Yavuz Sultan Selim’in Türkçe Eş’arının Tahmisatı, Osmanlı Vilayat-ı Şarkıyyesi (1918), Osmanlı Şairleri Tezkiresi (16 cilt,) (1.cildi Muzaer Esen’de, diğer ciltler Millet Kütüphanesinde), Divan, Levami-ül Hamdiyye (Hamdedenlerin Nurları, 1911), Ezhar-ı Hakîkat (Hakîkat Çiçekleri, 1918; Yrd. Doç. Dr. Mehmet Arslan tarafından Kızılırmak dergisinde, sayı: 9, Eylül 1992, Sivas), Emin-i Tokadî Hazretlerinin Terceme-i Hâli (1950), Sivani (3 cilt, Millet Kütüphanesi Emiri kitapları, Manzur No: 37, 38, 39), İşkodra Şairleri, Yanya Şairleri, Esâmi-i Şuarâ-i Âmid, Diyarbekirli Bazı Zevatın Tercüme-i Halleri, Tunus Tarihi, Teselya Osmanlı Şairleri, Yemen Hâtırâtı, Divan, Câm-ı Cem-âyîn’i (Selimnâme-i Osmani, Bayâtî Hasan b. Mahmûd’un, 1331), Mardin Mülûk-i Artukıyye Tarihi ve Kitâbeleri ve Sâir Vesâik-i Mühimme (Ferdi Kâtib, 1331), Âsafnâme (Lüt Paşa’nın, 1326), Nizâmü’d-Düvel, Acaibü’l Letâif (Gıyâseddin Nakkâş’ın, 1331), Tuhfetü’l- Leyliyye (hicivler, latifeler), Mir’âtü’l-Fevâid Teracim-i Şuarâ-i Âmid, Abâü’l Akvam, Kitâbü’l- Egâni Tercümesi

Paylaş